1 Mart 2011 Salı

Oyuncu yetiştirmek enayilik mi?

Eveeet uzun süredir yazmak isteyip de ertelediğim bir konuya geldi sıra. Maliano'nun bu nefis yazısı fitili ateşledi aslen. Tercihim her zaman Avrupa basketbolu olsa da aradaki kıtalararası fark nedeniyle NBA yörüngeme yakın kalıyor ve Eurolig'le ilgili fazla 'laga luga' yapma gereği hissetmiyorum.

Şu ana kadar Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker maçlarının tümünü ve birkaç Partizan maçıyla Maccabi'yi izleyebildim (hoş yayıncı kuruluş NTV'nin yayınladıklarıyla yetinenler için bu sayı oldukça fazlaymış da hadi neyse; yaşa Eurolig.tv!)

Neyse konumuz maalesef Efes Pilsen; yarın Fenerbahçe Ülker elense de iyi bir sezon geçirdiğini ve kendi hatalarından; hatta salaklıklarınlardan elendiğini düşünürüm ve kesinlikle başarısız bir sezondu demem. Ama Efes için durum çok farklı. Yıllardır süregelen gelen başarısızlığın nedeni ne bire birde Wisniewski'dir, ne Perasoviç, ne Rakoçeviç ne de Cenk Akyol(!)

Efes Pilsen'i son yediği darbe değil, son iki yılda yediği darbeler de değil, lacivert-beyazlıları kendine sırt çevirmesi yıktı, tıpkı Mali'nin dediği gibi.. Tekrara girmeden yazıdaki nokta atışını desteklemek adına birebir şahit olduğum bir olayı beynimin tozlu kıvrımlarından çıkartıp paylaşmamın vakti geldi.

Gazetede çalışırken Efes Pilsen takımıyla -uçak ve konaklama masraflarımız karşılanarak- 5-6 deplasmana gitmiştim. Orada ise takım yetkilileri, oyuncular ve teknik ekiple baş başa konuşma fırsatı bulmuştum. 'Duty-free' rahatlaması mıdır nedir bilmem ama pasaport kontrolünün ardından memleket sınırlarında gerilen herkes bir gevşiyor.

Yine neyse; Herkesin aklında olan ancak nedense dile getirmediği -ki niye getirmediği de ayrı bir konu; Kaan Kural'ın yayıncı kuruluş NTV iken TBL maçlarını yorumlaması için yediği veto ve milli maçlardaki aynı durum- konuda kafiledekilerden birine (gizemli oldu biraz) tam bu konuyu sordum.

Soru:
"........... Abi Efes Pilsen'in başarılı olduğu zaman en büyük özelliği yetiştirdiği oyunculardı, formaya anlam yükleyen insanlardı. Ancak şimdi parayı bastırdığınızda gelen kaliteli oyuncularla bu iş olmuyor artık bunu gördük. Eskiye dönmek, altyapıya önem vermek gibi bir plan var mı?" (Soru kelimesi kelimesine böyle olmasa da -orada daha çok dost sohbeti vardı- mana tamamen aynıydı)

Cevap:
"Niye dönelim ki; ben bulucam, yetiştiricem, masraf yapıcam sonra gelecek NBA yok pahasına oyuncumu alacak. Yok öyle işe, ben enayi miyim? NBA'ye oyuncu mu yetiştiricem yıllarca..." 


Not: MSN Türkçe'si tercihim değil, yazıyı konuşma dilinde akıcı olması adına 'imlâ'dan kıstığım için şimdiden özür dilerim!"

Cevap maalesef ballandıra ballandıra yazdığım kadar uzun değildi sadece bu kadardı ve sonrasında karşı taraf sustu, ben ise o kadar kontrada yakalandım ki normalde hiç kapatmadığım çenemi sadece "Piki" demek için oynattım.

