1 Haziran 2014 Pazar

"Que manera de sufrir"


'Acı çekmek için ne güzel bir yol'
Hadi kabul edelim Şampiyonlar Ligi finalleri arasında kötüler arasına girebilecek cinsten bir finaldi. Hatta 2003'te 0-0 biten İtalyan finali Milan-Juventus maçından bile temposuz, kalitesi düşük ve sıkıcı olma çizgisinde gezen bir finaldi. Ama yine de bir finaldi ve Madrid derbisinde kazanan Real Madrid oldu.
Kazanan Madrid, kazanan İspanyol sporuydu. 1992'den bu yana Avrupa sporunu avucunun içine alan İspanya basketbolda, futbolda, teniste Avrupa ve hatta dünya sporuna hükmediyor. Hakkında tezler dahi hazırlanan bu gelişim başka bir yazının konusu...
Kazanan Madrid'di ama gülen taraf zengin ve hadi kabul edelim şımarık zengin çocuğu olan Real'dı. Son Şampiyonlar Ligi şampiyonluğundan bu yana 12 yılda 1 milyar 200 milyon Euro (1 milyar 640 milyon dolar) harcadi Real...
Real Madrid, İspanya'yı dünyada en iyi temsil eden markayken İberya Yarımadası sınırları içindeyse durum daha farklı. Şehrin mavi yakalı, orta sınıf kesiminin takımı olan Atletico sempatizanları sıkça Kraliyet rejimi ve Real Madrid ilişkisine göndermede bulunurlar.
Başka semtin çocukları olan Atletico taraftarı Real için eskiden beri "Ülkenin utancı, hükümetin takımı" yakıştırmasında bulunur. Tıpkı Katalan Barca ve Bask Athletic Bilbao taraftarları gibi. İspanya ve Franco dönemi spor ve futbol tarihi ise bambaşka bir yazının konusu. Hakkında anlatılan ve şehir efsanesine dönüşmüş bilgiler günümüzde popüler olsa da durum bilinenden daha karışık ve gerçekler biraz daha farklı...
Herkes kazananı bilir, tanır ve anlar... Ama Atletico taraftarı olmak zor iştir, kolay değildir. Hatta bunu kendileri bile kulübün şarkısında dile getirirler: "Que manera de sufrir"; "Acı çekmek için ne güzel bir yol!" 1996'dan beri süren La Liga acılarını geride bıraktığımız sezonda epik bir biçimde noktaladılar. Atletico, piyasa değeri hem Barca hem de Real Madrid'in yarısından bile daha az değerde bir kadroyla La Liga'yı kazandı.
Uzun maratonda rakiplerine göre kadro dezavantajlarını maskeleyebilseler de Şampiyonlar Ligi Finali'nde o kadro dezavantajını derinlemesine hissettiler. Takımın hücum yükünü çeken iki önemli isim Arda ve Diego Costa'nın sakatlıklarının geçmemesi Atletico'nun final planlarını aksattı. Arda Lizbon'daki finali takım elbiseyle izlerken bu sezon toplamda 36 gol atan Diego Costa ise ancak 9 dakika sahada kalabildi. Bu da 2,5 yıldır başında olduğu Atletico'ya sınıf atlatan ve 2’si Avrupa'da 2'si de İspanya'da olmak üzere 4 kupa kazandıran Diego Pablo Simeone'nin elini zayıflattı.
2006'dan beri finallerde ilk gol atan savunma oyuncusu olan Uruguaylı Godin'in ilk yarıdaki golüyle öne geçen Atletico normal süredeki uzatmalara kadar dayandı Real Madrid'in gaddar baskısına. Ancak hücumda bahsettiğimiz sıkıntılar nedeniyle topu ileri taşıyamayan Atletico'nun orta sahası 70'ten sonra iflas etti. Bu dakikadan sonra stres birikimi Atletico kalesinde giderek arttı ve patlama şampiyonluğa 1 dakika kala kornerden geldi. Hem de yine bir defans oyuncusundan Sergio Ramos'tan. Bu final her iki takımın savunma göbeğinde oynayan defans oyuncularının karşılıklı gol attığı ilk Şampiyonlar Ligi Finali olarak tarihe geçerken, uzatmalar tek taraflıydı. Kupayı daha çok isteyen, imkanı daha bol olan, fizik gücü çok daha üst düzeyde olan ve psikolojik avantajı da ele alan Real Madrid normal sürenin son dakikasına kadar parmak ucuyla tutunduğu kupayı uzatmanın ikinci yarısında bulduğu 3 golle tamamen avuçları içine sıkı sıkı aldı ve 10. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaştı.
Sonuçta kazanan Real Madrid oldu ancak sezon geneli ve eldeki imkanlarla başarılanlara bakıldığında Atletico Madrid sezonun en iyi takımı ödülünü daha çok hak ediyor. Hem Atletico taraftarı takımını kazandığı için sevmemişti ki; "Que manera de sufrir"...