25 Şubat 2011 Cuma

Yaradanın boş vakti ve takaslar!

Neyse sonunda NBA'de takas süresi bitti de bilgi kirliliğinden kurtulmuş olduk. 21 takımın aktif olduğu bu süreçte tam 50 oyuncu yer değiştirse de en büyük olay Carmelo'nun New York’a gidişiydi. Ancak Nets son bir hamleyle D-Williams'ı alarak rakibinin en mutlu gününde hem rol çaldı hem onların gelecek planlarına bir darbe vurmuş oldu. Bence tüm takaslar arasında en iyi işi Oklahoma ve Portland çıkarttı. Jazz'dan D-Williams'ı -neredeyse- yok pahasına alan Nets'i de unutmamak lazım.
Takaslar için tam bir değerlendirme yapmak gerekirse; Melo konusunda yazıldı çizildi. Bu blog'a ait fikirlere de şu ve şu postlardan bakabilirsiniz. Diğer hamlelere bakarsak;

Nets-Jazz: Harris, Favors - D.Williams
Nets-Warriors: Murphy - Gadzuriç, B.Wright
Bu takaslar ışığında niyet okumak gerekirse; "5 vakte kadar Utah'ın eline bir şey geçecek" ama ne?
Bu neyin mantığıdır, nasıl bir basiretsizliktir, tamam adam bir duayene ayıp etmiştir, gerekenin yapılması kazımdır da takası hobi diye niye yapıyorsunuz, adam gibi yapsanıza. D-Williams'ın takasında Nets’in ruh halini şuna benzetiyorum; Okey oynarken, dikkati dağılan oyunculardan biri yere okey atar da, sıra sana geldiğinde yaşadığın heyecanla o saniyeler, saat gibi gelir ya, işte öyle. Nets herhalde “Her an vazgeçecekler, şimdi telefon çalacak” diye diye takasın resmileşmesini sabırsızlıkla beklemiştir.
Utah biten kontrat satın aldı desem, değil, geleceğe yatırım yaptı desem, (28 yaşına gelen Harris dirhem ilerletmedi oyununu, Favors'ın ne olacağını kendisi bile bilmiyordur) o da değil..
Kulübü yıllarca çok iyi yöneten bir babanın basiretsiz oğluyla ilgili 100 binlerce kişinin ağladığı bir drama filmi gibi hamle bu Jazz için. Biten Kirilenko'nun kontratını, hiç verim alamadığın Mehmet Okur'u kakalamak varken, lig bazında oldukça değerli olan takımın 'the' parçasını aceleyle yolla. Te-Allah’ım. Hâlbuki D-Will'in daha 1 yıllık sözleşmesi vardı. Sezon sonunda ya da daha kapsamlı bir paketle geleceğe yatırım yapılabilirdi.
Nets'in diğer hamlesiyse; yıllaaaar önce Milwaukee'ye attığı kazığın son yılında olan Gadzuriç'in alınması oldu, 7 milyon dolarlık biten bir kontrat. Brandan Wright da Favors'un boyu boyuna denk gelsin diye alınan bir parça herhalde çünkü çok kayda değer bir oyuncu değil. Onlar Murphy için bir şeyler kopartmaya çok uğraştılar ama kimseden ses çıkmayınca böyle bir hamle yapmak zorunda kaldılar anlaşılan.
Warriors ise takasların ardından gelecek yıl için 4.5 milyon $'lık bir 'cap' açığı sağladı.
Notlar:
Nets: A+
Jazz: F
Warriors: C

Thunder-Celtics: Green, Krstic - Perkins, N.Robinson
Thunder-Bobcats: DJ White, Mo Peterson - Mohammed 
Celtics-Cleveland: Semih Erden - Luke Harangody.

Tamam diğerleri heyecan veren takaslardı ama Thunder-Celtics takası NBA zirvesini derinden etkileyecek cinsten. Her iki tarafta da konferans ve NBA finallerine yönelik hamleler oldu bu. Celtics'inki ise biraz "Biz böyle çok güçlü olduk, alın şunu" gibi gözüküyor. Ama bir sorun Danny Ainge bu takasları ne diye yaptı. 
İşin temelinde sezon sonunda Perkins'in serbest kalacak olması yatıyor. Daha geçtiğimiz ay taraflar yeni sözleşme için görüşmüş ancak anlaşma sağlayamamıştı. Yani soğuk rüzgârlar esiyordu, Ainge de Thunder'a giderek iki ortalama isim karşılığında potansiyeli daha yüksek iki oyuncusunu yolladı. Krstiç'i hepimiz biliyoruz. Orta mesafe şutu olan savunmada pozisyon bilgisi gayet iyi ama sertlik sorunu yaşayan bir pivot. Jeff Green ise daha çok 4 numara gibi oynasa da Paul Pierce'ı da yedekleyecek yeteneklere sahip. 
O'Neal'lar şu 1-1,5 aylık süreçte geri dönerlerse 'Howard savunması' kalabalıklığına yeniden ulaşabilirler ama Perkins'in sertliğine yaklaşabilecek kimse yok. Boston GM’inin içini rahatlatan rakamsa normal sezondaki en verimli 5’in Garnett’ın pivot oynadığı 5 olması.. Bedavaya gidecek oyuncu ve ne yağacağı belirsiz bir oyuncu karşılığında iki tane orta sınıf oyuncu aldılar ki; hiç fena değil. Ancaak;
Bir Ahmet Çakar atasözünde dendiği gibi; Şampiyonluk giderse hesabını kim verecek?

Semih Erden ise arada kaynadı gitti. Aslında bir bakıma iyi de oldu. Hem maddi açıdan, hem de forma şansı bulması açısından. Semih dipteki Cavs'te en az 15-20 dakika süre alabilecek kapasitede. Bu süreleri de iyi değerlendirirse gelecek yılın sonunda iyi bir kontrat alabilir. 
Marquis Daniels'ın gitmesiyse tamamen maddi bir konu. Eğer Sacramento dün herhangi bir oyuncu takas edemeseydi oyuncularına verdiği para 43 milyon doların altında olacaktı ve ceza ödemek zorunda kalacaklardı. Bunun için de son saniyede Daniels'ın biten kontratını aldılar. Daniels'ın gelecek sene yeniden Celtics'le imzalayacağı konuşuluyor.

Oklahoma açısındansa bu takas bir ucu diğerinden daha keskin bir bıçak. Zaten 3 yıla kalmadan şampiyonluk yarışında ciddi ciddi olacaklarının sinyallerini veriyorlardı. Takasların ardından "Bu sene neden olmasın" seviyesine çıktılar. Ama az da olsa bıçağın kendi tarafındaki keskin ucu da bulunuyor. Perkins, her ne kadar hücumunu geliştirse de rakip potada tam bir tehdit değil. 
İşin savunma tarafını Perkins-Mohammed ikilisiyle çok rahat götürebilirler ancak hücumda hem Green hem Krstic'in orta ve uzun mesafe şutu aranacak gibi. Boyalı alan için hücum satıp, savunma aldılar. Nate Robinson 1 ve 2 numaraları yedeklemek açısından iyi bir tercih. Yine de savunma, şampiyonluk yolunun hafriyatı olduğu için Thunder iyi bir işe imza attı.
Notlar:
Celtics: B-
Thunder:  A
Cleveland: C
Sacramento: $

Bobcats-Portland: Wallace - Pryzbilla, Cunningham, Marks

Bu da kritik bir hamle. Bobcats gemiyi boşaltmaya çalışıyor. İlk yolcu Wallace ile Mohammed oldu. Wallace çok yönlü olmasının yanı sıra son 3 yıldır da mental sorunlarını atlatmış gibi gözüküyor. Neredeyse tüm takımı baştan aşağı ‘draft’le kuran Portland tamamlayıcı parça olarak Wallace’ı seçti ve doğruyu yaptı. Hem ribauntlara katkı sağlayabilen, savunmada 2-3 ve 4 numaralarla da eşleşebilen hücumda da iç-dış dengesi sağlayabilecek bir forvet. Zaten sakatlıklardan kurtulduktan sonra 1 kademe atlayacak Portland’ı daha da yukarı çıkartabilecek bir takas.
Notlar:
Portland: A
Bobcats: D

Atlanta-Washington: Bibby, Evans, Jordan Crawford - Hilton Armstrong, Hinrich
5 oyuncunun da rakamları rezalet, kariyerlerinin geldiği nokta içler acısı. ‘Kaybedenler Kulübü’ne üye alımı gibi. Bibby’nin geldiği bu noktada John Wall’a ‘abi’lik görevinden öteye gidemez. Hinrich tablodaki en olumlu parça. Ancak Hawks’ın onun gelişiyle bir sonraki aşamaya geçeceğini düşünmek en kibar tabirle ‘hayalcilik’ olur.
Notlar:
Atlanta: C
Washington: D
Hornets-Sacramento: Thornton - C.Landry
Hornets boyalı alanı Landry ile yedeklerken, iyi bir şutör olan Thornton’ı Kings’e yolladı. Nedeni Landry’nin az süre bulması(ymış). Kings açısından pek bir mana veremedim. Udrih, Evans, Garcia’nın ardında duracak ucuz bir adam daha lazımdı herhalde Sacramento’ya. Landry’nin Hornets’a bir şeyler katacağı kesin. Okafor-West-Landry üçlüsü dirençli bir boyalı alan.
Notlar:
Hornets: B
Sacramento: D

