12 Haziran 2012 Salı

No country for old man

Geçen sene Mavs'in Jurassic Park gunlerinden kalma şampiyonluğunun ardından bu yılki finalin ana teması 'yaşlılar giremez'. OKC'yi sempatik bir takım bulsam da Spurs'un finali için çok umutluydum ve kabul etmek gerekir ki; yıllardır yerden yere vurulan Scott Brooks serinin çilingir sofrasini hazirlayan taraf oldu. Savunmadaki değişim ve bu değişimdeki başarı o 'beceriksiz' denen koçun gözümüze daha hamarat görünmesine sebep oldu (Ne de olsa sporda skordan önemli bir şey yok)

Aşırı derecede EURO 2012 havamda olmama rağmen Caner ile KK'nin ABD'ye geldiğini duyunca NBA Final serisi için içimde kipraşma basladi. Oklahoma ve eyaletin başkenti OKC'ye uzun süredir planlanan bir ziyaret sözümüz bulunuyor. Özellikle Oklahoma eyalet olarak hala Kızılderili nüfusunun birlikte yaşadığı merkezlerden. Beyaz nüfusun ağırlıklı olduğu OKC'de ise yerli sayısı eyalet genelinin çok altında. Chicago'dan baslayip Kaliforniya'ya kadar uzanan efsanevi 'Route 66'in ana duraklarından olan OKC'nın ekonomisi de '66' ile birlikte giderek büyümüş.

Neyse eğer OKC'ye gelecek hafta planladığım ziyareti gerçekleştirebilirsem daha detaylı tarihi bilgi ve izlenim aktarabilirim. Tarihinden, genel yapısından bahsederek varmak istediğim nokta bu takımın kuruluş ve varoluş dinamikleri. Eyalet olarak basketbol sevgileri de had safhada. Miami nüfusu ve Heat taraftarının demografik yapısı ile karşılaştırıldığında OKC'nın neden daha sempatik olduğunu anlamak hiç de zor değil. Daha basketbola yonelik bir taraftar toplulugu.

Salona girersek Miami acisindan gercekten buyuk uclunun buyuk oldugunu gostermesi gereken bir seri olacak. Rakibin rol oyuncularinin daha verimli olmasinin disinda, uzun rotasyonu da Miami'nin güçlü olduğu bir nokta değil. Bir de bunun üstüne belki de ilk kez; daha ağır basmadıkları bir kısa rotasyonuna karşı seriye çıkacaklar.
Westbrook Spurs serisinde kendisini nadasa bırakmışti. Onunla kimin eşleşeceği çok önemli. Eğer Chalmers olursa dümdüz eder onun savunmasını. Durant üzerinde ise herhalde Miller-Battier ikilisini rotasyonlu kullanıp kritik anlarda "yetiş LeBron" diyeceklerdir. Tabii bir de Bosh'un dönüşüyle Lebron'un 4 numara oynama süresi azalabilir. Azalmazsa da bu hücumda sıkıntıya neden olabilir.

Bir de Harden faktörü var. Onun bu denli etkili bir oyuncu olması Wade-LeBron ikilisinin oyunda kalma süresini tabiatiyle de yıpranma sürecini etkilyecektir.

Miami içinse geçen yılki Dallas eşleşmesine benzer bir eşleşme. Sadece karşılarında daha az tecrübeli ama daha atletik, daha genç ve daha rahat skora giden bir takım bulacaklar. LeBron'a en iyi savunmacını ver arkasına libero bırak. Libero geçen sene Tyson Chandler'di bu sene İbaka ve/veya Perkins olacak. Ibaka bu görev için daha uygun. LeBron'un pas yeteneği karşısında rol oyuncularının ve Chris Bosh'un şutları sokması gerekecek. LeBron 4 oynayacaksa Durant'le mi Ibaka'yla mı yoksa Sefolosha ile mi savunulacak onu da ilk maçla beraber göreceğiz.

