31 Temmuz 2010 Cumartesi

Başın öne eğilmesin!

Schumi zorda. Hem de dosta üzüntü, düşmana ise kocaman bir gülümseme verecek kadar.. 19 yaşından bu yana profesyonel olarak yarışan Schumi'nin en hızlı turu atmadığı, pole pozisyonu kazanmadığı, podyumda yer almadığı hatta ve hatta yarış kazanmadığı tek bir sezon dahi yok.
O her ne kadar bunları umursamazcasına gelecek sezonu düşündüğüne dair açıklamalar yapsa da gerçeğin tam tersi olduğunu düşünüyorum.. Ama aldırma gönül..

Güncelleme:
Schumi sıralamalarda 14. oldu. İyi bir starttan sonra 9.'luğa kadar yükselse de yarış sonuna doğru  Barrichello'ya geçilip Macaristan GP'sini puansız tamamladı.  

142. yıllık hasret bitti..

Nevin Yanıt'ın Avrupa şampiyonu ilk Türk sprinter olması, 1868 yılında atletizmle tanışan bu toprakların kaplumbağadan da yavaş hareket ettiğinin bir kanıtı olsa da, en azından bazı adımlar atıldığının da göstergesi.. Nevin çok büyük bir iş yaptı.. Elvan da, Burcu da, Aslı da aynı şekilde spor geçmişimizin en önemli atletizm şampiyonalarında elde edilen en büyük başarısına imza attılar.
Güncelleme:
Nevin'in ardından Bekele ile Elvan'ın 5 bin metre dublesi geldi ve en azından Avrupa'ya bu topraklarda koşulabildiğini gösterdik..
Devşirme ve devşirmeme mevzusuyla Ertan Hatipoğlu'nun 5 bin metre sonunda yönelttiği suçlamaları daha sonra irdelemeyi düşünüyorum, şimdi az biraz şu başarıların keyfine varalım..

28 Temmuz 2010 Çarşamba

YORUMSUZ!

Yeni göçmen yasası ve MLB

ABD'de yaşayan nüfusun %30'a yakını göçmen statüsünde ülkeye gelip yaşamaya devam eden bir topluluk.. Bu sayının da %50'si Latin Amerika asıllı.. Oranlar çok fazla gelmeyebilir ama net rakama vurduğumuzda 50 milyon kişiye yaklaşıyor..
Arizona eyaletinde çıkan yeni yasaysa bu göçmenler özellikle de Latin toplumuyla alakalı.. Eyalet senatosundan geçen ve perşembe günü yürürlüğe girmesi planlanan yasayla artık emniyet güçleri sokak ortasında gördüğü şüpheli kişileri! çevirebilecek, sorgulayabilecek hatta gerekli dokümanları taşımayan kişilere hapis ve sınır dışı cezası verebilecek.. Genel kapsamı bu.. Peki konuyla Amerikan Profesyonel Beyzbol Ligi'nin ne alakası var..
Arizona Valisi'nin beyzbol aşkı üstün gelecek mi?
MLB'deki tüm oyuncuların %30'unu oluşturan Latin beyzbolcular bu sporun en önemli ve pahalı yıldızları arasında.. Eğer kanun yürürlüğe girerse gelecek sezon Arizona Diamondbacks'in sahasında düzenlenecek All-Star maçı bu oyuncular tarafından boykot edilecek.. Diamondbacks'in kadrosunda şu an 7 tane Latin kökenli oyuncu bulunuyor..
Arziona zaten bu tarz konularda oldukça sabıkalı bir eyalet.. ABD'nin orta bölümünde bulunan eyalet, 1990'larda NFL'in ulusal kutlama kapsamına aldığı 'Martin Luther Günü'nü onurlandırmak istememiş bunun sonucunda da NFL yönetimi Arziona'da yapılması planlanan 27. Super Bowl'u Kaliforniya'daki Rose Bowl Stadı'nda almıştı..
Spora siyaset karıştı bir kere bakalım milyon dolarlık beyzbolcular halkı dinlemeyen Arizona Valisi Jan Brewer'i bu kararından döndürebilecek mi?

Güncelleme: Arizona Federal Yargıcı haberimizin baskılarına dayanamayarak :) yeni yasa tasarısını iptal etti.. Tüm göçmenlerin gözü aydın..

Contador, Astana ile devam etmeyecek

Hasip ile Nasip!

Alberto Contador'un Kazak takımının üst yönetimiyle olan sürtüşmeleri zaten biliniyordu.. Ve takımın ona verdiği karar süresi salı doldu ve İspanyol bisikletçi Astana ile devam etmeyeceğini açıkladı.. Tabancanın yeni evi Tour de France şampiyonlarından takım direktörü Biarnes Riis ile birlikte olacak. Saxo Bank'ın sponsorluktan çekilmesiyle kendine yeni takım arayan ve büyük ölçüde ABD yazılım devi Sunguard ile anlaşan Riis, kendisinden ayrılacak Schleck kardeşlerin yerini Contador ile doldurmaya çalışacak..
Contador'un gidişiyle de kendine yeni lider arayan Astana ise Rabobank ile sözleşmesi bitecek Denis Menchov'a yöneldi.
Astana'dan ayrılırsa Contador'un arkasında kurulacak ekip oldukça önemli. Dani Navarro'nun bu sene yaptıklarını unutmak oldukça zor. Schleck ise hiçbir taşıyıcısı olmadan oldukça iyi bir performans ortaya koydu.. Rabobank'ın da genç Hollandalı Robert Gesink'e yatırım yapma isteği bu transferleri mantık yörüngesine oturtuyor..  Bu arada Contador Vuelta'ya katılmayacağını açıkladı.. Menchov, Schleck'ler, Sastre ise İspanya Bisiklet Turu'nda yer alacaklar..