Rockets-Memphis: Battier, Ishmael Smith – Thabeet, DeMarre Carroll, 1. tur draft
Rockets-Phoenix: Brooks – Dragic, 1. tur draft

Grizzlies, Rockets ve 5 yılın ardından yeniden Grizzlies. Shane Battier başladığı yere dönmüş oldu. Savunmasıyla var olan Battier’in savunma yapmayı unutan Adelman Houston’ında günlerinin sayılı olduğu belliydi. Biten kontratına karşı şu ana kadar gelecek vaat etmekten öteye geçmeyen Thabeet ve DeMarre Carroll’u aldı Houston.
Diğer tarafta ise yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyen Aaron Brooks’u yollayıp daha sınırlı yetenekte ancak daha iyi karakterdeki Dragiç’i aldılar. Sorunsuz adam, sorunlu adamdan her zaman için iyidir. Thabeet’e umarım çok fazla ümit bağlamıyorlardır. Hakeem’i özel ders için aradıkları söyleniyor ancak Hakeem bu sefer hiç oralı olmamış ikna çalışmaları sürüyor..  
Memphis ise Utah’ın zayıflamasının ardından ‘play-off’ hazırlıklarına başladı. Battier iyi bir tercih. 7 milyon $’lık kontratı da sona eriyor.
Phoenix içinse Brooks takası Nash sonrası dönemin temelleri olarak görülebilir. Keşke Nash’i iddialı bir takıma yollasalardı da onsuz bir play-off izleyecek olmasaydık bu sene (görünen köy kılavuz istemez)
Notlar:
Rockets: C
Grizzlies: B
Phoenix: D

"Ve arada takası da beceremeyenler çıkacak." NBA Bible, sayfa x, bölüm y. :)
O beceriksizler Memphis ile Indiana. OJ Mayo’yu göndermek için uygun oyuncu kovalayan Grizzlies sonunda Indiana ile Josh McRoberts karşılığında anlaştı ancak süre dolduğu için anlaşma resmiyet kazanamadı.

Son olarak Tim Thibodeau ve Bulls yönetiminin Ömer Aşık konusundaki ısrarı dikkat çekici. Bulls 2 numara arayışında Houston ile Courtney Lee, Cleveland ile Anthony Parker, Memphis ile OJ Mayo, Phoenix ile de Jared Dudley ile ilgili görüşse de tüm takımların Ömer Aşık’ı istemesi takasları yatırdı. Ömer dün o moralle çıktığı Miami maçında sayı atmadan harikalar yarattı. ‘LeBron yardımı’ dersi veren Ömer için umarım yeni bir dönem başlamıştır.

23 Şubat 2011 Çarşamba

'Kroenke' vs. Mr. 'Yalan Dolan'

Carmelo takası, sonunda 13 oyuncunun yer değiştirmesiyle nihayete erdi.. Erdi ermesine de ailenin nazlı gelin gibi davranan Melo, New York Knicks'e pahalıya maloldu.
Aslında farklı 2 görüş var. Bazı rakamsal verilere dayanarak takasın bir anlamda geleceğe dönük yatırım olduğunu iddia edenlere katılsam da saçmalıklar dikkatten kaçmıyor..
Yandaki tabloda 13 değil 14 oyuncu görüyorsunuz.. Nedeni 'ESPN Trade Machine'de nakit para gönderemediğimiz için araya bu sezon hiç işe yaramayan Roger Mason'ı koydum.. Altta ise 'takas makinası'nın bu sezonki performanslara göre takımlarîn yeni oyuncularından nasıl etkileneceğini gösteriyor.. Hepsi kırmızı; pozitif bir etki yok demek..
Takasa tamamen Stan Kroenke cambazlığı, James Dolan işbilmezliği çerçevesinde bakıyorum. Yoksa sözleşmesi bitecek ve size gelmek için yanıp tutuşan biri için Manhattan'ın yarısını ipotek etmenin hiçbir manası olamaz.. Bir de şunu da belirtmeden geçmemek lazım. Takasın sadece Minnesota ayağında Donnie Walsh'ın parmağı var, Walsh geçirdiği kalça ameliyatı yüzünden uçağa binemiyor ve 10 gündür de Indiana'daki çiftliğinde istirahatte. Isiah (tüm eleştiriler Isiah'in GM'liğine) ruhunun geri döndüğü takasın dangul-dungul yapılışından belli..
Neyse şimdi giden parçalar ve gelen parçaları değerlendirip hamlenin derinine inmek gerekirse..

Carmelo Anthony: İstediğini aldı, bir de CBA'den sonra 3 yıl 65 milyon $'ı alırsa değmeyin keyfine..

Chauncey Billups: Paket küçüktü, büyütmek için eklenen enteresan bir parça.. George Karl'ın arkasından ağıt yaktığı kesin, Mike D'Antoni'nin de favori gard tipi olmadığı kadar hem de.. Ancak 'Şemsiyenin içeriye girdikten sonra açıldığı' sorun olmayan en önemli oyuncu. Tecrübeli (2004 finalleri MVP'si), zor anları seven (Amare ile Carmelo winner değil ama o öyle) ve Chris Paul ya da Deron Williams hayalini sürdürmeye yetecek bir kontrata sahip (2 yıl 28 milyon dolar) Feci bir hamle değil yani..  

Renaldo Balkman: Kürkçü dükkanına (2006 1. turda Knicks tarafından seçilmişti) döndü.. Savaşçı bir isim, çok büyük etkisi olacağını düşünmesem de Turiaf'la beraber takım motivasyonunu (özellikle de çabuk 'pısan' Carmelo ve Amare'ye ruhani destek olabilecek isim) yüksek tutmak adına yerinde bir hamle. 3 yıl 5.5 milyon $'lık kontratı var.

Shelden Williams: Reggie Miller ile dalga geçerlermiş ablası ondan daha iyi basketbolcu diye, Williams'ın ki daha acıklı eşi ondan daha iy basketbolcu. Anthony Parker'ın kardeşi Candace Parker ile evli olan Williams'ın kalitesi(!) 4 yılda 6 takım değiştirmesinden zaten belli. Aslında çaylak yılından bu yana en istikrarlı sezonunu geçiriyor; 4.7 sayı, 5.3 ribaunt..(!) Ancak yine de bir Duke'lü olduğunu unutmamak lazım.. Tabii asıl geliş sebebi hem ucuz olması hem de biten kontratı.. Sıkı dur 7. takım..

Anthony Carter: Brevin Knight, A.Carter ve Chris Duhon benzer özellikleri olan oynatmaya yönelik zerre yıldız parıltısı olmayan işçi oyun kurucular.. En beğendiğim tipteki gardlar ama galiba benim dışımda pek beğenen yok :) Sadece 14 maça çıktı bu sezon ve artık gün sayıyor NBA kariyeri için.. Douglas'ın da yedeği olacağı için süre alması çok çok sürpriz olur. 854 bin $ kontrata sahip.

Corey Brewer: İlginç bir parça. Özellikle de beklentileri hayal kırıklığına dönüştürmesi açısından. Ben demiyorum Draftexpress.com'um 2004 draft'i için raporuna bakarsanız: "Best case: Josh Smith, worst case: Trevor Ariza" denmiş. Daha ondan Radmanoviç performansı görmedik.. Ne Ariza'sı, ne Smith'i. Kötü bir savunmacı değil tabii bir de biten kontratı var allahtan..  

Denver'a gelen
Zaten sorun burada Carmelo ile Billups da gelince en azından D'Antoni'nin istediği 7-8 kişilik rotasyon yine tamamlandı.. Ama gidenler o kadar "vah, vah, vaaah" dedirtecek cinsten;

Raymond Felton: Şu dünyada Larry Brown'u kendine hayran bıratıran pek az adam var o onlardan biri. Bu sezon 'all-star'lık geçiyordu onun için ta ki dedikodular MSG'nin kapısına dayanıncaya kadar.. Henüz 26 yaşında Felton ve olaylardan, dedikodulardan oldukça etkilendi. Şimdi Denver'da da George Karl 'yeni çocuğa' göz dağı verircesine "Lawson mı-Felton mı karar vermedim, şanslar eşit" demesi daha da moral bozucu olacak onun için.. Yine de çok iyi bir transfer, şutu çok iyi, pas oyunu zaten hep iyiydi. Denver için büyük kazanç. Ve eğer yeni CBA çıkar da New York Knicks D.Williams veya C.Paul'dan birini New York'a getiremezse seyreyleyin çümbüşü o zaman.. Gelecek yıl sona erecek 14 milyon $'lık bir kontratı var.

Timofey Mozgov: Çok bir şey göremedik ondan.. Arada 1-2 maç resital sunduğu oldu ama çok istikrarsızdı. Karl'ın ona önem verceği kesin.. Onlar da artık planları "Nene de gider"e göre yapmaya başladılar. Şimdilik görünmese de çok iyi bir parça.. Mozgov'un 3x3.3 milyon dolar sözleşmesi var.

Danillo Gallinari: En iştah açan parça.. En hazır isim. her ne kadar Clippers ve Nets'in onu istediği yazılsa da Knicks'i böyle bi güzel kazıklayan takımın onu bir yere göndermeyeceğinden neredeyse eminim.. Gallinari için D'Antoni'nin de gözyaşı döktüğüne eminim.. Diz sorunu yaşamazsa 20+s, 7+r bir oyuncu olacak gibi.. Dış şut tehditi her eve lazım cinsten ve 2 yıl sudan ucuz; 3.3 milyon $. 

