27 Temmuz 2010 Salı

Ara jenerasyon çocukları 'U-19'

Alt yaş gruplarını izlemekten oldukça keyif alırım.. Hatta dün oynanan U-19 Avrupa Şampiyonası
maçlarına da göz gezdirdim.. U-17, U-19 ve U-21 arasında seçim yapmam gerekirse favorim değildir U-19..  Türkiye'nin aksine kariyerlerine 18 ile 20 yaş arasında yön veren Avrupalı gençler için 17 yaş altı turnuvası kendini ispatlama ve büyük takımlara gösterme yeri.. U-21 ise daha geniş bir yaş yelpazesini içerdiği için -elemeler ve finaller 2 yıllık süreçte tamamlanıyor- güçlülerin hayatta kaldığı yaş grubu.. U-19 ise ikisinin bir karışımı gibi gelir hep..
Eski defterleri karıştırınca turnuvaların çıkarttığı göze çarpan hatırı sayılır yıldızlara bir bakış attım. Rakamlar U-19, 17'yi  döver dese de tercihim daha küçüklerden yana.. Tabii U-19 grubunda 2002'deki İspanya'nın üçlüsü tartışmasız efsane.. U-21'in ise piyasaya kattığı değerler tartışmasız en üst düzeyde..
(Oyuncular kişilere göre değişiklik gösterebilir ancak ortak intibaya önem vermeye çalıştım..)
U-17 (2002'de U-17'ye döndü):
2002: Rooney, Clichy, Cristiano Ronaldo, Barnetta, Senderos, David Silva, Adler, Podolski, Mario Gomez,
2003: Milner, Dzsudzsak, Aaron Lennon, Rossi,
2004: Benzema, Ben Arfa, Fabregas, Nasri, Pique, Capel,
2005: Rakitiç, Walcott, Nuri Şahin, Kaliniç,
2006: Bojan, Marin, Kroos, Pjaniç, Jovetiç,
U-19
2002: Torres, Iniesta, Reyes, Lahm, Johnson, Trochowski,
2003: Chiellini, Aquilani, Pazzini, Almeida, Downing,
2004: Chygrynskiy, Milevskiy, Marcell Jansen, Fabianski, Ramos, Raul Albiol, Selçuk İnan,
2005: Neuer, Boateng (Sonra Gana'yı seçti), Christodoupoulos, Lloris, Diaby, Gourcuff,
2006: Prödl, Fellaini, Mata, Arda, Mevlüt,
2007: Arnautoviç, Ninis, Mitroglou, J.Boateng, Mesut Özil,
U-21:
2002: Robinson, Barry, Defoe, Pennant, Alan Smith Crouch, Bonera, Ferrari, Marchionni, Blasi, Iaquinta, Pelizzoli, Bruno Alves, Miguel, Frei, Baros, Cech, Landreau, Escude, Govou, Mexes, Katsouranis, Charisteas.
2004: Srna, Krancjar, Pranjiç, de Rossi, Gilardino, Krasiç, Lazoviç, Ivanoviç, Wiese, Schweinsteiger, Bosingwa, Elmander,
2006: Agger, Kahlenberg, Bendtner, Sagna, L.Diarra, Flamini, Mavuba, Toulalan, Mandanda, Sinama-Pongolle, Kiessling, Simon Pepe, Pazzini, Huntelaar, de Zeeuw, Raul Meireles, Quaresma, Moutinho, Nani, Stojkoviç, Vuçiniç,
2007: Vermaelen, Vanden Borre, Drenthe, Babel, Kadlec, Reo-Cooker, Huddlestone, Montolivo, Kolarov, Tosiç,
2009: Marchisio, Giovinco, Balotelli, Marcus Berg, Harbuzi, Olsson, Onuoha, Agbonlahor, Micah Richards, Aogo, Khedira, Marin, Raul Garcia, Jurado, Granero,

