'Acı çekmek için ne güzel bir yol'
Hadi kabul edelim Şampiyonlar Ligi finalleri arasında
kötüler arasına girebilecek cinsten bir finaldi. Hatta 2003'te 0-0 biten
İtalyan finali Milan-Juventus maçından bile temposuz, kalitesi düşük ve sıkıcı
olma çizgisinde gezen bir finaldi. Ama yine de bir finaldi ve Madrid derbisinde
kazanan Real Madrid oldu.
Kazanan Madrid, kazanan İspanyol sporuydu. 1992'den bu yana
Avrupa sporunu avucunun içine alan İspanya basketbolda, futbolda, teniste
Avrupa ve hatta dünya sporuna hükmediyor. Hakkında tezler dahi hazırlanan bu
gelişim başka bir yazının konusu...
Kazanan Madrid'di ama gülen taraf zengin ve hadi kabul
edelim şımarık zengin çocuğu olan Real'dı. Son Şampiyonlar Ligi
şampiyonluğundan bu yana 12 yılda 1 milyar 200 milyon Euro (1 milyar 640 milyon
dolar) harcadi Real...
Real Madrid, İspanya'yı dünyada en iyi temsil eden markayken
İberya Yarımadası sınırları içindeyse durum daha farklı. Şehrin mavi yakalı,
orta sınıf kesiminin takımı olan Atletico sempatizanları sıkça Kraliyet rejimi
ve Real Madrid ilişkisine göndermede bulunurlar.
Başka semtin çocukları olan Atletico taraftarı Real için
eskiden beri "Ülkenin utancı, hükümetin takımı" yakıştırmasında
bulunur. Tıpkı Katalan Barca ve Bask Athletic Bilbao taraftarları gibi. İspanya
ve Franco dönemi spor ve futbol tarihi ise bambaşka bir yazının konusu.
Hakkında anlatılan ve şehir efsanesine dönüşmüş bilgiler günümüzde popüler olsa
da durum bilinenden daha karışık ve gerçekler biraz daha farklı...
Herkes kazananı bilir, tanır ve anlar... Ama Atletico taraftarı
olmak zor iştir, kolay değildir. Hatta bunu kendileri bile kulübün şarkısında
dile getirirler: "Que manera de sufrir"; "Acı çekmek için ne
güzel bir yol!" 1996'dan beri süren La Liga acılarını geride bıraktığımız
sezonda epik bir biçimde noktaladılar. Atletico, piyasa değeri hem Barca hem de
Real Madrid'in yarısından bile daha az değerde bir kadroyla La Liga'yı kazandı.
Uzun maratonda rakiplerine göre kadro dezavantajlarını
maskeleyebilseler de Şampiyonlar Ligi Finali'nde o kadro dezavantajını
derinlemesine hissettiler. Takımın hücum yükünü çeken iki önemli isim Arda ve
Diego Costa'nın sakatlıklarının geçmemesi Atletico'nun final planlarını
aksattı. Arda Lizbon'daki finali takım elbiseyle izlerken bu sezon toplamda 36
gol atan Diego Costa ise ancak 9 dakika sahada kalabildi. Bu da 2,5 yıldır
başında olduğu Atletico'ya sınıf atlatan ve 2’si Avrupa'da 2'si de İspanya'da
olmak üzere 4 kupa kazandıran Diego Pablo Simeone'nin elini zayıflattı.
2006'dan beri finallerde ilk gol atan savunma oyuncusu olan
Uruguaylı Godin'in ilk yarıdaki golüyle öne geçen Atletico normal süredeki
uzatmalara kadar dayandı Real Madrid'in gaddar baskısına. Ancak hücumda
bahsettiğimiz sıkıntılar nedeniyle topu ileri taşıyamayan Atletico'nun orta
sahası 70'ten sonra iflas etti. Bu dakikadan sonra stres birikimi Atletico
kalesinde giderek arttı ve patlama şampiyonluğa 1 dakika kala kornerden geldi.
Hem de yine bir defans oyuncusundan Sergio Ramos'tan. Bu final her iki takımın
savunma göbeğinde oynayan defans oyuncularının karşılıklı gol attığı ilk
Şampiyonlar Ligi Finali olarak tarihe geçerken, uzatmalar tek taraflıydı.
Kupayı daha çok isteyen, imkanı daha bol olan, fizik gücü çok daha üst düzeyde
olan ve psikolojik avantajı da ele alan Real Madrid normal sürenin son
dakikasına kadar parmak ucuyla tutunduğu kupayı uzatmanın ikinci yarısında
bulduğu 3 golle tamamen avuçları içine sıkı sıkı aldı ve 10. Şampiyonlar Ligi
şampiyonluğuna ulaştı.
Sonuçta kazanan Real Madrid oldu ancak sezon geneli ve
eldeki imkanlarla başarılanlara bakıldığında Atletico Madrid sezonun en iyi
takımı ödülünü daha çok hak ediyor. Hem Atletico taraftarı takımını kazandığı
için sevmemişti ki; "Que manera de sufrir"...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder