24 Ocak 2011 Pazartesi

- Faili meçhul mu?, - Meçhul, meçhul..

Türkiye'yle aradaki 8 saatlik fark sayesinde bir açıdan şanslı görüyorum kendimi. Memleketteki gündem doyum noktasına ulaştığında ben daha taze yataktan kalkmış kahvemi bitirmiş oluyorum.. Yani olayları sıcağı sıcağına değil de gideceği yere varmaya yakın ya da vardıktan sonra değerlendirme şansı buluyorum.
Bugün ise bir sıkıntıyla kalktım. Sonra klasik web gezintime başladım. Ve hemen '18 yıl önceydi', '24 Ocak'tı', 'unutmadık, unutmayacağız', 'Pazar sabahıydı' başlıklı andımız gibi herkesin ezbere bir çırpıda söylediği şeylerin yazıldığını gördüm birçok yerde. Sonra aklıma geldi ne güzel unutmuşuz diye.
Unuttuk hem de hepimiz. Unuttuk çünkü onu, Abdi İpekçi'yi, Çetin Emeç'i, Bahriye Üçok'u Ahmet Taner Kışlalı'yı, Gaffar Okkan'ı (o da 24 Ocak'ta öldürüldü, onu da anmadan geçmeyelim), Hrant Dink'i koruyamadığımız için unuttuk, hadi koruyamadık failleri hâlâ meçhul olduğu ve ne olursa olsun olacağı için Uğur Mumcu'yu ve diğerlerini unuttuk.

Abdi İpekçi suikastı zamanı bu dünyada değildim, Uğur Mumcu zamanında ise ekmeğe mama, s.ke sopa dediğim çağların az sonrasıydı. Hiçbir yazısını okumamıştım, okumaya çalıştıysam da anlayamamıştım (idrak edememiştim) ama o günü çok iyi hatırlıyorum, tıpkı herkes gibi. Küçüktüm, TRT'de haber geçti ve o bomba konmuş Renault 12'yi gösterdi uzak çekimden. İçim yanmıştı. Yazılarını okuduktan konuşmalarını dinledikten ve ne demek istediğini daha iyi anladıktan sonra daha da üzüldüm. O zamandan beri de her 24 Ocak'ta istem dışı da olsa içim 'cız' eder.   
Tek düşünen insan evladı değildi Uğur Mumcu suikasta kurban giden. Ama bugün daha bir üzüldüm. Faili meçhul giden herkes adına bir kez daha üzüldüm.
Hrant Dink'i anmak için binler organize olurken, sosyal paylaşım sitelerinde şov amaçlı paylaşımlar yapılırken, Uğur Mumcu'nun, Gaffar Okkan'ın pek az kişi tarafından umursanmasına bazı 'şarlatan'lar tarafından da o "Zaten demokrasi şehidi değildi" denmesine üzüldüm Ama en çok da bir sonraki faili meçhul düşünen insandan sonra Hrant Dink'in de unutulacağına (daha az hatırlanacağına) üzüldüm..
Ne acı değil mi? Faili meçhullerimize, 'pop star' gibi davranıyoruz. Bir sonraki gelene kadar en popüleri o.. 

Faili meçhuller (Tabii ki daha yüzlercesi var ama düşünen adam olarak son 29 yılda aklıma bir çırpıda gelenler)
1982 doğumlu biri için bu kadar failsiz cinayet görmek bile oldukça lüzumsuz 
Abdi İpekçi 1 Şubat 1979 (Onu yazmadan edemedim, birçok şeyin başlangıcı gibi geliyor bana)
Bahriye Üçok 6 Ekim 1990
Çetin Emeç 7 Mart 1990
Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
Ahmet Taner Kışlalı 21 Ekim 1999
Gaffar Okkan 24 Ocak 2001
Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002
Hrant Dink 19 Ocak 2007

Unutulmayacak isimleri birer birer unutuyoruz. Umarım Hrant Dink'i hiç unutmayız ama bu unutkan ülkenin evlatları neleri boş verdi onu da boş vermek için bir sebep bulur.. Kimleri ve neleri unutmadı ki bu toplum maalesef sizi de unutur...
Yazıklar olsun sana unutan Türkiye, yazıklar olsun sana unutan Türkiyeli..