Wilson Chandler: en fazla bilgi kirliliği onun hakkında var. Efendim öncelikle Knicks'in sezon sonunda onu 'mid-level exception'a kapatma gibi bir ihtimali yok. O haklar artık Denver'a transfer oldu. eğer Denver onu tutabilirse büyük iş yapmış olur. New York'ta hem taraftar onu hem de o kendini New York'lu hissediyordu, ancak ilk vazgeçilen o oldu :) 

Denver biri süper yıldız olmak üzere yaş ortalaması 29.6 olan 6 oyuncu gönderirken, yaş ortalaması 23 olan 5 oyuncuyu kadrosuna kattı.. Tabii bir de rekor 17.6 milyon $'lık 'takas ayrıcalığı' olarak çevirebileceğimiz; gelecek takaslarda kullanma hakkı saklı kalmaz inanılmaz bir ayrıcalıkları var. Takımı yeniden yapılandırmak adına fena bir rakam değil..

Görünen tabloda Denver'ın kârlı çıktığını söylemek için herhalde NBA 'guru'su olmaya gerek yok. Az kalsın unutuyorduk bir de son parça Minnesota var.

Minnesota çöplüğü: Onlar ise Anthony Randolph için Eddy Curry'yi sağlık kontrolüne bile sokmadılar, hani olur da takas sağlık gerekçesiyle yatar diye.. Randolph+25 milyon dolarlık cap boşluğuyla onlar gelecek yıllara umut bağlamış durumdalar. Tabii bir an önce Kevin Love'a imza attırmaları şart. 

22 Şubat 2011 Salı

"Kazandım bu inanılmaz peki şimdi nereye gideceğim!"

NASCAR ilgi alanımda pek değildir, bilmem de, ilgilenmem de. Ama ABD'de adamlar bu işin hastası.. "Dön baba dönelim" konseptli 500 ila 800 km. arasındaki 36 yarıştan oluşan ve adına NASCAR Sprint Cup denilen bir sezona sahip..
Neyse konumuz o 36 yarışın ilki olup pazar günü koşulan Daytona 500 ile alâkalı.. Dediğim gibi canlı izlemedim, özetini dahi izlemedim ancak gün boyu saunadan tutun da, Barnes&Noble'daki insanlara kadar herkesin dilinde olduğu için biraz öğrenmek zorunda kaldım.
Florida'daki ilk ayak olan Daytona 500'ü Trevor Bayne isimli 20 yaşındaki bir pilot kazandı.. Bayne tarihte Daytona 500'ü kazanan en genç pilot oldu.. Ancak Bayne'in daha dikkat çekici bir özelliği; kendisinin profesyonel bir pilot olmaması.
'Abi bi tur kullanayım'dan gelen bir şampiyonluk.. Sprint Cup'ta yarışmaya hakkı yokmuş bu delikanlının ve o yüzden aldığı puanlar güme gitti ama çabası o kadar da boşa gitmedi.. Bayne, part-time yaptığı işten kısa günün kârı olarak 1.5 milyon $ kazandı..
Ancak kazandığı yarışın ardından radyoda takım direktörüleriyle yaptığı konuşma sporun amatör tarafının ne kadar keyifli olduğunu ortaya koymuş..
Çığlık çığlığa "İlk 500 serim, şaka yapıyor olmalısınız, Wow :) bu inanılmaz. Şimdi nereye gideceğim.. Biri bana nereye gideceğimi söylesin.. İnanılmaz, inanılmaz.." dedikten sonra 1.'lik ödülünü alacağı podyuma giden yolu kaçırdı ve alışılmışın aksine toplam 2 zafer turu attı..

21 Şubat 2011 Pazartesi

Vaka-i Roberto Carlos!

Carlos, Brezilya'da yılda 5 milyon $ kazanıyordu
Roberto Carlos bilindiği üzre sessiz sedasız ya da Fenerbahçe'ye gelişi kadar şaşalı olmadan Rusya Premier Ligi'ne transfer oldu.. Transfer eden takımsa adı sanı duyulmamış Anzhi Makhachkala.. O kadar düştü artık.. Rusya'da hazar Denizi kenarındaki Dağıstan'ın temsilcisi olan Anzhi 2.5 yıl için 37 yaşındaki Carlos'a 10 milyon Euro ödeyecek..
Rusya, gaz ve para..
Bu üçgen düşünüldüğünde aslında çok da astronomik bir rakam değil.. Anzhi'nin Başkanı Süleyman Kerimov, Gazprom, Skerbank'ta hissesi bulunan bir girişimci.. Ancak karanlık yüzü de olan bir yatırımcı.. Fenerbahçe'den Aziz Yıldırım'ın sert tavırlarından ve Corinthians'tan ise can güvenliği olmadığından kaçan Carlos bakalım daha sert bir kayaya çarptığını ne zaman anlayacak..
(Anzhi'nin ilk adımı olabilir Roberto Carlos. Çünkü eğer düzgün birkaç adım atamazlarsa dünyanın en zengin 2. lig takımı olabilecek kaliteye sahipler.. Kim bilir belki de Carlos küme düşme heyecanını yaşamak için böyle bir tercihte bulunmuştur.)
Ve belki hâlâ görüştüğünü söylediği Bilica'yı da yanına aldırıp karanlık işlere girerler..
Çünkü Carlos'un son 5 yılda para için yaptıkları onun saygınlığını o kadar zedeledi ki; ileride bu tarz bir şey duymak; hem de Bilica'yla beraber, hiç de şaşırtıcı olmaz maalesef..
Yazık ettin yazık be Carlos, kendinden çok da efsanene..

Dublör mü? Gerçek mi?




Tüm o yaptığım 'all-star'ları sevmem, vakit kaybı laf kalabalığının ardından ".öt olmanın dayanılmaz hafifliğiyle" rahatça söyleyebilirim ki; izlediğim en heyecan verici, en az sinirlendiren (sözüm Nate Robinson'a) smaç yarışmasıydı. Ki hâlâ normal sezonun verimli dönemlerinin bu hafta sonuna heder edildiği fikrindeyim.
Çevre gönüllüsü gibi eline aldığı her topu, çöp kutusuna atarcasına büyük hırsla smaç yapan bir adamın SMS oylamasında kaybetmeyeceği  kesindi.. Halkın 'smaç sövalyesi' için sorun finale kalmaktı. İşin o tarafını da ev sahibi kozu tamamlayacak gibiydi.
Sorun onun kazanması değil. Nasıl kazandığı.. Blake Griffin, en iyi smaçları yaptığı için kazanmadı.. Bence
şu                                                                                                               şu












şu                                                                                                               şu












smaçların hiç aşağı kalır tarafları yoktu. Ama herkesin finalde görmek istediği kişi oydu.
Griffin'in kazanma sebebi sadece popülaritesi de değildi. Tabii ki 'Kalabalığı kazan, özgürlüğünü kazan' mottosu onu Arena'nın şampiyonluğu için favori gösteriyordu.
Kazandı çünkü; yaptığı tüm smaçlar meydan okuma adınaydı. Rakiplerini geçtim, bilime ve insanlığa karşı.. Dirseğini soktuğu smaç mevzumuz.. Çünkü KIA'nın üzerinden vurduğu smacın göreceli olarak bazılarına göre daha iyisini yapan var.

Ancak Vince Carter'ın smacanın 'cover'ındaki meydan okuma, bambaşka.. Sıçramak değil sorun, DNA'nızın izin vermesi asıl problem..O DNA da koskoca NBA'de sadece Griffin ile LeBron James'te var.. Panyadan gelen  topu o torkla çembere vurup dirseğinizi sokmaya çalışırsanız un kurabiyesine dönmüş kemikler ve hayatı boşa geçmiş eski bir NBA oyuncusu olarak anılmamanız için bu iki kişiden biri olmanız gerekmekte..
Videoya dönersek.. O video Matrix serisi çekilmeden önce, hikayenin oluşturulma aşamasında yapılan '9 Anime'den biri olan 'insan-robot' savaşında insan gelebileceği son noktanın sembolize edildiği bir kısa film.. Ve galiba artık biz o filmdeki seviyeye ulaştık, Griffin ile LeBron insanlığın ulaşabileceği son noktadalar..

Bazen gerçek, senaryoların öngördüğünün çok gerisinden gelir.. Ancak bu sefer değil.. Tabii bir Hollywood efekti ya da dublörü izlemediysek..

19 Şubat 2011 Cumartesi

Duncan? all-star?

All-Star'a oldum olası yakıştırmam ben Tim Duncan'ı. Daha doğrusu 'all-star'ı Duncan'a yakıştıramam..
Ama ligin en büyük yıldızlarından olduğu için kariyerinin 13 yılında yıldızların hafta sonlarında hep yer aldı.. Hatta 2000'de 'All-star'ın co-MVP'si bile seçildi (tabii ki kendi stiliyle; 12/14 isabetle 24 sayı, 14 ribaunt, 4 asist)..
Fakat kabul etmek gerekir ki; ne Shaq kadar eğlenceli ne de Jordan, Kobe veya LeBron James kadar "gecenin yıldızı ben olacağım" ihtirasına sahip.. Her evde bulunması gereken "Basketbol 101 Hocası" kitabı gibi o..
Hayranlık duyulacak kadar etkileyici bir sadelikte.. Ve o mükemmellik; onun değerinin hiç bilinmeyeceği 'all-star' maçıyla haliyle iyi bir ikili oluşturmuyor.. 