Tabii bir de konuyu bağlamak gerek.. Dün oynanan yarı finallerin ardından U-19 finalistleri belli oldu.. İspanya ile ev sahibi Fransa.. Tabii ki finale kalan Fransa en çok kadroyu silbaştan yaratacak Laurent Blanc'ı sevindirmiştir. Bu turnuvada ise göze çarpan genç oyuncular Fransız kanat oyuncusu Coquelin, Kakuta zaten adını duyurmuştu. takımın gol lideri Sochaux'lu Bakambu ve Arsenal'dan   Coquelin'in takım arkadaşı Gille Sunu.. İspanya'da ise her ne kadar en fazla gol atan isim Pacheco olsa da bir forvete göre fiziksel dezavantajı (1.68) ileride onu sıkıntıya sokabilir.. Real transferini yapan Sergio Canales, (sansasyonel penaltısıyla youtube'a düşen) Calvante
Diğer takımlarda ise gelecek yıllarda parlamaya aday yıldızlar; Avusturya Alaba, Hırvatlar'ın Ozobiç'i gözüme çarpan isimler oldu. Zaman bu konuda en önemli hakem ancak bazılarını sadece 1-2 izlediğim oyuncularla ilgili kesin yargıya varmak da ukalalıktan ötesi değil..

Yapma Vettel, yapma Schumi, yapma Sutil, yapma Rüştü

Hockenheim'da koşulan Almanya GP'si sonucunda bana sorarsanız aslen kazanan olmadı.. Alonso'nun yeteneklerine denecek laf yok ama şımarık çocuk tavırları çoğu F1 izleyicisinin sinirlerini hoplatıyordur eminim.. Takım emirleri uygulayan Ferrari kuzey fabrikadaki "İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim" mottosunu puan versiyonuna uygulayamadığı için ciddi prestij kaybetmiştir ama onlarını bunu pek umursamadığını zaten geçtiğimiz yıllardaki -2002 Schumi-Barrichello- vakasından biliyoruz.
Neyse Ferraribir kenara Almanya'da diğer kaybedenler listesindekilerin ortak özellikleri Alman olmalarıydı sanki..
*Vettel pole'de başladı, 3. bitirdi..
*Rosberg, Schumi ve Mercedes kayıplardaydı ve ilk 3 pilottan tur yediler..
*Force-India'nın yükselen değeri ve yeteneklerini günden güne geliştiren Adrian Sutil sezonun en kötü yarışını çıkartarak 17.'likte kaldı.
*Hülkenberg 13. Glock ise 18. olabildi.

Oysa Vettel hafta sonuna öylesine moralli başlamıştı ki; öncelikle Happenheim'da -memleketinde- binlerce hayranının desteğiyle adeta gövde gösterisinde bulunmuştu.. Cumartesiyse pole pozisyonu üst üste 3. kez kaparak kendi rekorunu kırmıştı.. Ancak yarış günü dilediği gibi geçmedi. Henüz startta arkasındaki iki kırmızıya geçildi ve yarış da öyle bitti.
Peki sorun Vettel'de mi?
Çoğu F1 otoritesine göre en iyi araç RedBull'da.. Ancak talih İstanbul Park'taki yarıştan sonra takıma sırt çevirmiş gibi.. Türkiye GP'si öncesinde McLaren'e karşı 27 puanlık avantajı bulunurken, İstanbul'daki Vettel-Webber çarpışması sonucunda 1 puan geriye düştü ve o günden beri de bir türlü belini doğrultamadı.. Ortada bir sorun olduğu kesin..
Yoksa düşünülenin aksine Ferrari doğruyu mu yapıyor?

Merlene Ottey vol.50

50 yaşında, bu yarım asıra 9 Olimpiyat, 14 Dünya Şampiyonası, 6 Dünya Salon Şampiyonası, 4 İngiliz Milletler Topluluğu oyunları madalyasının yanı sıra 2 de vatandaşlık sığdırdı.. Slovenya vatandaşlığına geçtiği 2002 yılından sonra 2006'da Avrupa Atletizm Şampiyonası'na katılan Ottey 100 metrede final koşma şansını 0.03 salise farkla kaçırdı..
Şimdiyse Ottey, Slovenya bayrak takımı adına yarışacağı 4x100 ile Avrupa Atletizm Şampiyonası'nda yarışan en yaşlı atlet unvanına ulaşacak. bir ara F.Bahçe forması da giyen Ottey Barcelona'daki finallerde Fransız Nicole Brakebusch-Leveque'nin 47 yaşla sahip olduğun rekoru kıracak..
Ottey Nine'nin gençlik yılları
Zaten Ottey'in kariyer tabletlerinde 15 yıl öncesinde Dünya Şampiyonası'nda kazandığı altın madalyayla en yaşlı altın kız apoleti bulunuyor. akmak isteyenler için Merlene Ottey'in say say bitmeyecek kariyerinden özetler.. 