Super Bowl XLV: Packers-Steelers, kaybeden Dallas..

Steelers Koçu Mike Tomlin 4 sezonda 2 AFC şampiyonluğu yaşadı.
NFL'de Konferans şampiyonları, dolayısıyla da 45. Super Bowl'un tarafları belli oldu: Steelers-Packers. Bu hafta oldukça yoğun olduğum için maçlara dair bir şey yazamamıştım. Dün de siteye bakan nadir arkadaşlarımdan (3-5 kişi, kayıtları elimizde) biri mesaj atmış, ne olur maçlar diye, o sırada Soldier Field'a girmeye çalıştığım için :) yorumlar da değerlendirme de bu saatlere kaldı.
İlginçti dünkü iki maçta.. İstatistiklere bakarak hem Aaron (de) Rodgers, hem de Ben Roetlisberger'in kötü oynadıkları, daha doğrusu kendi standartlarının altında oynadıkları düşünülebilir. Doğru da. Ama yine de QB'leri daha iyi olan takımlar kazandı.
4 takım da her şeyden önce kendi savunmayla tanımlayan takımlardı. İki maçın da savunma ağırlıklı geçeceği belliydi. Rodgers'ın ben tek siz 3'ünüz dediği Chicago oyun kurucularından farkı o sert savunmaya şans tanımadan, maçın açılış oyunundan çıkarttığı touchdown'du.
Roethlisberger'in de Mark Sanchez'den farklılaştığı nokta ise adrenalinin tavan yaptığı anda attığı maçı bitiren 14 yardlık ilk hak kazandıran pastı. Rodgers da, Roethlisberger de 2 top kaybı yaptılar (Aaron Rodgers'ın pasını tutup ayağından sektirip rakibe kaptıran Driver'ı kutlamak lazım, passer reytingin içine ilk eden o oldu. Roethlisberger'in de bir top kaybından Mendenhall'ın büyük katkısı var) yine de daha iyi olduklarını ispatladılar. Not düşmek gerekirse Mark Sanchez 2. yarı çok iyi bir maç çıkarttı. Olacak o çocuk..
TD yapması beklenen son adam BJ Raji artık bir kahraman
Konferans finalindeki 4 takımın da savunması gurur duyulacak işler yaptı. Sadece; Jets maçın ilk yarısında Mendenhall'a tüm koşu oyunlarında buyur ederek kendi sonunu hazırladı.
Bears genç bir takımla ve orta seviye oyun kurucuyla gelebileceği en iyi yerdeydi. New York Jets ise zor iki rakibin ardından 3. zor rakibini de salladı ama deviremedi. Bears de, Jets de yenildiler ama asıl kaybeden 45. Super Bowl'a ev sahipliği yapacak Dallas Cowboys oldu.
Kâbus gibi bir sezon geçiren Cowboys taraftarları bu yetmezmiş gibi çok da iyi duygular beslemedikleri Steelers ise Packers'ın sahalarında en büyük olmak için verecekleri mücadeleyi izleyecekler.
Super Bowl ile ilgili yazacağım ama ilk izlenim şu, Steelers favori ancak son iki maçtaki gibi koskoca bir devre yatmaya çalışırlarsa Aaron de Rodgers acımadan çeker fişi..

Sahi Daum niye gitmişti!