Güncelleme: 
Contador ile anlaşan Riis, Saxo Bank'ı da sponsorlukta kalma konusunda zorunlu ikna etti. Artık şampiyon iki yıl için Saxo Bank-Sunguard için pedal çevirecek.  

27 Temmuz 2010 Salı

Ara jenerasyon çocukları 'U-19'

Alt yaş gruplarını izlemekten oldukça keyif alırım.. Hatta dün oynanan U-19 Avrupa Şampiyonası
maçlarına da göz gezdirdim.. U-17, U-19 ve U-21 arasında seçim yapmam gerekirse favorim değildir U-19..  Türkiye'nin aksine kariyerlerine 18 ile 20 yaş arasında yön veren Avrupalı gençler için 17 yaş altı turnuvası kendini ispatlama ve büyük takımlara gösterme yeri.. U-21 ise daha geniş bir yaş yelpazesini içerdiği için -elemeler ve finaller 2 yıllık süreçte tamamlanıyor- güçlülerin hayatta kaldığı yaş grubu.. U-19 ise ikisinin bir karışımı gibi gelir hep..
Eski defterleri karıştırınca turnuvaların çıkarttığı göze çarpan hatırı sayılır yıldızlara bir bakış attım. Rakamlar U-19, 17'yi  döver dese de tercihim daha küçüklerden yana.. Tabii U-19 grubunda 2002'deki İspanya'nın üçlüsü tartışmasız efsane.. U-21'in ise piyasaya kattığı değerler tartışmasız en üst düzeyde..
(Oyuncular kişilere göre değişiklik gösterebilir ancak ortak intibaya önem vermeye çalıştım..)
U-17 (2002'de U-17'ye döndü):
2002: Rooney, Clichy, Cristiano Ronaldo, Barnetta, Senderos, David Silva, Adler, Podolski, Mario Gomez,
2003: Milner, Dzsudzsak, Aaron Lennon, Rossi,
2004: Benzema, Ben Arfa, Fabregas, Nasri, Pique, Capel,
2005: Rakitiç, Walcott, Nuri Şahin, Kaliniç,
2006: Bojan, Marin, Kroos, Pjaniç, Jovetiç,
U-19
2002: Torres, Iniesta, Reyes, Lahm, Johnson, Trochowski,
2003: Chiellini, Aquilani, Pazzini, Almeida, Downing,
2004: Chygrynskiy, Milevskiy, Marcell Jansen, Fabianski, Ramos, Raul Albiol, Selçuk İnan,
2005: Neuer, Boateng (Sonra Gana'yı seçti), Christodoupoulos, Lloris, Diaby, Gourcuff,
2006: Prödl, Fellaini, Mata, Arda, Mevlüt,
2007: Arnautoviç, Ninis, Mitroglou, J.Boateng, Mesut Özil,
U-21:
2002: Robinson, Barry, Defoe, Pennant, Alan Smith Crouch, Bonera, Ferrari, Marchionni, Blasi, Iaquinta, Pelizzoli, Bruno Alves, Miguel, Frei, Baros, Cech, Landreau, Escude, Govou, Mexes, Katsouranis, Charisteas.
2004: Srna, Krancjar, Pranjiç, de Rossi, Gilardino, Krasiç, Lazoviç, Ivanoviç, Wiese, Schweinsteiger, Bosingwa, Elmander,
2006: Agger, Kahlenberg, Bendtner, Sagna, L.Diarra, Flamini, Mavuba, Toulalan, Mandanda, Sinama-Pongolle, Kiessling, Simon Pepe, Pazzini, Huntelaar, de Zeeuw, Raul Meireles, Quaresma, Moutinho, Nani, Stojkoviç, Vuçiniç,
2007: Vermaelen, Vanden Borre, Drenthe, Babel, Kadlec, Reo-Cooker, Huddlestone, Montolivo, Kolarov, Tosiç,
2009: Marchisio, Giovinco, Balotelli, Marcus Berg, Harbuzi, Olsson, Onuoha, Agbonlahor, Micah Richards, Aogo, Khedira, Marin, Raul Garcia, Jurado, Granero,

Tabii bir de konuyu bağlamak gerek.. Dün oynanan yarı finallerin ardından U-19 finalistleri belli oldu.. İspanya ile ev sahibi Fransa.. Tabii ki finale kalan Fransa en çok kadroyu silbaştan yaratacak Laurent Blanc'ı sevindirmiştir. Bu turnuvada ise göze çarpan genç oyuncular Fransız kanat oyuncusu Coquelin, Kakuta zaten adını duyurmuştu. takımın gol lideri Sochaux'lu Bakambu ve Arsenal'dan   Coquelin'in takım arkadaşı Gille Sunu.. İspanya'da ise her ne kadar en fazla gol atan isim Pacheco olsa da bir forvete göre fiziksel dezavantajı (1.68) ileride onu sıkıntıya sokabilir.. Real transferini yapan Sergio Canales, (sansasyonel penaltısıyla youtube'a düşen) Calvante
Diğer takımlarda ise gelecek yıllarda parlamaya aday yıldızlar; Avusturya Alaba, Hırvatlar'ın Ozobiç'i gözüme çarpan isimler oldu. Zaman bu konuda en önemli hakem ancak bazılarını sadece 1-2 izlediğim oyuncularla ilgili kesin yargıya varmak da ukalalıktan ötesi değil..