Hiçbir zaman için 'LeBron hater' olmadım ama yetenekleri ne kadar etkilyeciyse kibiri de o kadar itici geliyor tıpkı Bosh ile Wade'in geldiği gibi. Diğer tarafta ise Russell Westbrook'u anti-patikler arasına girmeye camsız gözlükleriyle koşar adım gidiyor.

Eğer Miami şampiyon olursa gerçekten büyük iş başarmış olacak. Diğer durumda ise şimdiden söylemek gerekirse suçlu ne LeBron olacak ne de koç Spoelstra. Sadece kendilerinden daha iyi bir takıma kaybetmiş olacaklar. Kelle avcıları için ideal bir senaryo değil fakat durum bu.

Güzel olsun en azından 6 maç olsun ki OKC ziyaretimin bir amacı olsun gelecek hafta için kazanan da keşke Spurs olsaydı ama öyle bir durum maalesef yok :(

8 Haziran 2012 Cuma

En değerli €


Avrupa Şampiyonaları uluslararası futbolun 'creme de la creme'i olmuştur benim gözümde. Avrupa Futbolunun seviyesi, saha şartları, teknoloji gibi öğeler birleşince rekabetin tavan yaptığı ve doyuma en çok yaklaştıran organizasyondur.
Türk futbol severler için önemli bir geri dönüş hikayesinin parçası olabilir; diyerek kendimizi kandırabiliriz ama öyle olmayacak tabii ki... Yine futbol seven azınlığın takip edeceği ve içindeki nefreti kusmak için futbolu alet edenlerin izlemeyeceği bir organizasyon olacak. Aslında bir açıdan düşününce en güzeli belki de bu.
Uzun hikayeye şimdilik girip tadımızı kaçırmayalım...



Üst üste 2. kez ev sahiplerinin iddiasız olduğu bir turnuva olacak. Polonya son 10 yıldır elemelerde büyük başarılar gösterse de şampiyonalarda tartışmasız büyük hayal kırıklığı yarattı. Ukrayna'nın da şansı dönmüş bir nehirden çağlamasını beklemek kadar doğal...

Favorim Almanya, ikinci olarak favorim yine Almanya, 3. olaraksa Hollanda'yı şanslı görüyorum. Almanya hakikaten farklı bir seviyede futbol oynuyor ve en yakından takip ettiğim lig de Bundesliğa. Gerek sosyal boyutuyla gerekse de profesyonellik boyutuyla başarıyı her zaman her şart altında en fazla hak eden ülke.
Çok değil 15 yıl önce 'hasta adam' muamelesi gören ülke futbolu, şimdi yetiştirdiği birçok yeteneği kadro dışında bırakmak zorunda kalabiliyor. Bunu bilmeyen zaten yok, kadro yapısı kadronun kendi içinde alternatifleri onları İspanya'nın da üzerine koyuyor. -dahası İspanya'nın en fazla yarı final görebileceğini tahmin ediyorum-
İlk turun Polonya'da olması bir avantaj. Ama bu Almanya takımı, oynadığı şu futbolla rakibin kim olduğunu hiç umursamadan her takımdan içeride ve/veya dışarıda 3 puanı Arsen Lupen misali alabilecek kapasitede.

Ama futbol meleklerinin bir dansı mıdır bilinmez ama en sıkıntılı grupta yer alacakları kesin. Danimarka, Portekiz ve Hollanda...

Hollanda şu anda Almanya ile beraber en karakterli futbolu oynayan takım, Portekiz taktiksel sıkıntılar içerisinde olmasa ve bir de istikrarlı gol atabilecek forvetleri olsa, kısacası 'güneş batıdan doğsa' şampiyonluğa çok yakınlar. Ama şu zamana kadar olmadı ve yakın gelecekte de olacak gibi gözükmüyor yazık oldu Figo'ya yazık olacak Ronaldo'ya, Nani'ye şu dünyadan Avrupa Şampiyonu olamadan gidecekleri için, hoş kimler gitmedi ki...