Genelde futbol konusuna girmeyi tercih etmiyorum nasılsa herkes biliyor diye.. Ama bu kez kendimi yazmadan alamayacağım. Kötü bir Fenerbahçe taraftarıyım. Kötülüğüm rakiplere anlayışlı davranıp, kendi takımıma gerçekçi bakmamdan kaynaklı. Sıfatın sahibi yakın Fenerbahçeli arkadaşlarım. Konu Fenerbahçe'yse pek bir şeyi beğenmem. Örnek vermek gerekirse; Olympiakos galibiyetinin (büyük zafer) onlar kötü olduğu için (son periyot dışında, o 10 dakika tarihe geçecek bir dilim) alındığını düşünenlerdenim. Detayları isteyenle de tartışırım.. Sonuçta 'sarı-lacivert' düşündüğümde mükemmeliyetçiyim. Ancak artık konu Fenerbahçe Futbol Takımı'ysa mükemmeliyetten geçtim 'idare eder'i görmek bile beni 'Chun-Li' kadar mutlu edecek
'Umut fakirin ekmeği' misali her maç farklı bir heyecanla televizyon karşısına geçerim (artık ABD'de ikamet edildiği için bilgisayar). Son 4 yıldır olmuyordu cumartesi günü de olmadı, büyük sürpriz değil. Biraz zaman geçmesini bekledim yazmak için ama değişmedi hislerim, yazayım bari dedim.
Her defasında keyifle, heyecanla, gururla izleme umuduyla geçtiğim ekran karşısından sinirle, stresle ve adını koyamadığım sayısız duygularla kalktım Antalya maçındaki Fenerbahçe'nin karşısından. Hayâl kırıklığı ve üzüntü o duygulardan tarif edebildiklerim.. Gökhan Gönül o Hagi'vari golünü atmasa durum çok fena.. Şimdi ise Trabzon da, Bursa da puan kaybetti ne kadar harika değil mi? Tabii ki değil..
Hiçbir zaman skordan yana olmadım.. Zaten sonuca değer verenlerden olsam, her sezonda ilk 2 garantisi veren Daum'un gönderilmesine sevinmezdim, hoş herkes sevinmemiş miydi ki! Neydi suçu; ikinci kez son haftada şampiyonluğu kaptırmak.. En azından ilk iki garantiydi be!
Onu geri çağıranlardan ya da 'şimdi Daum olsa' diyenlerden asla değilim. Hizmeti büyüktür ama 'o kafayla' bu iş gitmezdi artık!
Ne umutlarla gelmişti Aykut Kocaman... Şampiyonluk falan değil, hani 'güzel oyun'gillerden bir şey beklentisiyle.. Ya da her şeyden önce takımın üzerinde dolaşan 1-0'a yatma ve kontratak laneti gider diye umut ediyorduk.. Kazanırsınız ya da kaybedersiniz işin orası çok önemli değil.. Hatta beni rahatsız eden sezon başından bu yana Fenerbahçe'nin nasıl kaybettiği değil nasıl kazandığı..
Son 3 yıldır senaryo aynı.. E madem böyle gidecekti o zaman senarist neden değişti? Tamam değişim bir anda olmaz, sancılıdır, o uğurda birçok şey kaybedilebilir... Kaldı ki; Aykut Hoca gitsinci de asla değilim.. -'Erken emekli' olduğum gazetecilik kariyerimden çoook önce ilk röportajımı kendisiyle yapmışımdır, yeri ayrıdır. Oynanan oyuna bizim kadar üzüldüğüne de eminim- Kalmasından ve ne olursa olsun ilk ikiye giren ama kahreden futboldan bizi kurtarmasından yanayım.. Ama geldik 18. haftaya değişen tek bir şey yok Atılan golden sonra antrenöre koşulması dışında..
Kötü bir kadro yok Fenerbahçe'nin elinde, isim olarak bakıldığında Beşiktaş'ın ardından 2., pozisyon-pozisyon incelendiğindeyse belki de en iyi kadro. Antalya maçındaki Niang hamlesi bence iyi bir denemeydi, daha önce 2-3 defa kısıtlı dakikalarda da olsa o yerleşimi görmüştük. Hemen vazgeçilmemesi taraftarıyım -Sorun Niang'ın şu aralar formsuz olması- Cumartesi günkü kadro, seçenekler arasında en iyilerinden biriydi.. Zaten ne teknik direktörde, ne de sahadaki 11'de bir sorun yok. Sorun Tuncay'la, Anelka'yla, Aurelio'yla, Appiah'la, Nobre'yle, Hooijdonk'la tutan 4-5-1'de. Problem o düşünce tarzında olunca diğer ikisinin pek bir önemi kalmıyor.
E o zaman mantalite aynı, sistem aynı, değişen bir şey yok!
Sahi Daum niye gitmişti!
Daha yazacak çok şey var ama şimdilik bu kadar yeter