Neyse zaten daha kariyerini bitirmeden gelmiş-geçmiş en iyi 'power forvet' olarak gösterilen bir oyuncuyu yıkayıp-yağlamaya gerek yok..
Ama bu yılki all-star çerçevesinde en büyük tartışma onun etrafında döndü.. 'All-star' olmayı hak etti mi? Kağıt üzerinde basit istatistiklere baktığımızda; hayır, hak etmedi.. 13.4 sayı, 9.2 ribaunt, 2.9 asist ve 2.0 blok ortalamaları neredeyse çaylak DeMarcus Cousins seviyesinde..
Ancak Duncan'ın kıymeti istatistiksel olarak derine inildiğinde kaşıkçı elmasına dönüşüyor.. Cousins seviyesinde ligin en çok kazanan takımının en değerli oyuncusu olduğu anlaşılıyor..
Öncelikle NBA'in (+/-) rakamlarına bakmak lazım.. Listede ilk 10'da yer alıp da maç başına en az oyunda kalan ilk isim.. Ve oynadığı dakika başına en fazla +/- istatistiğine sahip 7. isim.. Kevin Garnett bu kategoride açık ara lig lideri.. Duncan'ın takım arkadaşı Ginobili ise 2. sırada..Ve bu istatistikte ilk 13 isim de all-star kadrosunda yer alıyor..
Dahası da var. Sayı atmanın değilde takımın kazandığı galibiyetlerde oyuncunun verdiği katkıyı öne çıkartan Win Produced istatistiğine bakacak olursak da; tablo daha da netleşiyor.. Duncan ligin en fazla kazanan takımının galibiyetlerinin %30'una katkıda bulunuyor..
Yani en başarılı takımın aldığı süre içerisinde en başarılı oyuncusu.. Daha ne olsun.. O bir, o biiiiir, o biiiiir ALL-STAR...

18 Şubat 2011 Cuma

Ve Pele golünü atar!

Artık Sezer Öztürk için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.. :)

Dakika 90+ bilmem küsür, kazanmak için son şans. Frikiği kim kullanacak diye çıkan tartışmada sürünün hakimiyetini kaybeden gergedan misali hayâl kırıklığıyla olay mahalinden uzaklaşırken Sezer Öztürk yedek kulübesine dönerek "O..... çocuğu yeaa!" diyor.

Sonrası "Neden saçların beyazlamış arkadaş" Sezer için. O adrenalinle Pele belki de atamayacağı golü atıp takımına maçı kazandırıyor. Tüm arkadaşları ona koşuyor (Sezer dışında tabii ki), o ise golü rakibe değil, anlamadığı dilde kendisine saydıran Sezer'e atmışçasına seviniyor..

aslında çok anormal değil, Sezer'in şanssızlığı tartışmanın büyüyüp ekranlardan kaçmayacak seviyeye gelmesi.. Sahada olan sahada kalırsa sorun yok! Eskişehir: 2- Sivas: 1..


Galler Açık

Devam eden Galler Açık Turnuvası'nda güncelleme yapma gereği hissettim yarı finalistler belli olurken, olası bir Higgins-O'Sullivan yarı finalinden bahsetmiştim.. Bahsetmez olaydım, daha O'Sullivan o gün yenildi ve ilk turu dahi geçemedi.. Ryan Day'a 4-2 mağlup olup dengesiz turnuvalarından birine daha imza attı. Oldukça formsuz bir sezon geçirdiğini hatırlatmak gerek. Bu sezon kazandığı tek turnuva Premier Lig Snooker gibi lig usulü bir turnuvayı kazandı sadece.. başka da tık yok..
Higgins ise babasının acısıyla mücadele ettiği turnuvada yarı finalde. Hem Çinli hem yetenekli Snooker'cı Ding Junhui'yi zorlanmadan geçen Ali Carter ile yarı finalde karşılaşacaklar. Diğer finalin yarısıysa süper formda olan Mark Williams'ın ardından kariyerinin 10. 147'sini yapan efsane Stephen Hendry'i de mağlup edip gümbür gümbür gelen İskoç Stephen Maguire ile 'pilarda' salonlarının neşeli yüzü Mark Selby arasında.. 
Galler'de İskoç finaline doğru gidiyor gibiyiz...

17 Şubat 2011 Perşembe

MeloDram!

Carmelo'dan, Melo'ya ondan da 'Melodrama'ya kelime oyunu yapmak istemezdim ancak 3-5 denemenin ardından en uygun başlık olduğu kanaatine vardım, şimdiden özür..
Bu sezonun en mutlusu tartışmasız Carmelo'dur herhalde.. Adı her anıldığında zafer purosunu yakıp izliyordur tüm bu olan biteni.
Gündemde olmasının yanı sıra krizi LeBron'dan daha iyi yönettiği kesin. Onu yuhalayan kendi taraftarına bile tüm dedikoduları unutturup peşi sıra 50'ler, 42'ler atarak coşturan ve buna binaen "gitme, kal bu şehirde" nakaratları söyletmeye başladı..
Görünen o ki; Melo sonuçta o istediği 20 milyon doların üstündeki kontratı istediği her takımdan ve her halükârda alacak.. 
Yani Melo'da işler tıkırında..
Ancak adı kimle anılsa o takım merdiven altından geçerken kara kedi hücumuna uğramış misali belini doğrultamıyor. 
ESPN'in Melo slot makinası :)
New Jersey Nets 17 galibiyetinin 7'sini takımın sahibi Prokhorov'un "Carmelo görüşmeleri bitmiştir" dedikten sonra aldı.. "Sadece New York Knicks'te oynamak istiyorum" diyen Carmelo'nun açıklamasının ardından 18 Ocak'ta Rus oligark görüşmeleri sonlandırmıştı.
Aynı tarihte Knicks devreye girdikten sonra ise onlar tepetaklak oldu.. Gallinari, Felton, Fields ve Chandler'ın isminin geçtiği takas dedikodularının ardından Knicks 12 maçının 8'ini kaybetti.
Nets yeniden devreye girdi, Knicks Denver'ın açgözlü isteği nedeniyle kendini geri çekti ve sonuç yine ortada..
New York son 2 maçını da kazandı, Nets ise 3'te sıfır çekti..
Aslında bunun nedeni çok basit. Denver'ın alış-veriş listesinde sadece gelecek vadeden genç oyuncular var bu da haliyle rakiplerini oldukça sıkıntılı bir duruma sokuyor.
Denver ise başka bir âlem.. Carmelo'nun takas edileceği konuşulurken Kuzeybatı'da liderdi. Ancak Utah'ın tepetaklak olduğu şu son 1 ayda takas söylentilerine Billups, Andersen ve Smith de eklenince onlar da son 10 maçta 6 kez yenildiler. Onlar ne genç ne de tecrübesiz.. Sorun huzursuzluk..
Ortada bir Melodram olduğu kesin ama kurbanı Carmelo dışındakiler..

16 Şubat 2011 Çarşamba

Taurasi ve imaj!

"Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı oyuncularından Diana Taurasi'nin yapılan doping testlerinin pozitif çıktığının Türkiye Basketbol Federasyonu tarafından resmen açıklanması üzerine, kulübümüz sporcu ile olan sözleşmesini feshetmiştir." fenerbahce.org


Ortada skandal var olmasına da bunu tek taraflı düşünmek saçma.. Zaten güvenilirliği olmayan ve 2009 yılında sertifikası iptal edilen Hacettepe Üniversitesi laboratuvarının kararına inanıp, "Ben öyle bir madde hiç ama hiç kullanmadım" diyen oyuncuna güvenmeyip, "Sırf dopingle savaşan adam" unvanı için böyle düşünmeden kararlara imza atarsan sonra birilerini önüne atarsın, kelle istersin ki sen arada kaynayasın..
Esas suçlunun kim olduğu belli, yardımcı rolün kime ait olduğu belli..
Peki o zaman hiç suçu olmayan Taurasi'ye takınılan tavır yüzünden Penny Taylor'dan da olan Fenerbahçe taraftarı ve kadın basketbol seyircisinin ve saçma bir şekilde suçlanan, zamansız aklanan Diana Taurasi'nin suçu ne?
Başta başkan olmak üzere Fenerbahçe yönetimi dünyanın en iyi kadın basketbolcusu olarak lanse ettikleri (haklı da oldukları) Taurasi'ye ve Türk spor kamuoyuna karşı 'anti-doping' şövalyeliğine soyunmayıp oyuncusunun arkasında dursaydı sadece iki ay kaybetmiş olacaktı..
Peki ya doğru olsaydı;
Doğru olsaydı bile Fenerbahçe transferinden sonra günlerce FBTV'de "Dünyanın en iyi kadın basketbolcusu Fenerbahçe'de" diye reklamını yaptığı Taurasi'ye iki ay daha inanmış ve sahip çıkmış olacaktı..

Şimdi ise Semih Özsoy çıkmış diyor ki; "Bizim Taurasi'yle hiç sorunumuz yok, o federasyona kızgın." Ne güzel dünya...

147!