Yapma Vettel, yapma Schumi, yapma Sutil, yapma Rüştü

Hockenheim'da koşulan Almanya GP'si sonucunda bana sorarsanız aslen kazanan olmadı.. Alonso'nun yeteneklerine denecek laf yok ama şımarık çocuk tavırları çoğu F1 izleyicisinin sinirlerini hoplatıyordur eminim.. Takım emirleri uygulayan Ferrari kuzey fabrikadaki "İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim" mottosunu puan versiyonuna uygulayamadığı için ciddi prestij kaybetmiştir ama onlarını bunu pek umursamadığını zaten geçtiğimiz yıllardaki -2002 Schumi-Barrichello- vakasından biliyoruz.
Neyse Ferraribir kenara Almanya'da diğer kaybedenler listesindekilerin ortak özellikleri Alman olmalarıydı sanki..
*Vettel pole'de başladı, 3. bitirdi..
*Rosberg, Schumi ve Mercedes kayıplardaydı ve ilk 3 pilottan tur yediler..
*Force-India'nın yükselen değeri ve yeteneklerini günden güne geliştiren Adrian Sutil sezonun en kötü yarışını çıkartarak 17.'likte kaldı.
*Hülkenberg 13. Glock ise 18. olabildi.

Oysa Vettel hafta sonuna öylesine moralli başlamıştı ki; öncelikle Happenheim'da -memleketinde- binlerce hayranının desteğiyle adeta gövde gösterisinde bulunmuştu.. Cumartesiyse pole pozisyonu üst üste 3. kez kaparak kendi rekorunu kırmıştı.. Ancak yarış günü dilediği gibi geçmedi. Henüz startta arkasındaki iki kırmızıya geçildi ve yarış da öyle bitti.
Peki sorun Vettel'de mi?
Çoğu F1 otoritesine göre en iyi araç RedBull'da.. Ancak talih İstanbul Park'taki yarıştan sonra takıma sırt çevirmiş gibi.. Türkiye GP'si öncesinde McLaren'e karşı 27 puanlık avantajı bulunurken, İstanbul'daki Vettel-Webber çarpışması sonucunda 1 puan geriye düştü ve o günden beri de bir türlü belini doğrultamadı.. Ortada bir sorun olduğu kesin..
Yoksa düşünülenin aksine Ferrari doğruyu mu yapıyor?

Merlene Ottey vol.50

50 yaşında, bu yarım asıra 9 Olimpiyat, 14 Dünya Şampiyonası, 6 Dünya Salon Şampiyonası, 4 İngiliz Milletler Topluluğu oyunları madalyasının yanı sıra 2 de vatandaşlık sığdırdı.. Slovenya vatandaşlığına geçtiği 2002 yılından sonra 2006'da Avrupa Atletizm Şampiyonası'na katılan Ottey 100 metrede final koşma şansını 0.03 salise farkla kaçırdı..
Şimdiyse Ottey, Slovenya bayrak takımı adına yarışacağı 4x100 ile Avrupa Atletizm Şampiyonası'nda yarışan en yaşlı atlet unvanına ulaşacak. bir ara F.Bahçe forması da giyen Ottey Barcelona'daki finallerde Fransız Nicole Brakebusch-Leveque'nin 47 yaşla sahip olduğun rekoru kıracak..
Ottey Nine'nin gençlik yılları
Zaten Ottey'in kariyer tabletlerinde 15 yıl öncesinde Dünya Şampiyonası'nda kazandığı altın madalyayla en yaşlı altın kız apoleti bulunuyor. akmak isteyenler için Merlene Ottey'in say say bitmeyecek kariyerinden özetler.. 

Lakers'tan sessiz ama derin hamleler

Pis işler diye bir program var Discovery Channel'da.. Hani zamanında Avrupa'daki versiyonunda sunuculuğu bir süre için de olsa Danimarkalı efsane kaleci Peter Schmeichel yapmıştı.. Miami, kadrosunu berrak bir gecede meteor yağmuruna şahit olan ve her ışıltıda dilek tutan çocuk şımarıklığında doldururken, Lakers karşılığı 3 hamleyle verdi.. Steve Blake, Matt Barnes ve Theo Ratliff..
Blake'i bir kenara ayırırsak Barnes ve Ratliff  kariyerleri boyunca hep o pis işlerle para yapmış oyuncular.. gelecek yılki olası bir Miami-Lakers eşleşmesinde Yıldız Savaşları yerine 'Yıldızlar vs Takımyıldız' mücadelesi izleyeceğe benzeriz..
Her ne kadar Ratliff'in dizleri emeklilik maaşını sabırsızlıkla beklese de savunmada işler sertleştiğinde hâlâ Bynum'un faul problemini minimize edecek kapasitede olduğunu düşünüyorum..
Bu arada Yahoo Sports'ta çıkan Barnes'ın açıklamalarından yeni bir aşkın doğduğu açığa kavuştu.. Meğerse Kobe ile Barnes günlerdir liseli aşıklar gibi SMS'leşiyorlarmış..
Barnes ise ayrı bir vaka.. Anlaşılan Phil Jackson, TFF'nin 6+2+2 yabancı kuralına özenip arıza kontenjanını yükseltmeyi tercih etti.

Efsane etap, efsane rakam...