Efes Pilsen kırgın, Efes Pilsen küskün ve Efes Pilsen altyapıya sırtını dönmeye karar vermiş; şimdi kimse bana çıkıp altyapıda yok şu kadar şampiyonluk alındı, şu kadar maçtır yenilmiyor demesin. Orası apayrı bir kazan. O konuya giren boğulur..

Ama Efes Pilsen'e tek bir sorum var; tamam siz haklısınız NBA hırsızlık yapar gibi oyuncuları komik rakamlara kopartıyor ama Ülker ile Efes yıllarca İzmir'den, Antalya'dan, Adana'dan aynı şekilde oyuncu kaçırmadı mı? O zaman kimse enayilik etmesin, ne güzel dünya!

Büyük General Rose!

Yandaki grafik artık adı iyiden iyiye MVP için geçen Derrick Rose'un ligdeki diğer 'top' oyun kuruculara karşı karnesi.
Rose, Bulls'un sakatlıklarla ritmini bulamayacağı tahmin edilen kadrosunu şu anda elit takımlar seviyesinde tuttu.
Chicago; Hornets, Boston, Spurs, Thunder, Jazz ve Dallas'a (hepsi de 'play-off' tablosundaydı) karşı  oynadığı 11 maçın 7'sini kazanmış..
Rose ise kafa kafaya tokuştuğu rakiplerden sadece Westbrook'a karşı geride.
MVP 'nin belirlenmesinde takım performansı, kişisel formun yanı sıra bu tarz rakamlara da bakıldığını hatırlatmak gerek..
Bu işin haber tarafıydı.

Hak edip etmediği konusundaki yorumlarda ise arada kalanlardanım. LeBron James, Russell Westbrook bana göre en büyük rakipleri..
Peki hangi Rose MVP adayı?
Oyun kurucu Rose mu, takımının lideri Rose mu?
Oyun kurucu Rose bence MVP değil, oyun stili açısından Westbrook'la benzer hatlara sahipler. Çivi gibi delici, tnt gibi patlayıcı, ancak konu "oyun ve kurmak"a gelince Westbrook'un takımına daha iyi kumanda ettiği açık. Westbrook, topu kullandığı her iki seferden 1'inde takım arkadaşlarına sayı pası veriyor.
LeBron ise o konuda Rose ile aynı durumda.Her iki oyuncu da kullandıkları her 10 topun 4'ünden daha azında asiste başvuruyorlar.
Takım lideri olarak Derrick Rose ise kesinlikle ve kesinlikle MVP olmayı hak ediyor. Bulls'un omurgası Rose-Boozer-Noah üzerine kurulu. Sezonun ilk bölümünse Boozer yoktu, sonrasında ise uzun bir süre Noah..
Ancak Chicago Doğu'nun zirvesinde Boston ve Miami ile birlikte en istikrarlı takım olarak hep kaldı..
Boston ve Miami!!
Rose, 3'ü NBA tarihine damga vurmuş veteran olmak üzere 4 'all-star'lı bir takımla, ligin en değerli 10 oyuncusundan 3'ünün yer aldığı bir başka takımla aynı seviyede tuttu Bulls'u hem de tüm sezon boyunca.. Takım arkadaşlarını daha yukarı çıkartmak çok önemli bir kıstas MVP yarışması için, Rose zaman zaman takımını takım arkadaşlarına rağmen de yukarı çıkarttığına göre MVP'yi bir takım lideri olarak hak ettiği kesin.
LeBron'a dönersek; hem son iki yılın en değerli oyuncusu hem de bu sezon bir MVP'nin kaybetmemesi gereken kadar yakın maç kaybetti Miami'yle. Tabii onun kadar değerli Wade'i de unutmamak lazım.
Westbrook'un önündeki en büyük engel ise maalesef Kevin Durant. Durant'in sayı kralı olması onu MVP yapmayacak belki ama Westbrook'un da ödülü almasına izin vermeyecek kadar da etkileyici..