Snooker izlemeye başladığım ilk turnuvayı kazanandı Steve Davis, 1996-97 Masters finalinde yeni 'altın çocuk' olan Ronnie O'Sullivan'ı 10-8 yenmişti. O zamandan beri de son kazandığı turnuva oldu Davis'in. Yukarıdaki video ise Davis'in televizyonda yayınlanan ilk 147'ye imza atışını izleyebilirsiniz. Şimdi konu olmasının nedeniyse şu anda devam eden Galler Açık'ı izlemeye çalışıyorum ancak ne Eurosport ne de BBC ABD'den izlenemediği için sapıkça yollara başvurmak zorunda kaldım ve sonunda tüm ayarları yaptıktan sonra yorumcu olarak onun sesini duyunca oldukça bir koltuğa kaç karpuz sığdırıyor bu adam diye düşündüm.. Davis artık 53 yaşında ve 15 yıldır da büyük turnuva kazandığı yok ama emekliye ayrılmaya da niyeti yok! Dünya sıralamasında 41. olan Davis, çoğu turnuvaya wildcard turundan başlıyor. Eğer o maçlarda elenirse BBC'de yorumculuk yapıyor. Oradan arta kalan zamanda ise snooker koçlarının yetiştirilmesi kapsamında başlatılan bir program da baş eğitmenlik yapıyor.. 53 yaşında biri için oldukça yüksek tempo..
Eurosport'tan bahsetmişken, o yayının ne kadar değerli olduğunu sahip olamayınca daha net anladım. ABD'den bırakın Eurosport'u izlemeyi, büyük eğlence kaynağı watts videolarını bile izleme şansınız yok Zaten Eurosport'un sitesine girdiğinizde Amerika Kıtası diye bir şeyi tanımadıkları da açıkça ortada.. Zorla Tivibu abonesi oldurtacaklar adamı..
Ancak tüm zorluklara rağmen edinebildiğim videolarla Galler Açık'ta ana tabloda tamamlanan çoğu ilk tur maçlarının özetini izleyebildim.. 4 Şubat'ta babasını kaybeden dünya 1 numarası John Higgins çıktığı ilk maçta genç rakibi J.Lisowski karşısında zorlanmış. Şike skandalının yaralarını cezası bittikten sonra katıldığı 3 turnuvadan 2'sini kazanıp, birin de final oynayarak saran Higgins, bakalım babasının acısını nasıl çıkartacak.. Eğer maçlarını kazanırlarsa bir sonraki turda Higgins-O'Sullivan çeyrek finali gözüktüğünü de hatırlatmak lazım..
Yaşlandıktan ve formdan düştükten sonra en az S.Davis kadar sevdiğim Stephen Hendry de Joe Perry'i rahat geçmiş.. Neil Robertson, Mark Williams Mark Selby, de hâlâ turnuvada..
Sezonun bitmesine 5 turnuva varken ve ben doğru düzgün izleyemezken, bari siz doya doya izleyin şu maçları..

15 Şubat 2011 Salı

Utanın tabi biraz!

Phil Jackson 10 saniye konuşmuş "Utanç verici" demiş,
Kobe basının karşısına çıkmamış,
Odom "Bu yılın en kötü maçıydı" demiş,
Gasol "Hayâl kırıklığına uğradım, keşke neden kaybettiğimizi bilsebilseydim" demiş,
Bynum efendi de "Bu savunmayla kim olsa bizi yenerdi" buyurmuş..
Sanki savunmayı ben yaptım..
Böbürlenirsen "Biz normal sezonu takmıyoruz" diye sonunuz böyle olur..
Zen üstadının bile maç başındaki eğlenceli halden ne duruma geldiğini fotoğraflarda görüyoruz.
Jackson oyunculara ya da yüzlerini görmek istemediği için kendine de olabilir 1 gün izin vermiş.
Ama bu ağır yenilgi ilk değil son da olmayacak gibi.. Staples'taki Sacramento yenilgisi diriltir diye konuşuluyordu ama olmadı.. Bu da olmazsa darısı sıradaki hezimete..

Boyundan büyük kazananlar!

Pazar günü ABC'de Lakers-Magic ve Boston-Miami maçlarını izlerken aklıma geldi. O 4 takımdan 3'ü son 4 yılın NBA finalistleri, Miami ise bu yıldan itibaren en büyük şampiyonluk adayı.. Ayrıca o 4 takımdan 3'ü NBA'de oyuncularına en fazla para ödeyen takımlardan da 3'ü aynı zamanda.
Lakers 91, Magic 89, Boston da 83 milyon dolar ödüyor oyuncularına. Başarılı oldukları kesin ama bazı oyuncularına verdikleri paralar şaşılacak cinsten.

Mesela Lakers kenar parlatıcısı Luke Walton'a yıllık 5 milyon doların üzerinde ödüyor. Babadan oğula diz arızasının yanı sıra bol sıfır da miras kalmış herhalde.. Şanslı doğmak böyle bir şey olsa gerek.

Steve Blake de 4 milyon $ kazanıyor. Büyük bir para değil ama aynı parayı vermedikleri Jordan Farmar kadar verim alamıyor Lakers ondan..

Orlando başka bir alem.. Otis Smith zaten Rashard Lewis'e verdiği devasa kontratla beni benden almıştı.. Fenerbahçe'nin bir sezon patlama yapan Güiza'ya aldandığı gibi Lewis'in son sezonunda coşmasına aldanan Smith imzalatıvermişti 120 milyon $'lık kontratı.. Hadi o az biraz oynuyordu en azından, ya bir de onu gönderip yerine son 4 sezondur sürekli yatan hem kafadan, hem de dizinden sakat Arenas'ın 4 yıl daha sürecek 80 milyonluk sözleşmesini almasına ne demeli..
Ya da çok iyi bir NCAA şutörü kalibresindeki; hadi onu biraz da topu yere vurabileni diyelim -dahası asla değil- J.J.Redick'e 3 yıl 20 milyon dolar vermesine..
Tabii bir de toplamda 10 milyon dolar daha az verip bağlayabileceği Hidayet'in yaşlanmışını geri alması var..
Smith isteyerek mi istemeyerek mi bilmem ama Magic'te sonun başlangıcını hazırlayan adam gibi anılacak ileride..
Sonuçta Arenas kafasını ve vücudunu toparlayıp takıma liderlik etmeye başlarsa tüm bu satırlar işe yaramaz olur, Smith'in kapağını alırız ama 'ölme eşşeğim ölme'.
Boston, zaten 4 all-star oyuncusuna 50 milyon $'ı ödeyince geriye har vurup harman savurmalık bir şey kalmıyor.. Aslında Danny Ainge'in oldukça da iyi bir iş çıkarttığını da söylemek gerek. Fakat asıl sıkıntı sezon sonunda. Sözleşmesi bitecek Glen Davis ile Perkins'in ne isteyeceği ve kulübün ne vereceği takımın geleceğini belirleyecek..






Devam edecek...

Bak şu Pirelli ve KERS'in ettiklerine!

Bir Alman Basketbol Ligi, bir Fransa Futbol Ligi bir de Formula1.. Önceki sezonun ardından gelecek sezonda neler olup neler biteceğini kestirmekte bu kadar zorlanılan başka spor alanı yok herhalde.. Bu sezon F1 yine enteresan geçecek gibi.. Zaten testler de kendini belli etmeye başladı.. 7 test günü 7 farklı pilot ve 5 farklı takım en iyi tur zamanına ulaştı.
Test sezonu biraz dramatik başladı.. Hâlâ dikkatler Robert Kubica'nın geçirdiği feci kazanın ardından sağlık durumunun stabilize olmasında..
Ancak saliselerin atletizm ve yüzmeyle beraber en önem taşıdığı sporlardan olan F1'de "Kalan sağlar bizimdir" mantığının hakim olması ve ekiplerin harıl harıl çalışmaya devam etmesi de doğal olduğu kadar acımasız da.. Gelinen noktada takımların uyum sürecine daha yeni girdikleri gözüküyor.
Bahreyn'deki açılışa 23 gün kala kimse şu takımlar bu sene işi götürür diyebilecek durumda değil. Tüm fazla mesai de bu yüzden zaten.
Pirelli'nin yanı sıra KERS'i de yenilikler arasında sayarsak %40-45'lik bir performans değişikliği demek geçtiğimiz sezona göre. Araçların tamamen yenilenen şasisini de hesaba katarsak en azından sezonun ilk bölümünün sürprize oldukça açık olacağı kesin..
İlk veriler genel tabloda Ferrari'nin en iyi durumda olduğunu gösteriyor. Valencia ve Jerez'de Renault ile beraber iki gün en hızlı tura ulaşan takım oldular.  Ve Kubica'sız Renault, sadece puan alabilen bir takımdan öteye gidemez.. Mercedes toparlamış gözükse de hem Brawn hem Schumi sürekli sorunlardan bahsediyor.. McLaren'de Button hiç memnun değil, Hamilton orta karar açıklamlar yapıyor. RedBull'da ise Anadolu takımında büyük başarı yakalamış genç yetenek misali konuşan ("Kırmızı aracı kullanmak için Ferrari'ye para bile veririm" tarzı bir espri yaptığını zannetti) Sebastian Vettel can sıkıyor.
Williams ise her zamanki gibi olabildiğinin en hazır durumunda..
Bir de özel olarak yazmak istediğim pilot Kobayashi. Çok iyi pilot olduğuna inandığım bu çekik gözlü arkadaşın bu sezon daha başarılı olacağına inanıyorum eğer yürüyen bir teneke kullanmayacaksa..

14 Şubat 2011 Pazartesi

Ronaldo Real Madrid golleri


 Videodaki en beğendiğim gol 3.45'te attığı gol..