Hollanda ise İspanya'nın Dünya Kupası şampiyonluğuyla kader mahkumu hücresinde tek başına kaldı. Eldeki kadro ve oynanan futbol final ve hatta şampiyonluk için yeterli anca kilit bu gruptan çikbielcekler mi? Bu tarz şanssızlıklar daha önce İspanya'yı da vurmuştu. Şampiyonluk için iddialı olunan pozisyonlarda gruptan çıkamamak ya da 2002 Güney Kore hakem faciası gibi olaylar unutulmamalı.

Ekol denince herkesin aklına İtalya, İngiltere ya da Almanya gelir ya bana hep İskandinav takımlarını çağrıştırır.. Danırmarka da bu çağrışımın şef aşçısı.. Onların oyuncu ve oyuncu yeteneklerinden bağımsız futbolları her zaman için takdir edilesi. Sahada görecekleriniz 3 aşağı, 5 yukarı hep belli, oyuncu kalitesi sadece alınan sonuçları değiştiriyor.

Son yılların görüntüsünde ve bur turnuva özelinde en çok bel bağlanan isim hala, 17 yıldır adını duyduğumuz Rommedahl (burada oyuncu övülmüştür) işe bu turnuvada iyi mücadele ve peş etmeyen bir takımdan fazlasını beklemek zorlama olur.

İspanya çocukluğumdan beri hep favorim olan sempati duyduğum ve yıllarca hayallerimi ertelememe sebep olan takımdı. Ve maalesef Avrupa&Dünya şampiyonluğu dublesiyle bu mutluluğumuzun sonuna geldik... Meğerse ben İspanya'nın hep kötü sürprizlere kurban gitme ihtimalini sevmişim. Onlar kazandıkça İspanya sevgimin sırtına sanki Ata Demirer oturdu, ve o sevgiyi garip bir daralma hissine bıraktı. Ama şansları yok denemez fakat Puyol-Villa gibi sakat oyuncuların tavrını görüp kadronun geri kalanında da bir doyum hissini düşünmemek elde değil. Almanya ya da Hollanda ikilisinden birine bu kez eleneceklerdir.

İngiltere içinse bu kez daha umutluyum. Ama şampiyonluk için değil... Ve en kritik nokta İsveç ile oynayacakları 2. maç. O maçla çeyrek final de gelebilir geri dönüş biletleri de.. Capello sonrası geçişin sancılı olacağı kesin.
'Capello ile kazanamayan kimse ile kazanamaz' diye bir İtalyan atasözü vardır :) İngiltere'nin geleceği bu bakımdan da biraz karanlık. Kabul etmek gerekir ki altın jenerasyonları artık devrini doldurdu ve dolduruyor. Son bir şans ama bu Vegas'a gidip son bozuklukla milyon dolarlar kazanmaya benziyor.

İtalya'nın gruplarda takılacağını tahmin etsem de grup karmaşasından kurtulurlarsa gen haritalarının öngördüğünce baş belası bir takım olacaklardır.

İrlanda sempatimi bira içmeye başladığım gün (Efes değil) bir leprikondan ödünç aldım zannedersem o günden beri de iyi geçiniyoruz..

31 Ocak 2012 Salı

World's Biggest Game

World’s Biggest Game… Giants, iki hafta önce uzatmada FG ile 49’ers’i yendiğinden beri radyoyu her açışımda duyduğum ve her duyduğumda da serin sulardan kızgın kumlara düşmüşcesine içimi acıtan bir ruh haline büründüğüm ve artık trend olmaması gereken bir laf.
Laf işte; Super Bowl’un önemi reklam gelir-gideri bakımından şov dünyasının önemli bir figürü olduğu kesin. Ki bana kalırsa ‘fantasy football’ ile süslenen bir NFL normal sezonunun yanında ‘play-off’lar sönük kaldı ve kalacak fakat dediğim gibi bu sadece kişisel bir görüş. Tabii bunda Steelers’ın daha ilk turda saçmasapan elenmesinin de etkisi büyük.