Lakers'tan sessiz ama derin hamleler

Pis işler diye bir program var Discovery Channel'da.. Hani zamanında Avrupa'daki versiyonunda sunuculuğu bir süre için de olsa Danimarkalı efsane kaleci Peter Schmeichel yapmıştı.. Miami, kadrosunu berrak bir gecede meteor yağmuruna şahit olan ve her ışıltıda dilek tutan çocuk şımarıklığında doldururken, Lakers karşılığı 3 hamleyle verdi.. Steve Blake, Matt Barnes ve Theo Ratliff..
Blake'i bir kenara ayırırsak Barnes ve Ratliff  kariyerleri boyunca hep o pis işlerle para yapmış oyuncular.. gelecek yılki olası bir Miami-Lakers eşleşmesinde Yıldız Savaşları yerine 'Yıldızlar vs Takımyıldız' mücadelesi izleyeceğe benzeriz..
Her ne kadar Ratliff'in dizleri emeklilik maaşını sabırsızlıkla beklese de savunmada işler sertleştiğinde hâlâ Bynum'un faul problemini minimize edecek kapasitede olduğunu düşünüyorum..
Bu arada Yahoo Sports'ta çıkan Barnes'ın açıklamalarından yeni bir aşkın doğduğu açığa kavuştu.. Meğerse Kobe ile Barnes günlerdir liseli aşıklar gibi SMS'leşiyorlarmış..
Barnes ise ayrı bir vaka.. Anlaşılan Phil Jackson, TFF'nin 6+2+2 yabancı kuralına özenip arıza kontenjanını yükseltmeyi tercih etti.

Efsane etap, efsane rakam...

Tur bitti, yapı paydos diyebilirsiniz ama değil.. Contador, her ne kadar Schleck'in zincir sorunu yaşamasıyla kazandı gibi görünse de (eğer 15. etaptaki o sıkıntı olmasa, ya da contador Schleck'i beklese iki yarışçı aynı saniye içerisinde turu tamamlayacaklar ve 0.8 saniye farkla şampiyon Schleck olacaktı)
Yarış bittiğine ve 'Tabanca' maratonu kazandığına göre sonuç üzerinden konuşmak biraz saçma.. Ancaaak; önemli bir detay gözüme çarptı ve söz edilip edilmediğinden de pek emin değilim.. Yıllardır sporda atılım içerisinde denen ve toplu ya da topsuz oynanan tüm sporlarda artık hatırı sayılır söz sahibi olan İspanya'nın geldiği ve&veya en azından bulunduğu noktayı belirtmek adına; Tour de France'ın Pau ile Col de Tourmalet arasında koşulan zirve finişli etabın İspanyol kanalındaki izlenme oranı..
Etabı hatırlarsak oldukça keyifliydi. Dedem bile izledi. Caner Eler'in de ağzına sağlık o müthiş heyecanı an be an bize yansıttı ama kim bilir Türkiye'de 3 bin-5 bin kişi bile oldukça iyimser bir rakam..
İspanya'daki yayıncı kuruluş La 1 TVE, turun kraliçesi olarak nitelendirilen etabı ortalama 4 milyon kişinin izlediği ve %33'lük izlenme oranına ulaştığını açıkladı.. İşin dahası bu efsanevi rakam gelmiş geçmiş en büyük izlenme oranı da değil.. 1997'deki turdan bu yana, 1999'daki de La Vuelta'dan beri en yüksek 3. rakammış (vay anam vay).. Final kilometrelerinde ise bu rakamın 5.3 milyona çıktığı ve televizyonların %43.3'ünde LeTour açıkmış.. Pehpeh..

Domain sorunsalı

Spor gündemindeki hareketliliğin de verdiği gazla domain almaya kalkışıp yaklaşık 10 günlük bir kriz yaşadım.. Umarım sorunlar bitmiştir, bilgilerinize...
Bir de bu süreçte taslak haline getirdiğim ancak şu an için bayatlamış sayıalcak olayları da paylaşmak istedim