Ufaktan bayatlamaya başlasa da büyük olay onun vedası.. İmitasyonları, küçükleri yokken o vardı, her sefaletten dünyanın zirvesine çıkan Brezilyalı futbol yıldızı gibi o da dahasını verebilecekken bizi azıyla yetindirdi.. Ama o bile göz ziyafetine yetti..
Onun hakkında okuduğum en güzel başlıksa "Manchester United işkencecisi futbolu bıraktı" oldu. Sahiden de Old Trafford'da 'hat-trick' yaptığı maçta yaptıkları yüzünden 'Theater of Dreams'teayakta alkışlanmıştı..
Güle güle 'Hakiki Ronaldo'

Heat tesadüfleri sevmez!

Heat bugün Boston'a bu sezon 3. kez yenilirken, kaybettiği ilk iki maça göre birçok şeyi fazlasıyla iyi yapmaya başladığını da gösterdi. Tabii işin psikolojik faktörünü bir kenara koyarsak..Çünkü sahada en büyük rakibinize karşı istediklerinizin birçoğunu yapıyorsunuz ama sonuç değişmiyor, can sıkıcı bir durum..
3 çeyrekte 50 sayıya izin vermek Heat için kâbus gibi geçen 3. periyodu telafi edemedi. Aslında karşılarında Celtics dışında hangi takım olsa o 12 dakikanın da altından kalkabilirlerdi.
Ya da kalkamazlar mıydı?
Grafiklerin ilkinde Heat'in mağlup olduğu takımların tempo verileriyle savunma ve hücumdaki verimlilikleri yer alıyor..
İstatistiklere bakıldığında en değerli rakamlar rakibe izin verilen sayıya ait. Bu kategoride Boston lider, Chicago, Hornets, Orlando, Dallas, Atlanta en tepedeki takımlar.. Arada sadece Milwaukee var. Heat'in, Bucks ile yaptığı 3 maçta da oldukça zorlandığını da hatırlamak gerek.. Hem de Bogut'suz Bucks'a karşı..
Doğal olarak rakibe az sayı veren takımların başını çektiği savunma verimliliği olan takımlarla da arası pek iyi değil Heat'in.. Verimsiz savunmaya sahip yenildikleri tek takım New York Knicks.. O maçta hem Heat Bosh'suzdu hem de Knicks topu çok iyi dolaştırıp, sezonun aksine oldukça verimli bir savunma yapmıştı unutmamak gerek..
Tempo da bir başka handikap Miami için. Düşük tempoda; yarı sahada oynanan maçlarda da sorun yaşıyor Heat. Dallas, Boston, Atlanta, New Orleans, Utah yenildiği, Detroit, Milwaukee, Portland da zor bela yendiği yarı saha takımları..

İkinci grafikte ise; tutarlılık ve verimlilik farkı bulunuyor.. Verimlilik takımların her maç standarda ne kadar yakın ya da uzak olduğunu belirten rakam.. NBA ortalaması 12.5.. Heat'i zorlayan takımlar tutarsız takımlar
Rakamlar toplama, grafikler bu siteye aittir.

Ligin en tutarlı takımı Dallas'a iki kez yenilen Miami, ne yapacağı belirsiz takımlara karşı daha zorlanıyor. Ancak bu listenin en üstünde bulunan Lakers'ı deplasmanda mağlup ettiler.
(Normal sezonu biz takmıyoruz havasındaki Lakers'ın o listede olmasının nedeni de elit takımlara karşı olan yüz kızartıcı galibiyet yüzdesi. 2-7)
Onun dışında Indiana gibi tutarsız, Orlando gibi bir maç diğer maçından alakasız, Atlanta gibi ne yapacağı belirsiz, Denver gibi attı mı coşan takımlara karşı oldukça zorlandıkları kesin.. Yani tutarsız bir takımsanız Miami'yi yenme şansınız daha yüksek :)

11 Şubat 2011 Cuma

Babalar ve oğulları!

Sloan Evansville Üniversitesi'nde oynarken..
Gidenin arkasından iki türlü konuşuruz.. Eğer giden gitmiş ve geri dönmeyecekse onu hep güzel hatıralarla anmaya çalışırız (Hıncal Uluç dışında) ancak giden bu dünyada kalmışsa gidenin arkasından kulp takmaya veya ayrılışı hak ettiğini dile getiririz..
Konu; Jerry Sloan ve dünkü ayrılışı..
Kahramanlarımız: Jerry Sloan, Deron Williams, Gregory Scott Miller-Kevin O'Connor

Deron Williams 1-2 saat önce yaptığı açıklamayla Sloan'un gidişinde katkısı olduğunu inkar etse de ihale çoktan onun üzerine kaldı. bile.. Basın toplantısının ardından ayrılığa dair bir sürü köşe yazısı ve haberi okuduğumda ise bunlarda -Sloan'ın miadının dolduğu, Jazz'ın bir seçim yapması gerektiği ve bunun da Williams'tan yana olması gerektiği, Charles Barkley'in kelimeleriyle ise "Eksi mektep-yeni okul arasındaki çatışmasına" Sloan'ın kurban edildiği yazılıp, çizilip, söylendiğini gördüm ve içim parçalandı..
Normaldir, yıldız kaprisleri NBA'in olmazsa olmazlarından zaten..
Herhangi bir nedenle ve herhangi bir koçla yolları ayırmak da normaldir.
Normal olmayan Sloan'un ne herhangi bir koç olması, ne de bu nedenin herhangi bir neden olması..
Şık olmayan durum; Jerry Sloan ile daha 3-4 gün önce sözleşme yenilenmiş olmasıydı.. Zaten Sloan, uzun yıllardır mukavelelerini 1'er yıllık yapmakta. Nedeniyse; Illinois'li olsa da, oyunculuk kariyerinin ilk yılı dışında tamamını Bulls formasıyla geçirmiş (kirişlere forması asılan ilk Bulls isim) olsa da, profesyonel koçluk kariyerine yine Bulls'ta başlamış biri olsa da, kendini Jazz Kulübü'ne adamış olması.. Yıllardır tek senelik sözleşmelerle her sene Jazz'a kendini yenilemek için açık kapı bırakan Sloan'ın ayrılırken ağzından çıkan "Sürem doldu, yenilik zamanı" lafıysa bu yüzden biraz ironik ve iğneleyici.. Aslında kulübe, taraftara ve kadim dostu olan kulübün vefat etmeden önceki sahibi Larry Miller'a saygısından söylemek istediklerinin birçoğunu içine attığı aşikâr.. (Salt Lake basınında onu tanıyanların yorumları bu yönde en azından)
2009'da hayata gözlerini yuman Larry Miller ile olan ilişkisi 'patron-çalışan'ın ötesindeydi. Sloan eşini kaybettiğinde Miller yanındaydı, Miller gözlerini yumduğundaysa Sloan.. Miller'ın ölümünün ardından görevi bırakmak isteyen Sloan'a oğul Miller (Greg) karşı çıkmıştı. Dünkü yaşananlara bakıncaysa evlat Miller'ın star blöfüne kayıtsız kalamadığının ve emanete ihanet ettiğinin bir göstergesi. Özetle; Sloan, takımın çukurunu kazdığı gerekçesiyle Deron Williams'ın takas edilmesini istiyor, ancak hem GM Kevin O'Connor hem de Miller bu konuda sessiz kalıyor. Görüştükleri Williams ise "Tamam istiyorsanız beni takas edin, çünkü ben artık onunla çalışmam" diyor ve Miller-O'Connor ikilisi yine susakalıyor.. Bir cevap bekleyen Sloan da karşısında susan iki tane kazık kadar adam görünce "O zaman ben gideyim" diyor.
Gerisi malum zaten..
Jazz'a olan sevgisinin bedelini bu 'adını siz koyun' durumuyla ödeyen Sloan, 23 yıllık koçluk kariyerinde sadece 1 kez %50 galibiyet yüzdesinin altında kaldığı Jazz'daki görevinden dün şık olmayan olaylar zincirinin son halkası olarak kendi isteğiyle ayrıldı. 
Fotoğrafın tüm hakları Basketbawful'a ait, ben sadece aracıyım.. RIP D-Will..

Şık olmayan diğer durumsa biraz komplo teorisi kıvamında;
Jazz oldukça zorlu bir fikstüre sahip olduğu sezonun ilk bölümünü elit takım seviyesinde geçtikten sonra son 14 maçın 10'unu kaybetti.. Bu dönemde de 2-3 Jazz maçı izlediyseniz görmüşsünüzdür ki Williams takımdan izole (4 maç kaçırdığı dönemde takım 2 galibiyet, 2 yenilgi aldı) biraz daha kendine oynayan bir görüntüye büründü.. Ve son maçta yaptıklarıyla da adeta maçı Bulls'a hediye etti.. Tabii tüm bunlar birleşince 'Sakarya Grubu' draması çıkartmak mümkün.. Şayet durum böyleyse evlat Miller babasının kemiklerini sızlatacak bir karara imza atmış demektir..
Sonuçta kaybeden Sloan olmadı, umarım gelecek sene sözleşmesi biten D.Williams "Yeteneklerimi daha büyük bir takıma götürmek istiyorum" demez ve olaylar Jazz yönetiminin daha da pişman olacağı bir hale gelmez..."

Ek:
Bu bir koç-oyun kurucu gerilimi olduğu için en önemli görüş John Stockton'a aitti. onu yazmayı unutmuştum.
Stockton şunları söyledi: "Haberi duyduğumda en çok onun adına sevindim. Harika bir koç ve harika bir insan. Onun her zamanki önceliği her bir oyuncusunu birkaç adım ileri götürmek. Çünkü kazandığınızda takım olarak kazanırsınız.. İlk olarak tüm oyuncularına bunu aşılar. Sonra oyuna bakışınızı değiştirir. 
Ve bu süreçte koç-oyun kurucu arasında bu tip tartışmalar normal. Çünkü birbirlerinin görev alanlarına müdahale olarak görür her iki tarafta. Dediğim gibi Jerry adına çok mutluyum."

10 Şubat 2011 Perşembe

Szybkiego powrotu do zdrowia Robert

Manası "Bir an önce iyileş Robert"mış.. Bulunduğum coğrafya gereği Amerikan sporlarına ağırlık versem de zaman buldukça tüm sporlarla ilgili bir şeyler karalayacağım.. Formula 1'i memlekete kablolu televizyonun geldiği 90'ların ortasından bu yana hep izledim, 1-2 kere uzatmalı aşıklar gibi "Biraz ara verelim, önümü görmek istiyorum" dediğimiz dönemler olduysa da sonunda kavuşmayı hep bildik.
Son hafta F1 gündemi açısından da yoğun geçti. Tam testler başladı, kırmızılar teker teker yanmaya başlıyor dedik Robert Kubica'nın feci kaza haberi geldi. gelen fotoğrafların ardından bırakın yarışması, yaşaması bile bir lütuf.. Neyse ki; sonunda bugün geçirdiği operasyonların ardından yoğun bakımdan çıkartılmış..
Sağlık haberinin gelmesi kadar grid'deki takımların ve rakibi olan pilotların yaptığı jestte oldukça güzeldi. Jerez'deki antrenman turlarına çıkmadan tüm takımlar başlıktaki mesajı araçların çeşitli yerlerine yapıştırmışlar..
Kubica'nın ne kadar sevildiğini 3-5 internet sitesine girseniz anlarsınız. Ben ise 2 kere 4-5 kişinin katıldığı basın toplantısında konuşma fırsatı bulmuştum kendisiyle...
Hatta sorulardan birini çok iyi hatırlıyorum. "İtalya'da bazı sokakları kapattırıp yarış yapıyormuşsunuz?" diye sormuştuk. O ise "Sokakları kapattırdığım gibi bir şey doğru değil. Sadece hızı çok seviyorum ve bu açlığı sezonun dışındaki zamanlarda ralli yaparak değerlendiriyorum.. O zamanlarda da zaten trafik kapatılmış oluyor" diyerek yanıtlamıştı..
Yetenekli olmasının dışında; çok sempatik, iyi niyetli bir pilot; diğer çoğu ismin aksine.. Birbirinden nefret eden birçok pilotu bile ortak noktada buluşturabilecek kadar herkesle arası iyi hem de.. 
Umarız kurtulmasının bile mucize olduğu bu feci kazanın ardından pilot arkadaşlarının dilediği gibi en kısa sürede pistlere döner..

"Szybkiego powrotu do zdrowia Robert,"

Lingerie Bowl

Maç kıran kırana geçmiş :)
Super Bowl'un oynandığı gün bir başka final maçı daha varmış amerikan Futbolu'nda onu kaçırmışız: Lingerie Bowl finali..
Açıklama yapmak zannedersem lüzumsuz fotoğraflar ve resimlerden çıkartmak gayet kolay..
NFL Finali'nin devre arasında oynanan çekişmeli finalin sonunda NFL'de takımı olmayan Los Angeles'ın Lingerie Ligi'ndeki temsilcisi Temptation, Philadelphia Passions'ı 26-25 yenip Lingerie Bowl VIII'i kazanıp üst üste 2. şampiyonluğunu ilan etmiş. 


Maçta heyecan bir an olsun düşmemiş :)
Set, Hat ..................
 Nefes kesen kareler yakalanmış..





 Daha detaylı bilgi isteyenler buradan neyin, ne olduğuna bakabilir








Siyah formalı 8 numara Ashley Salerno hem finalin hem de normal sezonun MVP'si seçilmiş.


İsteyen buradan ligin tanıtım videosuna da bakabilir

Hayatı fotoroman!


Sezonun en büyük hikayesi Carmelo oldu, çıktı. Çok yetenekli olsa da aynı yıl draft'a girdiği LeBron'un Wade'in gölgesinde kalan Carmelo sonunda istediği ilgiye sonunda kavuşmuş gibi.. Herkes onun nereye gideceğini konuşuyor ve şu anda Miami Heat'in bile önüne geçti.
Resimlerde ise
Bebek Carmelo'yu,
Çocukluğundan (lise) beri en büyük rakibi olan LeBron'la ilk rekabetini,
Ayrılmak istediği Denver'da geçirdiği mutlu zamanları (Iverson'ın bakışı enteresan)
Futbola olan ilgisi bilinen Carmelo'nun Drogba ve Ronaldinho ile bir araya geldiği anı,
Ve Amare-K-Mart ikilisiyle New York gecelerine aktığı bir partiden görüntüler var..




9 Şubat 2011 Çarşamba

Zincirleme reaksiyon!

Bu yazının taslağı 19 Aralık'tan beri duruyor. Yazıyı kuvvetlendirecek materyaller de sonrasında ardı ardına geldi ama tamamlanması bugüne kadar sarktı.. Konu Packers'ın şampiyonluğuna varan zafer yürüyüşünü etkileyen zincirleme reaksiyonlar. Bir anlamda "Kaderde varsa .üzülmek neye yarar üzülmek" sözünün defakto karşıtı.
19 Aralık:
Belki de DeSean Jackson'ın bu TD'u Packers'ı şampiyon yaptı..
NFC'de son 3 haftaya girilirken işler kızışmıştı. Şampiyonumuz Packers Detroit Lions'a yenildikten sonra o hafta New England Patriots'la oynayacaktı. Diğer tarafta ise NFC Doğu'nun liderliğine oynayan Giants ile Eagles karşılaşacaktı. Eagles açısından işler daha rahattı. O maçı kaybetseler dahi sonraki hafta oynanacak Packers-Giants maçı nedeniyle rahattılar..
Giants, Eagles karşısında tüm sezon olduğu gibi çok iyi savunma yaparak 4. çeyreğin ortasına dek 31-10'luk skoru yakalamıştı. Maç sonrasında "Önümüzdeki maçlara bakıcaz" konuşmaları hazırlanırken, şampiyonu değiştirecek senaryo değişikliğine gidildi..
Son 8 dakikada, sonuncusu son saniyede olmak üzere Eagles 4 'td' yaparak 'play-off'u garantileyip, Patriots'a yenilen Packers ile 2007 şampiyonu Giants'a birer tek Prada marka ateşten gömlek hediye etti.
2 Ocak 
Ertesi hafta Giants'ı 45-17 yenen Packers dezavantajını ortadan kaldırmıştı ancak tek sorun son maçta deplasmanda NFC Kuzey'i 1. tamamlayan Chicago'yu yenmeleri gerekmekteydi. Normal bir maç olsa "Adamlar garantilemiş, umursamaz" denebilirdi ama bu Fenerbahçe'nin şampiyonluğu garantiledikten sonra Galatasaray'a son maçta yatıp Şampiyonlar Ligi'ne kalmasına izin vermesi gibi bir şeydi.. Maç tahmin edildiği gibi kıran kırana geçti ve 1 'touchdown' oldu, son çeyrekte..
Sonuçta Bears, Eagles ve Packers içeride, Giants ise dışarıda kalmıştı.
9 Ocak
'Wildcard' turunda ise birbirlerine iyilikler yapan Packers ile Eagles Philadelphia'da karşılaştılar. Savunmalar yine etkiliydi ve maç 21-16 sona erdi. Ancak maç içinde Eagles David Akers'ın ayağından iki saha içi golünden yararlanamamıştı. İleride 'Hall of Fame' seçilmesi muhtemel Akers kariyeri boyunca 40 yard içinden %93 ile 50 yard içindense %85 başarılı olmuştu.. İlk vuruşunda 41 yard'dan, son çeyrekteki denemesinde ise 34 yard'dan yararlanamadı. 
Hayatta kalmak için bahşedilen 3 hakkını kullanan Packers da o son hakkıyla gitti, Falcons'ı, Bears'ı ve Steelers'ı yenip oyunu bitirdi.
Bugün
Yazı tamamlandı :)

Taşlar Howard'dan, bereketi Arenas'tan

"He says when it gets warm, he'll be better. So we pray the sun comes out a little more so his leg can heal up, I guess." Dwight Howard

Howard bu taşı hâlâ silahtan el çekmenin üzüntüsünü üzerinden atamayan ve bu yüzden de basketbola dönüşünü sürekli erteleyen Gilbert Arenas için söylemiş. Komik ama daha çok trajik ve ne derseniz deyin bazen NBA oyuncularının içine Neyzen Tevfik kaçtığında işler daha eğlenceli hale dönüyor.
Lafın gelişi ve espri olarak söylendiği için oldukça komik..
Trajikomik çünkü;
Son sezonda 316 maç kaçıran 28 yaşındaki Arenas'ı bu kadar etkileyen bacağındaki problemlere Orlando gelecek 4 yılda 80 milyon $ ödeyecek..
Kariyeri boyunca ortalama (çaylak sezonu ve bu yılı hesaba katmayalım) 18'in üzerinde top kullanan Arenas'ın ısınmasını beklemesi demek zaten sürekli şikayet ettiği eline az top gelmesi sorununun daha da büyümesi demek.

Howard'la başlamışken onunla alakalı ama farklı bir konuyla devam edelim.
Dwight Howard şu anda NBA'de benim diyen tüm süper yıldızlardan daha sempatik (Kobe dahil) Çok önemli yetenekleri var ve ligin son 4-5 yıldır en dominant uzunu, sakatlık olmazsa daha da uzun yıllar öyle kalacak.
Aslında sorun da bu zaten.. Maç içinde sinüs eğrileri çizen Howard nasıl oluyor da NBA'de şu anda eşsiz olması.. "Koyunun olmadığı yere Abdurrahman Çelebi dendiğinden" olsa gerek..
Çünkü kabul etmek gerekirse Howard (son zamanlardan örnek verelim) ne bir Shaq, ne David Robinson ne de Hakeem ve hiç olamayacak da.. Bu üç isme karşı bazı avantajları ve dezavantajları olsa da; aslında düşündüğümüzde ne Shaq kadar güçlü, ne Hakeem kadar hareketli, ne de David Robinson kadar sahanın her iki bölgesinde etkili.  Çok atletik orası tamam..
Tabii bunlar fasa-fiso asıl fark oyuna olan bakış açılarında. Büyük üçlü arasında iş disiplini en düşük olan Shaq'tı. Ancak onun bile şu son 5 yılını çıkartın (artık 'globetrotters' moduna girdiği ve şampiyon yağabildiği yıldızların şeceresini tutmak gibi bir zevk edindiği için) maç içi konsantrasyonu her daim zirvedeydi. Howard ise ilk çeyreğinde 18 sayı attığı maçı 22 sayıyla tamamlayabilecek kadar oyundan kopuyor..
 Başa dönersek takımın yıldız oyuncusunun başarılı olmak adına rest çekmesi veya blöf yapmasını ya da takım arkadaşlarını motive etmek için taşlamasını kabul edebilir ancak çuvaldızı da kendine batırması da gerekmez mi?

Ziyaretçi Pippen!

Sabah radyoda Scottie Pippen'ın sesisini duyunca sevindirik oldum. Pippen belki de gelmiş geçmiş en yönlü ve yetenekli oyunculardan biri bana göre.. NBA sonraki yaşantısında kısa bir süre dahi olsa Finlandiya'da oynadığı da bu blog'da yazılmıştı. Ve o dün ne kadar tevazu sahibi eski bir süper yıldız olduğunu bir kez daha gösterdi.

ESPNRadio'ya konuk olan Pippen'a kanala girişte güvenlikten geçerken bir konuk kartı verilmiş. Bunu hiç yadırgamayan Pippen konuk kartıyla ESPN'in içinde dolaşırken o sırada yayında olan Mike Greenberg (onun zamanında  Bulls muhabiriydi) onu görür. Kartı yakasına asan Pippen'ın o haline şaşıran Greenberg hemen o reklam arasında yanına giderek "Hangi akla hizmet biri sana bunu tak dedi anlayamıyorum. Şu harika takım elbisenin üzerinde berbat duruyor, lütfen çıkart onu.. Ve lütfen bir daha buraya gelirken sadece -Selam ben geldim- deyip içeri gir. Sen Scottie Pippen'sın. Seni tanımayan birinin burada çalışma ihtimali olmamalı" demiş..
Foto ESPN çalışanları tarafından eklendiği için haliyle ziyaretçi kartlı foto'yu eklememişler.

8 Şubat 2011 Salı

Bizimkisi takas hikayesi!

'All-star'dan haz etmediğim için yaklaşan bu dönemi 'takas' dönemi olarak görürüm. Ve heyecanla beklerim bakalım en lüzumsuz hamleyi kim yapacak ya da kim dişe dokunur bir katkı yapacak diye. Zira takaslarda başarı oranı (aldıkları galibiyet yüzdesinin üzerine çıkma) son 5 yılda %40'larda..
Ancak şöyle bir gerçek var ki uzun yıllardır bu kadar fazla amaçsız takım kalmamıştı ligde. Ekmek yerine pasta yiyenlerle, ekmek bulamayanlar gibi.. Doğal olarak da oyuncular, pastadan pay alma hevesindeler. Dwight Howard'ın huysuzlanması, Carmelo'nun 'gidicem de gidicem' demesinin sebepleri bunlar. Bir de 'çıt'larını çıkartmayan ama zirveye aday takımları şampiyonluk kalibresine sokabilecek isimler var. Hangisi daha mantıklı tercih olur? Hep Amerikan senaryolarını dinliyoruz.. Birkaç senaryo da bizden gelsin.. (Hepsi 'espn trade machine' onaylı takaslardır)
Senaryoların hepsi çıkan haberler ışığında yaratıldı.. İşkembeden sallamadım yani


Carmelo Anthony:
Ayrılmazsa hatırım kalır artık.. NBA'in en iyi orta mesafe şutörü ve en elit 3 skorerinden biri ama handikapı bence 'winner' olmaması.. 'Sadece New York'ta oynarım' demesiyle mevzu kapandı en geç gelecek sene orada derken Dallas'ın ardından Lakers'tan da şampiyonluk daveti aldı ve olay daha da dramatik hale geldi.
Nuggets da karşılığında bir şeyler koparmak adına bu transferi onaylıyor.
Sonuçta Knicks paniğe kapılıp neyi var neyi yoksa verip onu alacak gibi duruyor. Böylece de Donnie Walsh'ın 3 yıllık temizlik ve yeniden yapılanma emeği de çöpe gitmiş olacak.
Açıkçası Dallas'ın da Carmelo için ciddi bir kumar oynaması gerekiyor. Çünkü 'salary cap' dengesi için Shawn Marion ya da Caron Butler'dan birisi ve DeShawn Stevenson'ı vermesi gerekiyor. Ki açıkçası bu Denver'ın beklediği tekliflerden biri değil. Eğer Carmelo sezon sonu ayrılacaksa Dallas da rotasyonunu daraltmış olur.. Pek olacak iş gibi gelmedi bana..
Lakers ise birtek Bynum'u beğendirebilmiş. Çünkü Nuggets yönetimi ne Odom'a ne de Artest'e sıcak bakmış. Zaten Odom'u yollamak tek kelimeyle çılgınlık.. Bynum ise muamma.. Yetenek, genç ve dizleri.. Bu üçünün aynı cümlede geçmesi parlak bir geleceğin 'franchise player'a dönüşememesi demek. Her sezon ortalama 25-30 maç kaçırıyor Bynum.. Denver açısından; ileride düzelebilir mi? Bu kumara değer mi? soruları cevaplanması gerekenler; Lakers içinse eğer olur ve Carmelo da New York macerasından cayarsa Gasol transferi kadar değerli olur. Eğer bir de gard rotasyonuna takviyeyle Lakers dadından yenmez..

Benim fark yaratabilecek favori oyuncum Tayshaun Prince. Rüzgar gibi esip geçtiği yıllar unutulsa da sessiz sedasız hâlâ ligin en kaliteli savunma oyuncularından. 3 numara arayan Dallas, Lakers, Orlando ve hatta Chicago için ideal isim.. Spurs'e Jefferson ile takas edilmeyecekse biraz lüks kaçar..

Chicago'ya cuk diye uyan bir diğer isimse O.J. Mayo.. Aldığı ceza ile Memphis'te gözden iyice düşen Mayo için 'salary cap' boşalta hevesindeki Memphis seve seve evet diyecektir. Keith Bogans ya da Brian Scalabrine teklifte kullanılabilir.

Her ne kadar 3. sırada yazacak olsam da bence en önemli oyuncu Anthony Parker. 2 milyon dolarlık biten kontratı ve berbat bir takımda kesik yemiş olması nedeniyle ona hamle yapmak için tam zamanı. Avrupa basketboluna gelmiş en iyi ABD'li olan Parker'da hâlâ birkaç atımlık kurşun var. Chicago onu listeye yazabilir, topu elinde çok istememesi sebebiyle Thunder da biçilmiş kaftan, Orlando ve Knicks de sıraya girmeliler..  

Batan geminin malları misali Antawn Jamison da Cavs'in felaket devam eden sezonunda su üstünde kalabilecekler arasında. 35 yaşına gelen Jamison'ın önemli kusuru ise gelecek seneye ait 15 milyon dolarcık olan kontratı..  Ama Orlando J-Rich'den vazgeçer, Earl Clark'la beraber biten kontratları Cavs'e yollarsa Jamison ile birlikte Powe ve Parker'ı alıp hiç de fena olmayan bir işe imza atmış olur.

Michael Jordan'ın GM oyununa yeniden başlamak istediğini bilmeyen yok. Bu yüzden o da yıldızları Gerald Wallace ile S.Jackson'ı pazarlamaya çalışacak araya bir de Diaw'ı sıkıştırırsa Jordan'ın Tyrus Thomas dışında büyük günahı kalmayacak. Tabii 1 numaradan seçtiği Kwame Brown'a fantastik bir kontrat önermezse :)..
Önemli olan Jordan'ın hangi biten kontratlara teklifte bulunacağı.. Yao ve Eddy Curry akla gelen ilk ihtimaller. Ya da her ikisinin kontratını da alarak 3'lü takasta sadece kontrat da alabilir. Fantezi şöyle; Charlotte, Rockets'tan Yao+3 milyon $'a kadar bir oyuncu (ben Aaron Brooks'u yolladım), Knicks'ten de Curry ve Azubuike'nin biten kontratlarını alıp, Jackson ile Diaw'ı New York'a, Wallace'ı ise Houston'a yolluyor.

İlk planda yazabileceklerim bunlar. Ancak Danny Granger, Monta Ellis, Steve Nash gibi daha bir sürü ismin yer aldığı senaryolar da çok eğlenceli. Onlara sıra gelmedi maalesef..