En büyük olmanın birkaç boyutu var elbette; Ekonomik veriler, reytingler ve Amerikan medyasının hormonlu bakış açısı. Birbiriyle iç içe olan rakamsal verilerde uzun yıllardır Süper Bowl’un en büyük rakibiydi UEFA Şampiyonlar Ligi Finali. İlk olarak 2009 yılında Şampiyonlar Ligi Finali, Super Bowl’u toplam izleyici rakamında geçti.
Dünya genelinde maçın herhangi bir bölümünü izleyen sayısı 206 milyona ulaşan UCL Finali, 153 milyonda kalan Super Bowl’u sadece geçmekle de kalmamıştı.
2011’de ise senaryo biraz daha değişti; UEFA final gününü cumartesine alınca izleyici rakamları “Nerede kaldı o eski rekabet” tarzında uçtu. UCL Finali hakkında net bir resmi rakam bulunmasa da dünya genelinde 250-300 milyon barajında olduğuna dair BBC kaynakları bulunmakta. NFL ise kendi rakamınının üzerine koyarak 163 milyon rakamını aştı.
Not: Tabii tüm bu veriler 'legal'. Yayıncı kuruluşlar dışında internet linkleri ve topluca izlenen yerleri kapsamamakta.
* * *
Maddi boyut ise daha çetrefilli. İstatistiklere göre Süper Bowl’un düzenlendiği şehre maddi getirisi yaklaşık 500 milyon $ civarında. Ancak bu rakamları bir anda gelir kalemine eklemek o kadar da kolay değil..
Çünkü NFL'in getirisi kadar götürüsü de oldukça fazla. 2004 yılında iki Holy Cross Üniversitesi profesörü tarafından yapılan araştırmaya göre 1970 ile 2001 arasında yapılan Super Bowl'ların düzenlendikleri şehirlere getirileri ortalama 58 milyon $.
Buradaki kritik nokta şehirlerin Super Bowl almaları için astarı kadar harcama yapmaları. Mesela son olarak geçen yıl Dallas'ta yapılan Super Bowl'un Arlington-Dallas'a getirisi diğer yılların  rakamlarına göre vergiye dönüştürülen gelir %4'ün biraz üzerinde.
600 milyon $'ın üzerinde bir gelir düşünülürse şehir için giderlerinin de devasa boyutta olduğu daha net anlaşılacaktır. Tabii ki kazanılan prestij ve tanıtım imkanlarının yanında bir de kâr edilmesi olumsuz bir durum değil fakat burada önemli olan nokta; dikkat çekilen ilk fahiş rakamların pek de doğru olmadığı gerçeği.



