31 Ocak 2011 Pazartesi

Süper Hafta XLV! Vol.1

Amerikalılar bu pazartesi sabahından başlayıp Super Bowl'un başlama vuruşu yapılana kadar geçen 7 güne Süper Hafta diyorlar.. Buraya geldiğimizde ilk uyarıldığımız konu olmuştu. "Aman Super Bowl günü bir şeye ihtiyacınız olmasın açlıktan, yokluktan ölürsünüz" demişlerdi. Sizin umurunuzda olmasa bile 'Süper Hafta'nın havasını her yerde hissediyorsunuz, hemen her ürünün 'Super Bowl' promosyonu var..
Haliyle normal sezonda bile NBA'in MLB'nin pabucunu dama atan NFL, bu hafta alınan her nefeste var. Süper Hafta'yı Pittsburgh Steelers ile Green Bay Packers onurlandıracak. Bir anlamda bakıldığında NFL tarihinin en başarılı iki kulübü.. Green Bay toplamda 12 şampiyonluk kazanan, bu sporun atası olarak da kabul edilen Vince Lombardi'nin genlerini taşımakla gurur duyan bir takım..
Steelers ise belki de en istikrarlı, en düzgün yönetilen takım. AFL ile NFL'in birleştiği 1970'den bu yana takım sadece 2 koç değiştirdiler (Mike Tomlin 3. koç) Rooney Ailesi'nin sahip olduğu Steelers toplamda 6 şampiyonluk kazandı bunların 2'si son 5 yılda.
Çeşitli web sitelerinin yaptığı simülasyonlarda Packers %51 avantajlı gözüküyor.
Takımları pozisyon pozisyon değerlendirmek gerekirse; 
Bu iki takımın da geleneklerinde iyi bir QB- koşu oyunu ve savunma yatıyor.

Bugün: QB-WR
Yarın: RB
Çarşamba: Savunma, sakatlar ve koçlar
Perşembe: Tahmin

QB-WR: İki pozisyonu bir gibi düşünebiliriz de düşünmeyebiliriz de.. Ben düşünmeyi tercih ettim. Tutan olmadıktan sonra ne işe yarar iyi atmak :)
Steelers: Ben Roethlisberger, Hines Ward, Mike Wallace, Heath Miller
Big Ben sezonun 5 maçlık bölümünde cezalı olduğu için oynamadı. Zaten onun rakamlarla pek fazla işi de yok. Daha doğrusu onun yaptığı işleri rakamlara bakıp anlamak zor. Onunla ilgili söylenen en güzel laf, "Eğer 3. hakkınız ve gitmeniz gereken 6 ve sonrası yard varsa sizi ne Peyton Manning ne Tom Brady kurtarır, ihtiyacınız olan tek kişi 'Big Ben'dir" 6 yılda 2 şampiyonluk kazanmak her baba yiğidin de harcı değil.
Hines Ward ligin en tecrübeli 'receiver'larından. Big Ben'in 3. hak tercihlerinde 1 numara. Çok güvenilir bir el. %62 yakalama yüzdesi var.
İş bitirme noktasında ise süper sonik Mike Wallace devreye giriyor. 26 tane 20 yard ve üstü yakalaması var.
'Tight End' (tam Türkçe'si yok) oynatan Heath Miller da Big Ben'in 1. hak kazanmada en güvendiği isimlerden.

Packers: Aaron Rodgers, Greg Jennings, Donald Driver, Jordy Nelson
Aaron Rodgers konusunda biraz tarafım. Şu ve şu yazıdan okuyabilirsiniz skor yazarlığı olmadığını. Ancak onun Super Bowl modu ne olacak o merak konusu. Yetenekleri eşine nadir rastlananlardan. Efsane diye bakılan (ki öyleler ama ben  tek taraflı oyunlarından pek haz etmiyorum) Tom Brady ve Peyton Manning gibi bacakları yokmuş gibi oynamıyor. Gerektiğinde koşusunu yapıp ilk hak kazanıyor, gerektiğinde ise 'touchdown'unu yapıyor. Uzarsa uzar bu konu ancak Chicago maçında pek havasında değildi. Umarım o sadece bir maçlık formsuzluktur. Başka bir şey söylemeye dilim varmıyor.

Greg Jennings'e gelirsek Rodgers'ın en fazla tercih ettiği isim. Zaten 12 td'u, 52 de ilk hak kazanmışlığı var. Ancak Packers'ın oyun stratejisi gereği 'receiver'lar topları mobil vaziyetteyken yakaladıkları için 'fumble'a müsaitler. Steelers sezon boyunca toplam 3 pas 'fumble'ı yaparken, Jennings 2, James Jones ise 3 'fumble' (doğru fiil mi bilemedim) yaptılar.
Aslında Donald Driver, Rodgers'ın ne en çok tercih ettiği ne de en başarılı 'receiver'ı. Ancak en az ve öz kullanılan en tecrübeli receiver. Topu yakaladıktan sonra en fazla yard kazanan isim olması onun pozisyon bilgisi ve oyun zekasının önemini ortaya koyuyor.
Aslında 3 receiver ile bitirecektim ama Jordy Nelson'ı yazmamak haksızlık olurdu. Nelson 'play-off'ta %85 (12/14) normal sezonda da %70 (45/64) yakalama oranıyla oynuyor. Rodgers onu özellikle kendi sahasından çıkarken kullanıyor.

İlk değerlendirmeler bunlar. Tahminimi 'Running back', savunma ve sakatlıkları değerlendirdikten sonra yazacağım.

Lakers kareyi tamamladı

Maçın istatistikleri
Miami, San Antonio, Dallas şimdi de Boston.. Kare ası tamamladı Lakers. 35 günde yenildiği hem kendi konferansında hem de Doğu'daki şampiyonluk adayları.. Dünkü Boston maçında son çeyreğin son 4 dakikasına kadar skor dengede de gözükebilir parkedeki oyun hiç öyle değildi. Rakamsal olarak tek bir şey yazmak gerek Boston 34 asist yaptı..Hikayenin gerisi ise acıklı.

* Lakers 36 basket attı.
* Lakers sadece 10 asist yaptı.
* Rondo tek başına Lakers'tan 6 fazla sayı pası verdi.

Kontrol tamamen Celtics'in elindeydi üstüne rölantide kazandı maçı Celtics. Lakers üst üste kazandığı başarıların ataletini normal sezona ciddiyetsizlik olarak sergiliyoruz havasında olsa da sıkıntı görünenden daha fazla..

Mesela Paul Pierce ile eşleştirecek adam bulamadılar. Artest düşüşte, hem fiziksel hem de yaptığı açıklamalarla zihinsel olarak. Matt Barnes'ın sakatlığı büyük yara. Luke Walton da aylardır kenarda çürüdü de çürüdü.
Kobe dizi yettiğince hücumda rol alıyor ama takımdan 'tık' çıkmayınca o da beyaz atlı prens rolü üstleniyor, sonuçta sistem terk ediliyor ve olmuyor. Artı savunmada o eski yırtıcı halinden de uzak.
Ama maç sonu röportajlarında hepsi normal sezonu umursamadıklarını belirtiyorlar. Walton, biraz da Gasol dışında.

Boston tarafı ise sakatlık olmazsa 'şampiyon gibi'yi şampiyona çevirebilecek en iyi takım.San Antonio'dan 4 mağlubiyet fazlaları var fakat tüm unsurlarıyla komple bir takım görüntüsündeki tek ekip.
ABD'de tüm yayın organları hafta boyunca maçı geçtiğimiz yılki 7. maçın rövanşı olarak gösterdi, göstermesine ama kalite play-off ilk turunu bile arattı. Tek taraflı maç oldu sonuçta da..


Mike Miller'ca bir hareket... İstatistikler
Çift taraflı maçsa Oklohama-Miami maçıydı. İki yıl sonranın banko 1 numaralı şampiyonluk adayı Thunder ile Heat play-off maçı gibi kaliteli bir maç oynadı. Son sözü de farkı yaratabilecek adam söyledi Mike Miller.. Ben de yeni üçlüyü antipatik bulanlardan olduğum için Miller'in Heat'e gidişini üzüntüyle karşılamıştım. Çünkü o takımda her şeyi birleştirebilecek tek adam.
Wade-LeBron topu paylaşamaz mı Miller gider birinin attığı şutun hücum ribaundunu alır diğerine verir sorun olmaz.
Takımın yıldızları kendini hücuma mı sakladı Miller yapar bi 'ters kademe' (yakıştı diye kullanıyorum) kurtarır takımı.
Maç sıkıntıya mı girdi Miller atar şutunu rakibi yine endişeye sevk eder.
Vs. Vs. Vs.
Miller'ı anlatmakla bitmez ama dün maçı; aldığı biri savunma diğeri hücum iki ribauntla Thunder'dan kurtardı. Tabii ki LeBron'un Eddie House'un üçlüğünde verdiği ekstra pasa da şapka çıkartmak gerek ama o zaten LeBron.. Günler geçtikçe diğer büyük rakiplerin LeBron'a Wade'e verecek cevapları olduğunda asıl fark Miller tarafından yaratılacak..