Tur bitti, yapı paydos diyebilirsiniz ama değil.. Contador, her ne kadar Schleck'in zincir sorunu yaşamasıyla kazandı gibi görünse de (eğer 15. etaptaki o sıkıntı olmasa, ya da contador Schleck'i beklese iki yarışçı aynı saniye içerisinde turu tamamlayacaklar ve 0.8 saniye farkla şampiyon Schleck olacaktı)
Yarış bittiğine ve 'Tabanca' maratonu kazandığına göre sonuç üzerinden konuşmak biraz saçma.. Ancaaak; önemli bir detay gözüme çarptı ve söz edilip edilmediğinden de pek emin değilim.. Yıllardır sporda atılım içerisinde denen ve toplu ya da topsuz oynanan tüm sporlarda artık hatırı sayılır söz sahibi olan İspanya'nın geldiği ve&veya en azından bulunduğu noktayı belirtmek adına; Tour de France'ın Pau ile Col de Tourmalet arasında koşulan zirve finişli etabın İspanyol kanalındaki izlenme oranı..
Etabı hatırlarsak oldukça keyifliydi. Dedem bile izledi. Caner Eler'in de ağzına sağlık o müthiş heyecanı an be an bize yansıttı ama kim bilir Türkiye'de 3 bin-5 bin kişi bile oldukça iyimser bir rakam..
İspanya'daki yayıncı kuruluş La 1 TVE, turun kraliçesi olarak nitelendirilen etabı ortalama 4 milyon kişinin izlediği ve %33'lük izlenme oranına ulaştığını açıkladı.. İşin dahası bu efsanevi rakam gelmiş geçmiş en büyük izlenme oranı da değil.. 1997'deki turdan bu yana, 1999'daki de La Vuelta'dan beri en yüksek 3. rakammış (vay anam vay).. Final kilometrelerinde ise bu rakamın 5.3 milyona çıktığı ve televizyonların %43.3'ünde LeTour açıkmış.. Pehpeh..

Domain sorunsalı

Spor gündemindeki hareketliliğin de verdiği gazla domain almaya kalkışıp yaklaşık 10 günlük bir kriz yaşadım.. Umarım sorunlar bitmiştir, bilgilerinize...
Bir de bu süreçte taslak haline getirdiğim ancak şu an için bayatlamış sayıalcak olayları da paylaşmak istedim

20 Temmuz 2010 Salı

Hesap günü!

Franck Ribery ile Karim Benzema kendilerine yöneltilen suçlamalar üzerine Paris'te ifade verdiler. 
18 yaşından küçük hayat kadınlarıyla birlikte olmanın cezası Fransız yasalarına göre 45 bin Euro para cezası ve 3 yıl hapis..
İkilinin poposunu kurtarabilecek tek şey birlikte oldukları hayat kadını Zahia'nın verdiği "Yaşımı bilmiyorlardı" ifadesi..

Should i stay or sholud i go?, Türkçesi: Gitmek mi zor kalmak mı zor :)

Contador'un dünkü tartışılan atağının ardından birçok internet sitesinin attığı başlıktı bu.. Velonews.com ise bunu örneklerle masaya yatırarak Andy Schleck'in "Bildiğim tek şey bugün sorun yaşarken yanımdan geçip gidenler kesinlikle fair-play ödülünü alamayacaklar" feryadında ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu..
İşte sitenin hazırladığı yakın zamana ait iki fair-play örneği:
2001 13. etap: Sarı mayo Lance'te ve en yakın takipçilerinden Jan Ulrich bir yamaçtan yol dışına çıkarak adeta uçup-gidiyor, Lance kenara çekip rakibinin yeniden pedal çevirmesini bekliyor.. Etabı Lance kazanıyor.. Zaten o zaman neredeyse hepsini o kazanıyordu
2003 15.etap: Yine sarı mayo Lance'te.. Bir seyircinin de yardımıyla! -yol yanında duran seyircilerden birinin çantasına takılarak- tam da Ulrich'in önündeyken Iban Mayo'yla beraber düşünce hesaplar karışıyor.. Ana grup başta biraz hızlanıyor.. Ancak sabıkalı olsa da şampiyon kişiliğiyle Ulrich'in önderliğinde peloton Lance ve Mayo'yu bekliyor.. Yarış sonunda da sarı mayoyu alabilecekken, "Tabii ki duracaktım, birinin şanssızlığı sonrasında kazanmak kazanmanın ruhunu tamamen aykırı" açıklamasını yapmıştı..
Önemli olan nokta da bu işte. Contador açıklamalarında hep Spa'daki kazada beklediklerini söylüyor ve durumun farklı olduğunu iddia edilebilir.. Ama durum şu:
1- Spa'daki hareketin mihmandarlığını Cancellara üstlenmişti..
2- Ulrich'in de dediği gibi rakibinin herhangi bir şanssızlığından yararlanıp kazanmak -öne geçti-takıştı mı be sana Contador.. Nasıl olsa zamana karşıda sana rakip olamazdı ki Andy..

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Tour de Finans!