UCL Finali'ne dönersek; tarihteki ilk cumartesi finali olması nedeniyle seyirci rakamları geometrik olarak artarken ev sahibi Londra'nın da net kazancı hafta sonu için 100 milyon $ rakamına ulaştı.
Tabii ki burada Wembley'in yapımına harcanan 1.5 milyar $'ın bu rakamlara dahil edilmemesini unutmamak lazım. Fakat aradaki fark da bu aslen. Çünkü Amerikan Profesyonel Sporlarında stat yapımına şehir bütçesinden ödenek çıkartılırken, Wembley ise FA ile hükümetin adeta Londra'ya bir armağanıydı.
* * *
World's Biggest Game. Rakamları alt alta yazarak organizasyonun şehirlere katkısı ve televizyon reytingleri açısından UCL Finali, Super Bowl'u alt etti gibi...
Ancak Şükran Günü'nün ardından ABD'de en fazla yemek tüketilen gün olan Super Bowl'un Amerikan ekonomisinde yarattığı etki inanılmaz. Super Bowl hafta sonunda ABD'de toplam 10.1 milyar dolar harcanıyor.
UCL Finali'nde ise bu verilere ulaşmak mümkün değil. Avrupa, Kuzey Amerika ve Latin Amerika'daki rakamlara ulaşmakla beraber Afrika ve Asya'nın tam bir kapalı kutu olması hesaplamaları zorlaştırıyor.
Eldeki veriler 2011 UCL Finali günü finale bağlı yapılan harcamaların yaklaşık 1.5 milyar $ dolayında olduğu. Asya ve Afrika eklendiğinde rakamın 2 milyar $'ın üzerinde olabileceği tahmin ediliyor.
Super Bowl'un bu konudaki ezici üstünlüğünü gözardı etmek olanaksız. Yalnız şu detayı da kaçırmamak gerekiyor. ABD'de Super Bowl hafta sonu ulusal tatil gibi görülüyor. Yani maç izlenmese dahi eş-dostla beraber olunup en azından bir maç yemeği yeniyor. Sonuç olarak rakamın tamamı Super Bowl'a mâl edilmemeliyse de etkisi oldukça büyük.
* * *
Son olaraksa Amerikan medyasının gerçekliği çok da kabul etmeyen fanatik bakış açısı. Dünyada başka bir ülkede oynanmayan (profesyonel düzeyde) Beyzbol ile Amerikan Futbolu şampiyonlarına 'Dünya Şampiyonu' diye anan bir bakış açısının sorunları olduğu kesin. Fakat bunu kabullenmek gibi bir niyetleri olmadığıysa daha net.
Şu an için dünyanın en büyük spor marketi olsa da ABD genel ve spor medyasının bu yerel düşünce tarzı, Şampiyonlar Ligi'nin Asya pazarına daha da yayılmasıyla yeni çözümler bulmak zorunda olacak gibi.
* * *
Aslında bu kadar yazının özeti şu; Asya'yı kazanan "World's Biggest Game" unvan maçını kazanır. İzleyici konusunda fark Asya sayesinde UCL Finali'nden yana. Organizasyon şehrine getiri bakımından UCL önde olsa da veriler çok yakın. Toplam etki bakımındansa Asya'dan net rakam alınamaması ve pazarlama yetenekleri sayesinde Super Bowl açık ara önde.

12 Ocak 2012 Perşembe

NFL Konferans yari finalleri Vol.2

Her şeyden önce bu yazı oyun tahmini ve kendi çapında analiz içermektedir. Skor ve kimin kazanacağını tahmin etmekten hep imtina ettim. çünkü maç içinde tek bir hata bile maçın kaderine büyük ölçüde etki ediyor. Örnek vermek gerekirse geçtiğimiz hafta Saints, Lions'i farklı yendi. Görüntüde maç rahat da geçti. Ancak Detroit defansında CB'ler Wright ve Berry öyle iki INT imkanını degerlendiremedi ki; maçın kaderi o anlarda değişebilirdi. Saints o maçı bir kez bile punt yapmadan; yani her hücumunda skor üreterek tamamladı...    


Saints'ten devam edersek, ligin en etkileyici TAKIMI... Takım çünkü her ne kadar Packers sezonu 15-1 bitirse de hem koşu-pas dengesi bakımından, hem de savunmalarinin daha az problemli olmalari acisindan ligin en dengeli takım Saints... Brees'in rekorla süslediği sezonda Darren Sproles da diğer bir rekora imza attı. 'Koşu-Pas-Return' kombine yardında yeni NFL rekoru artık onun elinde. 4 RB kullanan 9 ayrı oyuncusuyla pas TD Saints'in tek handikabı pas savunması...

