24 Ocak 2011 Pazartesi

Sahi Daum niye gitmişti!

Genelde futbol konusuna girmeyi tercih etmiyorum nasılsa herkes biliyor diye.. Ama bu kez kendimi yazmadan alamayacağım. Kötü bir Fenerbahçe taraftarıyım. Kötülüğüm rakiplere anlayışlı davranıp, kendi takımıma gerçekçi bakmamdan kaynaklı. Sıfatın sahibi yakın Fenerbahçeli arkadaşlarım. Konu Fenerbahçe'yse pek bir şeyi beğenmem. Örnek vermek gerekirse; Olympiakos galibiyetinin (büyük zafer) onlar kötü olduğu için (son periyot dışında, o 10 dakika tarihe geçecek bir dilim) alındığını düşünenlerdenim. Detayları isteyenle de tartışırım.. Sonuçta 'sarı-lacivert' düşündüğümde mükemmeliyetçiyim. Ancak artık konu Fenerbahçe Futbol Takımı'ysa mükemmeliyetten geçtim 'idare eder'i görmek bile beni 'Chun-Li' kadar mutlu edecek
'Umut fakirin ekmeği' misali her maç farklı bir heyecanla televizyon karşısına geçerim (artık ABD'de ikamet edildiği için bilgisayar). Son 4 yıldır olmuyordu cumartesi günü de olmadı, büyük sürpriz değil. Biraz zaman geçmesini bekledim yazmak için ama değişmedi hislerim, yazayım bari dedim.
Her defasında keyifle, heyecanla, gururla izleme umuduyla geçtiğim ekran karşısından sinirle, stresle ve adını koyamadığım sayısız duygularla kalktım Antalya maçındaki Fenerbahçe'nin karşısından. Hayâl kırıklığı ve üzüntü o duygulardan tarif edebildiklerim.. Gökhan Gönül o Hagi'vari golünü atmasa durum çok fena.. Şimdi ise Trabzon da, Bursa da puan kaybetti ne kadar harika değil mi? Tabii ki değil..
Hiçbir zaman skordan yana olmadım.. Zaten sonuca değer verenlerden olsam, her sezonda ilk 2 garantisi veren Daum'un gönderilmesine sevinmezdim, hoş herkes sevinmemiş miydi ki! Neydi suçu; ikinci kez son haftada şampiyonluğu kaptırmak.. En azından ilk iki garantiydi be!
Onu geri çağıranlardan ya da 'şimdi Daum olsa' diyenlerden asla değilim. Hizmeti büyüktür ama 'o kafayla' bu iş gitmezdi artık!
Ne umutlarla gelmişti Aykut Kocaman... Şampiyonluk falan değil, hani 'güzel oyun'gillerden bir şey beklentisiyle.. Ya da her şeyden önce takımın üzerinde dolaşan 1-0'a yatma ve kontratak laneti gider diye umut ediyorduk.. Kazanırsınız ya da kaybedersiniz işin orası çok önemli değil.. Hatta beni rahatsız eden sezon başından bu yana Fenerbahçe'nin nasıl kaybettiği değil nasıl kazandığı..
Son 3 yıldır senaryo aynı.. E madem böyle gidecekti o zaman senarist neden değişti? Tamam değişim bir anda olmaz, sancılıdır, o uğurda birçok şey kaybedilebilir... Kaldı ki; Aykut Hoca gitsinci de asla değilim.. -'Erken emekli' olduğum gazetecilik kariyerimden çoook önce ilk röportajımı kendisiyle yapmışımdır, yeri ayrıdır. Oynanan oyuna bizim kadar üzüldüğüne de eminim- Kalmasından ve ne olursa olsun ilk ikiye giren ama kahreden futboldan bizi kurtarmasından yanayım.. Ama geldik 18. haftaya değişen tek bir şey yok Atılan golden sonra antrenöre koşulması dışında..
Kötü bir kadro yok Fenerbahçe'nin elinde, isim olarak bakıldığında Beşiktaş'ın ardından 2., pozisyon-pozisyon incelendiğindeyse belki de en iyi kadro. Antalya maçındaki Niang hamlesi bence iyi bir denemeydi, daha önce 2-3 defa kısıtlı dakikalarda da olsa o yerleşimi görmüştük. Hemen vazgeçilmemesi taraftarıyım -Sorun Niang'ın şu aralar formsuz olması- Cumartesi günkü kadro, seçenekler arasında en iyilerinden biriydi.. Zaten ne teknik direktörde, ne de sahadaki 11'de bir sorun yok. Sorun Tuncay'la, Anelka'yla, Aurelio'yla, Appiah'la, Nobre'yle, Hooijdonk'la tutan 4-5-1'de. Problem o düşünce tarzında olunca diğer ikisinin pek bir önemi kalmıyor.
E o zaman mantalite aynı, sistem aynı, değişen bir şey yok!
Sahi Daum niye gitmişti!
Daha yazacak çok şey var ama şimdilik bu kadar yeter

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder