10 Mart 2011 Perşembe

"Sometimes, Love isn't enough"

Üst üste iki İngilizce başlık can sıkıcı olabilir ancak Türkçe çevirisi aynı etkiyi yaratmayacağı için kusura bakmayın.. Başka bir alternatif de "From Minnesota with Love"dı ancak üstteki başlık tüm düşüncelere tercüman gibi..
Kevin Love çok spektaküler bir adam değil. Yakaladığı inanılmaz forma ve imza attığı inanılmaz rakamlara rağmen popülerlikte Blake Griffin'in bile gerisinde.. Griffin bile derken, daha çaylak olması ve aşağı yukarı takımlarının galibiyet sayılarının denk olmasını kastediyorum.
Love bu sezonki 52. 'double-double'ını Indiana karşısında yaptı ve Moses Maloe'a ait rekoru geçti. Aslında tam rekor denemez. Anlatırken bir şeyi atlıyoruz. 1976'daki NBA-ABA birleşmesinden sonraki rekor artık onun. Bu konuya döneceğiz daha sonra.
Love bu formunu sezon sonuna kadar devam ettirirse 1997'de Dennis Rodman'ın ardından 16.0 ribaunt ortalamasının üzerine çıkan ilk oyuncu olacak. Bu rakama en çok yaklaşan 2003'te 15.4 ortalamayla Ben Wallace olmuştu.
Onun Rodman ve Wallace'tan farkı 20 sayının üzerinde bir skor üretimi de olması. Ondan önce 20 sayı, 15 ribaunt ortalaması üzerinde tutturup ribaunt kralı olan oyuncu tam 28 yıl önce yine Moses Malone.
Love oldukça kıymetli bir parça, ancak başlıktaki gibi 'Love' bazen yeterli olmuyor. Minnesota onun bu olağandışı performansına rağmen 66 maçta sadece 16 galibiyet alabildi, varın siz düşünün ne halde olduklarını, genç bir takım olabilirler ancak bu gelecek vadettiklerinin bir kanıtı değil.
Bakalım Timberwolves büyük marketlerin hükmettiği NBA'in yeni kurbanı mı olacak yoksa onlar yıldızlarını ellerinde tutabilecekler mi? Love'ın UCLA mezunu ve Kaliforniya doğumlu olduğunu hatırlamak gerekirse o topraklardan uzak kalamayacağı çok uzak bir ihtimal değil..  

Rekor konusuna dönersek; Moses Malone'a ait rekor kırıldı kırılmasına da. Bu NBA tarihinin değil, sadece modern NBA'in rekoru. Tarihi rekor ise Wilt Chamberlain'e ait. Chamberlain'in serisi ise inanılmaz; tam 227 kez üst üste çift hanelerde ribaunt ve sayı üretimi yapmış bu oyunun eski hilesi.. Onun dışında 220 ve 127'şer maçlık serileri de yaklaşılamaz gözüküyor..


Chamberlain, ayrıca kariyeri boyunca 263 kere de 20-20 bandını aşmış.. Love ise bu sezon 11 kez 20-20 üzerine çıktı. Unutmadan hatırlatalım Dwight Howard'ın kariyerinde ulaştığı 20-20 sayısı 31

Davut vs. Golyat dönemini saymazsak Love'ın başarısı takdire şayan.

Two and a half men?

ABD'de iki konu gündemden düşmüyor. İlki; çıldırdığı düşünülen Charlie Sheen, diğeriyse son 5 maçını kaybeden Miami Heat.. Başlıkta ikisinin sentezi. Charlie Sheen ile dizinin yayınlandığı CBS Televizyonu karşılıklı olarak bir davaya tutuşacaklar sonuçta bir testi kırılacak.. Miami'de ise -şimdilik- kırılan testinin faturası kimlere çıkacak o bekleniyor.. Günah keçisi olarak seçilen isimse Chris Bosh; tahmin edebildiğiniz üzere 'yarım adam' o oluyor..
Yazıya şu notu eklemeden geçemeyeceğim.. Genelde ağır eleştiriler yapmadan, var olan bilgilere dayanarak yazmaya çalışıyorum.. Ancak iki tane dozu diğerlerine göre farklı yazı yazdıktan sonra (Aykut Kocaman ve Lakers) her ikisi de öyle bir seri yakaladı ki; blog'u kapatıp çay koyasım geldi.. Ancak pişman değilim..
Phil Jackson'ın soyunma odasındaki ağlama rezaletinden sonra sallanan Heat'e yaptığı son salvo; Mortal Combat'taki 'finish him' hamlesiydi..
Miami'deki sorun kaybetmeleri değil, her takım kaybeder ve yeniden kazanmaya başladığınızda her şey unutulur.. Onlardaki sorun nasıl kaybettikleri ve bu mağlubiyetlerin ardından büründükleri psikoloji. Ligin dibindeki takımları eziyorlar, elit kesime karşı ise boyunları kıldan ince.
Rakamsal boyutta şöyle sıkıntılar var.
  • %50 galibiyetin altındaki takımlara karşı '25-2', üstündekilere ise '18-19', Doğu ve Batı'nın ilk ikisine karşı da 0-9. 
  • Son 10 saniyeye bir basket geride girdikleri maçların sadece bir tanesini kazanırlarken, o el yakan anlarda isabet oranı 1/18
  • 5 sayı ve altında farkla biten maçlarda felaket durumdalar '4-12'. Tüm bu maçları son hücumu savunarak kazandılar. O takımların hepsi de %50'nin altındaki takımlardı. 
  • LeBron James'e ne derse densin galibiyetlerin %28'ine imza atıyor ve takımın en etkili ismi. (kaynak)  
  • Son 5 maçtır şu sorunun cevabı 'Evet' http://bit.ly/fOSLCE
Peki Miami'de ihale kime kalmalı!

Chris Bosh'a mı?
Süper yıldız olmadığı konusunda zaten yaygın bir görüş vardı, şimdi yıldız olup olmadığı da değil 'adam olup olmadığı' tartışılıyor. Süper yıldız konusuna katılsam ve Bosh'tan haz etmesem de diğer iki yorumu abartı buluyorum.
İstatistik kağıdına bakıldığında 1/18 attığı maç da var, tuttuğu her yetenekli 4 numaranın yıldızlaşması da.. Yani onla ilgili ciddi sorunlar var. Kredisinin tükenişi Kevin Durant'in hakkında yaptığı "Sahte sert adam" açıklamasından sonra değişti ve bir anda kötü bir Kevin Garnett (hem de çok kötü) kopyasına dönüştü insanlar önünde..

LeBron James'e mi?
Son topları oynayamadığı için belki.. Ama oyunun geri kalanında takımın en itici gücü.. Tabii maç boyunca Oscar Robertson gibi oynayıp, maçı Kalneitis gibi bitirirseniz ne kadar göz boyayan istatistiklere sahip olsanız da kimsenin umurunda olmazsınız.. Maç sonlarında 7 galibiyet şutu atan LeBron sadece 1 maç kazandırabildi.
Bir de LeBron; 'Karma' ne fena şey di mi :)

Dwayne Wade'e mi?
Onunla ilgili sorun bambaşka. Herkes LeBron ile Bosh'un onun takımına geldiğini düşünüyordu ancak o ikinci adam olmayı kabullenmiş gibi gözüküyor. Henüz çaylak yılında son saniyeleri nasıl oynayabildiğini ilk 'play-off'
deneyiminde kanıtlayan Wade'in bu kadar çabuk geri plana düşmeyi kabullenmesi şaşırtıcı.. Ve top kaybı sorunlarına da çözüm bulabilmiş değil..
 
Eric Spoelstra'ya mı?
Miami'nin kaybettiği maçlar elbet birgün unutulacaktır ancak Spoelstra'nın yaptığı 'salak'ça 'Soyunma odasında ağlayanlar vardı' açıklaması  ilelebet payidar kalacak.. Nasıl bir koç bu denli egoya sahip yıldızlara sahipken böylesine şapşalca konuşabilir. Lig çapında (Genel menajerler, koçlar ve oyuncular arasında) koçluk yeteneklerine oldukça saygı duyulan biri(ymiş) Spoelstra ama Football Manager'da olsa 'Man Management' yeteneği '0' olurdu büyük ihtimalle.  
Sürekli arasının limoni olduğu LeBron'a yaranmak istercesine son topları kullandırma saplantısı sonunu hazırlayabilir..
Bir de son hücuma hiç mi set çizemezsin be koçum? Hep birebir, hep birebir

Rol oyuncuları mı?
Tüm saydıklarım arasında bence en büyük suç onlarda.. Zaten LeBron, Cleveland'da da şampiyon olamazken suç onlardaydı, Bosh Toronto'da 'play-off' yapamazken de.. Maç başına ortalama 26 şut kullanabilen (%50'ye yakın isabet oranıyla) toplam 8 oyuncudan nasıl bir mucize bekleniyorsa artık.. Onların da formunun düştüğü ve morallerinin bozuk olduğu kesin ama onlara fatura kesmek çok ağır olur..

Bir de bu Nefret İmparatorluğu'nu kuran Darth Sidius var; Pat Riley.. Şu anda ligin en çok ilgi gören takımı da en nefret edilen takımı da Miami.. Bunun yaratıcısı olan Riley ilk sezon şampiyonluk gelmesinin sürpriz olacağını sezon başında takım iyi gitmeye başladığında söylemişti. Ancak bunu gelecek sezon takımın başına geçmek için mi ifade ettiği bilinmiyor.
Ölüm Yıldızı'nı o yarattı, tüm bu isimler onu yüceltemeyecekse kırmızı tuşa basmak için gelecek sezon komutayı devralmaktan hiç çekinmeyecektir.

Bu kadar yazdık ama aslında ihalenin kimseye kalmasına gerek yok. Mağlubiyeti ve kötü günleri omuz omuza karşılayabildikleri zaman kazanmayı öğrenecek Miami..