Ama rakip 49'ers. ve çok da iyi bir pas takımı olmadıkları için işin o kısmından büyük yara alacaklarını düşünmüyorum. 
Ancak sezon başından bu yana tam anlamıyla geleneksel futbol oynayan tek takım San Fransisco 49'ers... Koç değişikliğiyle tabanlı bir takıma dönüşen 49'ers hücum konusunda çok da yetenekli bir takım sayılmaz. Ama NFL'in altın kuralları, "topu kaybetme, süreyi lehine kullan"i hakkıyla yerine getirerek iyi de bir savunmayla Packers'in ardından NFC'de 2. oldular.

Normal sezonla beraber 49'ers'ın 'Kicker'i  David Akers da rekor sahibi oldu. Bir sezonda en fazla FG isabeti bulan oyuncu olarak. Bu da iyi bir şey mi kötü mü aslinda orası cok net değil. 
Alex Smith oldukça eleştirilen (Eleştirlmesinin sebebi 49'ers'ın 2005 draft'inde 1 numara seçilmesi ve o draft'te Aaron Rodgers'ın da olması ve bu seneye kadar da bekleneni verememis olmasi) bir QB idi. Ancak bu sezon topun kıymetini bilerek oynaması ve hücumun tamamen koç Harbaugh'nun kontrolünde ilerlemesi hem Alex Smith'in ozguvenini tazeledi hem de onu potansiyeline cekti.
Şimdi de hücum canavarı bir takıma karşı bu savunma, sureyi yonetme ve top kaybetmeme karakterlerini korumaları önemli. 
Saints'in hucumunu bu sezon sadece Rams ile Titans raydan cikartabildi. New Orleans acisindan bir baska handikap ise Saints'in son 4 deplasman macini kaybetmesi. Mac San Fransisco saatine gore oglen 13.30'da oynanacak. 

Diğer gelenekçi takımlar ise Baltimore Ravens ile Houston Texans... Bu iki takım da pazar günü karşı karşıya gelecek.
Ravens normal sezonda 4 maç kaybetti ve bu takımlar arasında %50 galibiyet yüzdesinin üzerinde olan bir tek Tennessee Titans.. Konsantrasyon pankartı açmak lazım bu takım için.
Flacco çok kötü bir sezon geçiriyor ve kötü olmasının nedeni kötü olduğunun farkında olmadan doğru olmayan kararlar vermesi. Flacco, ligin en iyi RB'lerinden Ray Rice'i kullanmakta problem yaşıyor. Rice'in 10 kezden fazla top tasidigi sadece 1 maci kaybettiler. 
Savunmaları belki de eşsiz... O defansın önemli isimlerinden Terrell Suggs, 34-17'lik  Jets galibiyetinin ardından eski defansif koordinatörü Rex Ryan'ı referans göstererek "Bizi o yarattı şimdi bununla uğraşmak zorunda" tarzı bir açıklaması var.
Ravens'in bu sezon hedef gördüğü ve/veya play-off yapan takımlara karşı 7-0'lik galibiyet yüzdesi var. Korkutucu... Ravens icin tek ince ayar topu Ray Rice'a vermek olsa gerek. Umarim Flacco bunu unutmaz

Baltimore'u Bu kadar övdükten sonra rakibine de değinmek lazım. Texans yeni bir kulüp ve bu onların ilk play-off sezonları. Ve bu sezonun Chicago ile birlikte belki en şanssız takımı. 1 ve 2 numaralı QB'lerini 1 hafta arayla kaybettiler. Schaub ortalama 300 yarda yakın pas atıyordu.. TJ Yates ile bu sayı yarı yarıya düştü. Neyse ki; ligin (bence) en iyi RB ikilisi sayesinde hala hayattalar.
Foster'in yedeği Tate muhtemelen ligdeki takımların yarısında rahatlıkla 'starting' RB olabilir.
Savunmaları Ravens ve Steelers ile beraber 'elit' seviyede.. Schaub'un yokluğuna rağmen Foster'i verimli kullanabilmeleri onları daha az yenekli oldukları Ravens'a karşı ayakta tutabilecek en önemli faktör... Ama tereciye tere satmaya kalkarsa Texans'in isi zor.  TJ Yates'ten pas katkisi almalari gerekiyor.. 