Bisikletin Türkiye'de hatta dünyada bile en bilinen yüzü Tour de France.. Turların 'krem döla kremi'dir hatta. Hep de konuşulur şurada bir Türk takımı olsa ne güzel olur diye.. Ben de bunun üzerinden giderek nedir bu sponsorların masrafları diye bakındım internette.. Dünyanın önemli şirketleriyle bölgesel şirketleri bir araya getiren ProTour organizasyonunda finans şirketleri ağır basarken, teknolojiden, mobilya sektörüne hatta devlet destekli şirketlere dek 22 takım bu yıl  toplam 178 milyon Euro yatırdı..
İşte takımlar ve bu yılki bütçeleri:
Ag2r-La Mondiale: Fransız sigorta şirketi ülkesinin dalında en büyük 10. firması.. 8 milyona yakın poliçe sahibi bulunan Ag2r. Bütçe 7 milyon Euro civarında..Takımın en pahalı ismi
Astana: Üstüne en çok konuşabileceğimiz takım. Hem takım kadrosunda çifte Tour de France galibi Alberto Contador ve yetenekleri doğrultusunda bire türlü bekleneni vermeyen ama bisikletin önemli figürlerinden Alexander Vinokourov'u bulundurması hem de takımın para kaynağının ucu bucağı ve pek de açıklamasının olmaması..
Kazakistan Devleti'nin desteğini alan takımın ana sponsoru Samruk Kazyna.. Samruk Kazyna adını ülkemizde Şekerbank'ın hisselerinin büyük bir kısmını haziran ayı başında bu Kazak servet fonuna -ben demiyorum finansal makaleler bu ismi takmış- devretmesiyle duyurdu.İşin ilginç yanı firma 'KazMunayGas' adındaki ülkenin 1 numaralı petrol şirketinin de %100 sahibi olmasına -wikipedia'ya göre kârı yaklaşık 6 milyar dolar- rağmen dünyanın en büyük şirketleri listesinde yer almaması da 'basit bir deyişler' hata olsa gerek..
Gücün karanlık tarafını hissediyorum bu takımda...Yatırım ve sözleşmeler pek açık -Pro lisansı almak için geçtiğimiz sezonun sonunda 22 milyon doların tamamını teminat olarak yatırdılar- değil ama en büyük parayı harcadıkları kesin..Contador'un takımdan -sponsor gelirleri hariç- 2.5 milyon Euro, Vinokourov'unsa 1.5 milyon Euro civarında kazandığı biliniyor.
Bouygues Télécom: Yine bir Fransız takımı.. UCI Pro Tour Lisansları 2009 itibariyle Kıtalararası lisansa düşürülse de ev sahibi avantajıyla tura katılma hakkı kazandı. Ülkenin geliri en yüksek 18. şirketi olan Bouygues bir GSM operatörü ve internet sağlayıcısı.. Sadece 1 sporcusu dışında Fransız bisikletçilerden oluşan takım ülkenin zamana karşı -Vogondy- ve yol yarışı -Voeckler- şampiyonlarını da kadrosunda bulunduruyor.. Şirket bu yıl takım için 5 milyon Euro harcadı. Voeckler takımın 500 bin Euro ile takımın 1 numarası.
Caisse d'Epargne: Turun finans destekli ekiplerinden.. 1980'den bu yana varolan takım bisiklete yatırım yapma kararı alan yarı İspanyol yarı Fransız yatırım şirketi Grup Caisse d'Epargne'nin takım üzerinde 2005'ten bu yana söz hakkı bulunuyor. 2008 krizinde derin yara almasına rağmen yıkılmayan takımın yarışçıları arasında İspanya yol (Gutierrez), zamana karşı (L.L.Sanchez) ve Portekiz zamana karşı şampiyonu Rui Costa da var.. 7 milyon Euro'luk bütçenin seneye devam edip etmeyeceği ise henüz belirsiz.. Takımın yıldızı Alejandro Valverde'nin de 2 yıllık cezası bu kararsızlığın uzamasının en önemli nedeni.. L.L.Sanchez 450 bin Euro gelirle başı çekiyor.
Cofidis: Finansın can verdiği bir başka takım.. Kurumsaldan çok kişisel finansman ve sigortalandırma kurumu olan Fransız Cofidis'in UCI Pro Lisansı bulunmayan takım 'wildcard'lılardan.. Ancak takımın kaptanı bir Eston: Rein Taaramae.. 7 milyon Euro'luk yatırımın eseri bir takım.. Genç Taaramae 500 bin Euro'nun üzerinde kazanıyor..
Euskaltel-Euskadi: Astana'nın Bask versiyonu ama daha açık hesapları bulunanı.. Bask Bölgesi'nde hizmet veren Telekomünikasyon şirketi olan Euskaltel'in Olimpiyat şampiyonu Samuel Sanchez'in kariyerinin tamamında yer aldığı takımın bütçesi 5 milyon Euro.. Sanchez'in maaşı 700 bin Euro
Footon-Servetto-Fuji: Bu takımın aslen İspanyol olduğunu anlamak için geçmişini araştırmak gerek zira takıma ismini veren 3 şirketin hiçbiri aslen İspanya merkezli değil :) Footon İsviçre tandanslı; kas gruplarının rahatlamasına ve vücudun stresten arınmasına yarayan materyaller -anti stres yastık, yorgan ayak tabanlığı- üreten bir şirket, Servetto ise bir İtalyan mobilya şirketi, Fuji ise piyasanın söz sahibi bisiklet üreticilerinden.. Genelde genç atletleri kadrosunda bulunduran sponsorların yıllık harcaması 4 milyon Euro..
FDJ: Fransa Milli Piyangosu'nun sponsorluğunu yaptığı des Jeux takımı tahmin edilebileceği üzere 1 Fransız bisikletçi ağırlığına sahip.. Piyangonun takıma yatırımının yaklaşık 6 milyon Euro olduğu yazılıp çiziliyor. 
Lampre-Farnese:  İtalyan çelik şirketi Lampre ile yine İtalyan şarap firması Farnese'nin sahip çıktığı kadronun da yıldızları Çizme ağırlıklı.. Bütçe 6 milyon Euro..
Liquigas-Doimo: Son Giro şampiyonu Ivan Basso'nun takımının iki ana sponsoru bulunuyor. Liquigas; bir İtalyan gaz şirketi, Doimo ise mobilya markası.. Takım şampiyonu Basso'ya 1.5 milyon Euro'dan fazla ödüyor. Toplam bütçe ise 7 milyon Euro. 
Omega Pharma-Lotto: Belçika Milli Piyangosu ile ülkenin en büyük ilaç firması Omega'nın kol kanat gerdiği takımın kaptanı Jürgen van den Broeck 450 bin Euro kazanırken takıma ayrılan bütçeyse 6 milyon Euro.
Quick-Step: Belçika'nın en önemli yer döşeme şirketi olan Quick Step 2003'ten bu yana desteğini takımın üzerinde tutuyor. Fransız Sylvain Chavanel'in tavan ücret aldığı kadroya toplam harcanan miktar 9 milyon Euro..
Rabobank: Hollanda'nın dünya çapındaki en büyük 6. şirketi olan bankanın 60 binin üzerinde çalışanı bulunuyor. 1996'dan bu yana bisikleti destekleyen Rabobank bu yıl için takıma 10 milyon Euro ayırdı.. Yolların en deneyimli isimlerini bir arada tutan takımda Menchov yılda 1 milyon Euro net kazanıyor..
Team HTC Columbia: Yolculuğuna 1991'de Deutsche Telekom olarak başlayan takım 2008'den beri Columbia ana sponsorluğunda.. Kağıt üzerinde Astana'dan daha pahalı olan tek ekip olan Columbia'nın bir diğer sponsoru da Tayvanlı teknoloji devi HTC.. Harcadıkları para yılda yaklaşık 15 milyon Euro.. Master of sprint Mark Cavendish kadronun en pahalı ismi.. 1.7 milyon Euro'nun üzerindeki kazancıyla pistlerin en pahalı sporcularından..
Team Milram: Bremen kökenli bir süt ürünleri şirketi olan Milram 2006'dan bu yana takımın ana sponsoru.. 2009 yılının Almanya (Christian Knees) ve Hollanda (Niki Terpstra) yol yarışı şampiyonlarını kadrosunda bulunduran Milram'ın yıllık bütçesiyse 7 milyon Euro..
Team Saxo Bank: Sponsor açısından talihsiz bir takım.. Bu sene son diyen Danimarka finans şirketi Saxo Bank'tan takımı devralacak IT şirketi Sungard'ın da durumu pek parlak değil. Küresel krizin yaraladığı şirketlerden olan ABD tandanslı şirket. 6 milyar dolara takın zarar açıkladı.. Ama takıma ismini verecek asıl sponsorla anlaşma henüz açıklanmadı.. Neyse bu sezona dönersek Saxo Bank son bisiklet sezonuna 7 milyon Euro ayırdı.. Schleck Kardeşler, Cancellara Jens Voigt'in olduğu bir kadroyu düşününce aslında takım direktörü Riis'i kutlamak gerek..
BMC Racing Team: Dünya şampiyonu Cadel Evans, ABD şampiyonu Gerorge Hincapie, Alessandro Ballan gibi kurtları kadrosunda bulunduran İsviçre-ABD ortaklığındaki takımın yıllık bütçesi 8 milyon Euro..
Cervelo Test Team: Kanadalı bisiklet firması Cervelo eski sponsor oldukları Saxo Bank'ın ani bir kararlar Specialized ile anlaşması sonucunda kurulan bir takım. Sastre-Hushovd-Hunt gibi isimlere sahip olan takımın bütçesi 7 milyon Euro..
Garmin-Transitions: Dünyanın en çok satan GPS üreticilerinden olan Garmin ile Optik firması olan Transitions'ın yılda 7 milyon Euro yatırdığı takımın gelecek yıl ana sponsorunu değiştirmesi gündemde.. Takımın en pahalı ismi Tylar Farrar...
Team Katusha: Rusya Devleti'nin kurduğu 'Global Bisiklet Projesi' isimli bir dernek üzerinden yatırım yapan Katusha'nın harcaması yıllık 10 milyon Euro'yu aşıyor..
Team Radioshack: Lance Armstrong'un hayat verdiği hatta ortağı olduğu takım. Radioshack ABD'nin önemli elektronik mağazalarından.. Lance'in alacaklarından feragat etmesiyle bütçesi daha cüzi miktarlara düşen takımın yıllık harcaması 10 milyon Euro'yu aşıyor..
Team Sky: 'BSkyB' Biritish Sky Broadcasting 2013 yılına kadar takıma sponsor olmak için geçtiğimiz sene 30 milyon sterlini gözden çıkartmıştı. Amaçları da bir İngiliz Olimpiyat ve büyük tur şampiyonu çıkartmaktı.. Bradley Wiggins, Steve Cummings ve Geraint Thomas gibi İngiliz ünlü İngiliz isimleri kadrosunda bulunduran Sky'ın 2010 bütçesi 11 milyon Euro..