NFL'in 'modernist'leri ise Patriots ile Packers.. Topa sahip olup savunmayı ise INT ağırlıklı düşünen sayıya daha fazla sayıyla karşılık veren iki takım.. Play-off dışında kalanlardan bu takımlara aklıma ilk gelen Panthers ve Falcons'i da ekleyebiliriz..
Pats ve Pacs çok değerli iki QB önderliğinde ilerliyor. O konuya girmeye gerek yok. Bir başka ortak özellikse; bu iki takım ligin en kötü pas savunmasına sahip. Burayı 'irdelemek' gerekiyor.


Patriots açısından  bakarsak; rakip Denver. Denver kim? Ligin en popüler takımı ve 1 numarali kosu takimi, tabii kiher ikisi de Tebow yüzünden. Başta yazmıştım gelenekçiler, modernistler ve hybrid'ler diye ama Broncos bunların hiçbiri sayılamaz. Modernist ve hybrid hiç değiller. Ama gelenekçi de sayılamazlar. NFL tarihinde yelken alırsanız pas istatistiği kategorisinde bu tarz rakamlara ancak 1930-50 arasında rastlamak mümkün.
Tebow'un başarılı olmasına sevinenlerdenim ama bunu ne sık bir şekilde yaptığını söyleyebilirim ne de alışılageldik yöntemlerle. Aslında Tebow bir 'Tanrı'nın Eli 2' projesi gibi gözümde. Olmadık anlarda beklenmedik sürprizlerle takımını Divisional 'play-off'a taşıdı. Tabii ki defansının da bunda büyük etkisi var.
Tebow konusunda değinmek istediğim tek konu, Amerikan spor medyasının da ne kadar skor medyası olduğunu gözler önüne sermesidir. Kazandığı haftaların ardından "takım iyi yolda çocuk bir şansı hak ediyor" derken, kötü bir maçın ardındansa dar ağaçları kuruluveriyor, sonuçta bazı şeyler nereye giderseniz gidin asla değişmiyor anlayacaginiz.
Mac olarak da minimum analiz isteyen bir karsilasma.. 

Normal sartlar altinda oynanacak oyunu tahmin etmek pek zor degil,  Pats'in henuz NFL'deki ikinci sezonunda bir TE fenomenine donusen Rob Gronkowski (TE'lere ait TD rekorunu kirdi) ve onun yancisi :) Aaron Hernandez'le skora gitme aliskanliklari WR'lari da rahatlatiyor. O iki insan azmani sayesinde; Pats futboldan bir benzetme kullanarak oyunu kanatlara yayip rakibi aciyor adeta. 
Iki TE'yi literature iyice yerlestiren Bill Bellichick'in hucum konusunda yaratici oldugu zaten bilinen bir konu. New England'in 30+ sayiya ulasmamasi (sadece 4 macta ulasamadilar bunlarin da 2'sini kaybettiler) anormal bir durum. Aksine Broncos ise bu sezon sadece 2 kez 30 sayi uzerine cikabildi. Yani Broncos, Brady'nin istedigi sularda yuzmeye kalkarsa Tanri'nin bir baska sevgili kulu (lig tarhinin en iyi QB'lerinden olarak gosteriliyor, sayisini kimsenin bilmedigi kadar yilin en yakisikli atleti secildi ve Giselle Bundchen ile evli; baska sorusu olan????) olan Brady'e karsi sansini zorlamis olur.

Ve Broncos'un sezon icindeki macta o hucuma defansif cozum uretemedigi de goz onune alinirsa Patriots kazaya ugramadan konferans finaline ilerleyecek gibi...  