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Bilmeyene Le Tour anlatmak

Bilmeyene 'Tour de France'ı anlatmak gerçekten zor.. Mesela evdeyim haliyle de Le Tour açıktı hafta sonu tv'de.. Gelen giden de soruyor 'Bu izlenir mi nasıl izliyorsun' diye ben de bildiğim öğrendiğim kadarıyla anlatmaya başlıyorum 'Bu dünyanın en prestijli ve en çetin bisiklet turudur, dağlık etapları oldukça sarptır. 3640 km.'nin üstünde pedal çeviriyor bu adamlar, dayanıklılık, teknik ve estetik bir aradır' falan filan diyorum ilgilerini biraz çekiyor..
Ancak sonrası daha karışık.. Etap sonları geldikçe kazananlar hakkında sorular geliyor başlıyorum anlatmaya Bak etabı kazanan bu; 'Hıı, demek en iyisi o!' deniyor 'Hayır o konuya geleceğim' diyorum. 'Sprint lideri şu, ama en iyisi de o değil, kırmızı benekli mayo bunda bu en iyi tırmanan anlamına geliyor ama genel klasmanda o da çok iddialı değil' deyince işler iyice karışıyor..
Şansa bir de Cadel Evans 8. etap sonunda hiç etap kazanmadan genel klasmanda liderliğe ulaşıp sarı mayoyu giymiyor mu! ayıkla pirincin taşını..
-'Bu adam nasıl geçiyor ya diğerlerini'..
*En iyi süreye sahip olan o...
-'Anlaşıldı bu Tour de France'ı ortalamada en iyi olan bisikletçi kazanıyor' diyerek kanalı değiştir deyince pes edip tek başıma izlemek üzere salondan odama gidiyorum..
Yani yeni başlayanlar için Tour de France'ı en ortalama bisikletçi kazanıyor..

Ekleme: Özellikle kırmızı benekli mayo tam olarak karşılık gelmese de turdaki 3 ana mayo rengini bilmeyenler için koyayım dedim :)
Miranda Kerr'e bizi kırmadığı için özel teşekür ederiz..

No comment!

"What's the difference between saturn and lebron james? they're both big and full of gas, but at least saturn has rings" demiş diye bir rivayet var efendim kendisiyle ilgili. Henüz tam net bir kaynağa ulaşamasam da 'ekşisözlük'te bakınırken gördüm..
Yorum yapmadan duramayacağım; Kukoç ne diyorsa o!

'Not bad for a number two driver'

Ne sandın ki be Webber, kariyerinde RedBull'dan önce tek bir podyumun dahi yokken seni grid'in en hızlısı yapan takım senden daha genç ve -yetenekli- birine daha uzun ömürlü bir yatırım yapmış diye neden kızıyorsun ki.. RedBull öncesi Webber'in yarış sayısı 88, Redbull'la ise 1.'lik kazanana dek çıktığı GP sayısı da 44.. Yani seni saygıdeğer yapan takım olmadan sen 132 yarış boyunca garajların sıradan bir ismisin..
Acıların çocuğu misali yaptığın açıklamada "İngiltere zaferi çok daha tatlı" diyerek üvey evlat bırakılmaya da gönderme yapıyorsun..
Diğer tarafta ise daha 21. yarışında hem de seviye olarak rakiplerinden çok aşağıda bir araçla 'Toro Rosso' hem pole hem de yarış kazanan geleceği parlak bir pilot.. Dahası tüm iğneleyici sözlerine rağmen seni gelip tebrik edebilecek olgunlukta 23 yaşında bir genç.
O yüzden evet 'bir ikinci pilota göre iyi sonuç Webber' tebrikler..

10 Temmuz 2010 Cumartesi

İstikrar demeden önce bir durun!

Almanya yine yaptı yapacağını ve Dünya Kupaları tarihinin en rütbeli takımı unvanını kürsüye çıkarak taçlandırdı.. Löw'ün sistemi, genç-dinamik takımın arzulu oyunu ve tabii ki de Paul'ün okuyup üflemesiyle direğe takılan Forlan'la Almanlar 17. turnuvalarından 11. madalyasını çıkarttı. Maç detayları -vs. vs.- zaten gündemde. Ama bu 3.'lüğün perde arkasında başka bir konu dikkatimi çekti. Alman internet sitelerinde gezerken, Löw'ün Almanya Milli Takımı'nın gelmiş geçmiş en başarılı teknik direktörü olduğunu görünce baktım neymiş ne değilmiş rakamlar diye.. 1926'dan bu yana Almanya'yı çalıştıran teknik direktörler ve elde ettikleri galibiyet oranları..
Otto Nerz %60
Sepp Herberger %56
Helmut Schön %62
Jupp Derwall  %65
Franz Beckenbauer %51
Berti Vogts %64
Erich Ribbeck %41
Rudi Völler %54
Jürgen Klinsmann %58
Joachim Löw %69.6

Rakam oldukça etkileyici fakat benim dikkatimi çeken bir başka konu oldu.. Löw, 1926'dan beri yani tam 84 yıldır Alman Milli Takımı'nı çalıştıran sadece ama sadece 10. teknik direktör.. Oldukça enteresan geldi bu rakam 5 Dünya şampiyonluğu 8 Copa America, 3 Konfederasyon Kupası'na sahip Brezilya'da 23, finalistlerden İspanya'da 28, Hollanda'da 37 (+/- 1/2'yi affedin lütfen).. Bu liste uzar gider, bizde ise bu sayı 40..
Adettendir her yazıya bir sonuç bölümü yazılır ama yukarıdaki sayıların oldukça açık olduğu fikrindeyim. Unutmadan Joachim Löw'ün F.Bahçe ile 1998-99 sezonunu 3. bitirdiği yılki galibiyet yüzdesi %73.5'ti.. 