Profesor Rodgers'in surukledigi Packers ise belki de en sert kayaya carpti. Normal sezonda 12 rakibini 1 TD ve uzerinde farkla yenen Packers sezon icerisinde en zorlandigi Giants ile hem de rakibi form tutmusken karsilasacak. 
Packers'taki degisim oldukca dramatik gectigimiz sezon ligin en iyi 2. savunma takimiyken bu sezon 32. ve sonuncular. Takim bir anda savunmadan el cekmedi fakat hucumlari o kadar guven veriyor ki savunmaya acikcasi ihtiyaclari kalmiyor. 
Hucumda pas oyununun en onemli hedef Greg Jennings'in sezonu kapatmasi sonrasinda yasanan sallantiyi Jordy Nelson ile atlattilar. Ancak neredeyse hic kosu oyunlari olmamasi uzerine gercekten efsane yaratabilecek 'hafif mesrep' pas savunmalarini ust uste koyarsak Packers'in maclari surprize acik gozukuyor..


Giants'a gelirsek; play-off'taki ikinci Hybrid takim.. Ama onlarin stabil olamamak gibi bir ozellikleri var. Eli Manning ve WR kadrosu belki de Saints ile beraber en yuksek kalitedeki WR kadrosu.. RB'leri Ahmad Bradshaw'i dahi cokca pas opsiyonlu kullaniyorlar. Gununde bir Eli ile Packers'i uzmeleri hic de uzak ihtimal degil hele ki savunmalari son 3 haftada canavara donustukten sonra.

11 Ocak 2012 Çarşamba

NFL Konferans yari finalleri

Twitter'in verdiği tembellik ve blog'a gelip-gelebilecek ziyaretçi sayısındaki sabırsızlık sayesinde blog'la ilişkimiz acemi seviyesinin üzerine çıkamadı..
Yaşadığın ülkeyi değiştirince tak

be aldığım sporların niteliği değişmese de niceliğinde önemli farkla meydana geldi.
Basketbol hala 1 numara ama, gerçek basketbol; yani Eurolig... Sadece fikri takip açısından NBA'yı takip ediyorum açıkçası...
Onun dışında, Futbol, atletizm, snooker, bisiklet vs. vs.. hepsi akışında ilerliyor tabii Eurosport bu topraklarda 'çekmediği' ve aradaki 6-8 saatlik zaman dilimi farkı nedeniyle izleme sürelerinde azalmalar var kabul etmek gerekirse..
O zamandan kalan uzatmaları NFL doldurdu son 1.5 senedir...
NFL nedir, ne değildire girmek gereksiz fakat ilgilenen varsa www.nfltr.com 10 numara kaynak.
Neyse aslında bir şeyler karalamayı düşünüyordum ama mesai vaktimden çalıp bu yazıya başlamamamın esas nedeni Türkiye'deyken Amerikan Futbolu oynadığım bir arkadaşım ile geçenlerde twitter üzerinden yaptığımız bir konuşma (tatlı atışma)..
Öncelikle NFL'de veya futbolda şöyle bir durum oluyor onu göze almak çok önemli, maçın rengi bir anda tersine dönebilir aradaki fark isterseniz 3 ya da 4 td olsun, bir top kaybı ya da başka bir kıvılcımla işlerin rengi tamamen tersine dönebilir bu konuda basketbola daha yakın düşünülebilir..
Konuya dönersek son 10 yılda NFL'de oynanan oyun oldukça değişti, (bunu gören bir göz olarak da diyebilirim, ya da 'sen kimsin ülen' diyenlere yorumcu ve eski sporcuların fikirlerini gösterebilirim)

Modern futbol daha çok pas oyununu korumaya ve daha çok skor yaratmaya yönelik artık...

Play-off tablosuna bakıldığında ise gelenekçiler, modernistler ve hybrid :) bulunuyor... Bu satırları yazarken hali hazırda şampiyonluk adayım da elendiği için içim çok rahat.

Girişin ardından yazıları çok çok uzatmamak adına ilk parçanın sonuna geldik diyelim. 2. yazı bu hafta sonu oynanacak maçlara yönelik olacak.