9 Temmuz 2010 Cuma

Dünya 'Çevir Kazı' Kupası


Harçlığım forma almaya yettiği günden bu yana (1994'e denk düşer) tüm büyük turnuvalarda İspanya Futbol Takımı'nın formalarını alırım.. Hiçbir dünyevi bağım olmadığı halde yine her formasını aldığım büyük turnuvada İspanyollar'a bir de gönül yatırımı yaparım.. Bunun da karşılığını pek de almış değildim aslında ta ki; 2008'e kadar.. O zamana dek uğradığım hayâl kırıklığını ve arkadaşlarımın benimle geçtiği dalgaları unutamam.. En çok da lise tayfasıyla (kızlı erkekli yaklaşık 30 kişi) izlediğimiz İspanya-Nijerya maçında Zubizeretta'nın önce Lawal'a sonrasında da Oliseh'e kaleyi açtığı gün neredeyse yerin dibine girmiştim.. Neyse başlığın konusuna dönersek.. Ne İspanya'ymış kardeşim.. Son iki yıla dek "Şu İspanya'da iyi top oynuyor, gözü okşuyorlar" denirken, şimdilerde ise herkes İspanya'cı oldu çıktı. 'Hollanda'yı şöyle parçalar, fark atar vs. vs..' Yok efendim gelmiş geçmiş en iyi takımmış da kimsenin gücü yetmezmiş de.. Bilmeyen de finalde İspanya'nın Langaspor ile oynayacağını zanneder.. İsviçre maçındaki yenilginin ardından "Takımlar Messi'li Barcelona'yı çözdü, Messi'siz İspanya'yı mı çözemeyecek" dendi. Almanya maçı öncesinde neredeyse herkesin favorisi 'Arkayı dörtleyelim' Panzerler'di.. Maç sonundaysa "Zaten İngiltere de Arjantin de kötüydü" günün favori sözü oldu..
Şimdi sırada 'Hollanda vasat takım' lafları dolanıyor. Benim Dünya Kupalarında hatırladığım en vasat finalist 1990'da sadece 2 galibiyet alarak final yapan Maradona'lı Arjantin'di.. Onlar da kupayı Almanya'ya 80 küsürüncü (85) dakikada çalınan bir penaltı sonucunda vermişlerdi.
Sonuç olarak İspanya'yı destekleyen biri olarak final hakkındaki görüşüm; çok zor olacak.. Nedeniyse son 53 maçta sadece 2 kez yenilen İspanya'yı mağlup eden iki takımın da (ABD ve İsviçre) kontratağı iyi yapan takımlar olduğu.. Kadrosunda da Robben, Van Persie, Kuyt ve Sneijder gibi hızlı çıkabilen hücum hattına sahip Hollanda kimsenin görmediği kadar eşit şansa sahip şampiyonluk için.. İspanya'nın işi erkenden bitirmesi şart aksi halde, finalin ilerleyen her dakikası onları kâbusa daha da yaklaştırabilir. Hollanda'nın en büyük handikabıysa Melo'ya bile orta sahanın gerisinden asist yapma şansı tanıyan savunma göbeğinin İspanya pas trafiğine vereceği tepki..
Tabii bir de umarım del Bosque'nin Pedro'ya siniri geçmiştir de Torres'i yine yedek bırakıp Villa'yı en uçta oynatır.. Diğer türlü sistem geçersiz bir 'iflem' rütür ve mavi ekran da Paul'ü yanıltıp Hollanda için anılır..

Neyin, kimin 'Kral'ı

LeBron James'i günahım kadar sevmem.. Ama beni blogda yazmama geri döndüren kişi oldu. Televizyonlarda boy göstermeye başladığında 9 yıl önceydi. O zamanlardan bile iyi bir basketbolcu hatta süper yıldız olacağı belliydi. Lige adım atmaya başladığı günden beri de birçok tarihi rekoru (genelde hepsi en genç) kırmaya başladı..

Fakat bu oyunu takip etmeye başladığım günden bu yana diğer süper yıldızların aksine ne olursa olsun bu adamda beni hep iten bir şeyler bulabildim. Zaten köşe bucak aramama da pek ihtiyaç bırakmadı.. Son olarak 'Kral' yine büyük bir züppelikle 'free agency' görüşmelerinde takımları kendi ayağına çağırdı.. Düşünüyorum da kelli-felli adamlar takımlarını çekerek LeBron'un evine gitmekten hiç mi utanmadılar.
Son olarak 'büyük insan' kararını bir televizyon programında açıkladı ve 'Miami Heat' dedi.. Kararına onun formasını yakan Cleveland taraftarlarının bile saygı göstermesini buyuran James üstüne bir de dalga geçer gibi 'Cavs benim kontratımı iptal etse ailem de gidip salonu mu yaksaydı' gibi saçmasapan bir açıklama buyurdu. Burada önemli olan Cleveland'ı neden seçmediği değil, Neden o kadar fırsat içerisinde Miami'yi seçtiği.
'Ego'sunu bir kenara bıraktığı ve takım oyuncusu olmak için Wade ve Bosh'un yanına gittiğini düşünenlerle de aynı kanaatte değilim.. Verdiği karar tamamen kocaman egosunun sonucu. Şimdiye kadarki en iyi yan parçalara sahip olduğu Cavs, son 'play-off'ta yaşlı dizler topluluğu Boston'a kaybedince herhalde Kral'ı 'Lan 7 yılım doldu şu ligde, tatmadığım zevk kalmadı şu ligde ama bu gidişle yüzüğü ancak kuyumcuda göreceğim' korkusu salmış olacak ki parayı pulu ikinci plana atıp Miami'ye gitti.
NBA'de gelmiş geçmiş en büyük yıldızların bir kısmını izleyip diğer büyük bir kısmını da tarihin siyah-beyaz filmlerinden izlemiş biri olarak söylemeliyim ki; Ne kadar büyük oyuncu olduğun kazandığın yüzüklerden çok onları nasıl kazandığına bağlıdır.. Bu üçlü arasında Wade tuzu en kuru olan.. Onun ana rolde kazandığı 1 şampiyonluk zaten var.. Bosh ise çok yetenekli olsa da 'franchise player' olmadığını Toronto'daki yıllarda belli etmişti..
Bence Miami de LeBron'u almayıp o parayla 3-4 tane 'mid-level' seviyesinde oyuncu alsa şampiyonluk için daha iddialı olabilirdi. Çünkü insana dayalı işlerde saf matematik çok da işlemiyor.. Mesela bir önceki büyük üçlü için konuşursak.. Allen, Garnett ve Pierce'ın Boston'da toplanmadan hemen önceki sezondaki rakamları toplamda 73.8 sayı, 23.2 ribaunt ve 12.3 asistken, beraber geçirdikleri ilk sezon sonunda ise 55.8 sayı, 18.0 ribaunt ve 11.0 asiste gerilemişti.. 18 sayı, 5.2 ribaunt ve 1.3 asistlik bir düşüş.. Soru ise şu; daha 25 yaşındaki LeBron James rakamlarındaki gerilemeye hazır mı? Sadece eğlence amaçlı 'all-star' maçlarında dahi kendini tutamayan LeBron için bence cevap net..
Tabii bir de 'off-sezon'da sadece Steve Blake'i kadroya katan Lakers'ta Kobe'nin egosunu da düşünemiyorum.. 'Takımda aksayan parçalardan birini yamaladık, adamlar Voltran'ı oluşturdu' diyordur herhalde..