30 Ocak 2011 Pazar

Önce Futbol

Maçın biraz özeti de bu; herkes itiraz ediyor :)
İstanbul BŞB.-Beşiktaş maçı çapak saatinde olduğu için ukalalık yapamayacağım. Fener-Trabzon maçına geçmeden önce tek bir şey dikkatimi çekti.. Detaylarını bilmiyorum öğrenince daha net yorum yapılabilir ama aralarında gerilim olduğu bilinen iki hocanın bir araya gelmesi bekleniyordu, öyle de oldu.. Ama olması gerektiği gibi değil. Şenol Güneş Aykut Kocaman'ın yanına; taa kulübeye kadar gidince ufak da olsa bir üzüntü duydum.. Dediğim gibi detayları öğrenmek lazım ama eğer olay göründüğü gibiyse Kocaman gerçekten de Güneş'e fazlasıyla kırılmış; ki durum bu olsa bile uygulamanın böyle olmaması gerekirdi.
Maça geçmek gerekirse sahaya çıkan kadroya zıt bir oyun ortaya koyan Trabzon vardı. Mesela çok basit bir uygulama hatası maçı bitiren nokta oldu. Selçuk-Colman ikilisine top çıkartmak için kenarda oynayan Burak ya da Engin veya ortada oynayan Jaja yardıma gelse dün çok etkili olan Topuz, Emre ve yer yer Alex'in yaptığı şok presleri kırmaları pek rahat olurdu.
Bırakın desteği sürekli köstek olan bu isimler topları ezdiler de ezdiler. Bu da Fenerbahçe'nin istekli oyununu direnciyle birleştirmesine bunu da 90 dakikaya yaymasına neden oldu. Maçın özeti bence bu. Trabzon kaybetmemesi gereken maça kazanma amaçlı kadroyla çıkıp, kazanmak için hiçbir şey yapmadı.. Fenerbahçe ise belki de ilk kez istediklerini sahaya bu kadar iyi yansıttı..
Değinmeden geçemeyeceğim; şu Topuz ilginç adam Kayseri'deki kadar becerikli değil ama oradakinden 2-3 kat daha istekli.

Yaşasın Pazar!

Spor dolu gün saat 07.00'de başladı.. İstanbul BŞB-Beşiktaş maçı 'İstanbul-Missouri arasındaki' 8 saatlik fark nedeniyle akşamdan kalamadığım bir sabaha aitti maalesef. Sonrasında Fenerbahçe-Trabzon maçı, hemen akabininde Ohlahoma-Miami, Lakers-Boston ve son olarak NFL'in 'all-star'ı Pro Bowl..
Aklımda kalanlar ve düşüncelerimi gelecek 'post'larda yazacağım.
Ama nice böyle pazarlara..

28 Ocak 2011 Cuma

Neler olmuş neler...

İki günlük arada neler olmuş neler,
*Avustralya Açık'ta erkek tenisini yıllardır zevksiz hale getiren Rafael Nadal da Roger Federer de elenmiş...
Nadal'ın problemi diz tendinitis değilmiş sevindirici en azından..
Federer yeni hocasıyla oldukça iyi gözüküyordu kortta ama Djokoviç fena yendi Majesteleri'ni.. Onun sonu gelmez ama yıllardır tavşan boku gibi olan Djokoviç bunu iki Grand Slam'dir yapıyor bu seferki kılçıksız olmuş, çanlar artık Federer için çalıyor.

Nadal'ın finale çıkamamasına da en çok Rod Laver üzülmüş (!!!) Finale çıksa büyük ihtimalle Djokoviç'i tokatlayacak ve Laver'ın 42 yıldır tekrarlanamayan üst üste 4 Grand Slam kazanma başarısını egale edecekti. Sonraki turnuva da Nadal'ın bebekliğinin bile final oynayabileceği Roland Garros olunca rekor el değiştirecekti. 

*Henin maalesef sakatlığı nedeniyle bu kez geri dönmemek üzere tenisi bıraktığını açıklamış..
Bayan teniste eski 'teknik' ekolün son temsilcilerinden Henin de aramızdan ayrıldı. Artık tamamen sahne erkek gücüne en yakın isimlere kaldı.. Üzücü oysa Hingis, Henin, Sabatini ve Evert (abartmayayım yaşım yetmez onu izlemeye ama çok başarılı bir Navratilova Belgeseli izlemiştim orada oyun tarzını görmüştüm)
Güle güle 'Son Mohikan'

*Efes Pilsen de Fenerbahçe de Eurolig'de sidik zoruyla galip gelmişler.. Efes'i kurtaran Roberts, Fener'i ise Emir olmuş..
Efes ikidir ucuz kurtarıyor desek yeridir. Siena karşısında Rakoçeviç'in saçma tercihiyle tehlikeye giren galibiyet Sırbistan'da da benzer şekillerde uçuruma yöneldi. Ama Roberts'ın son dakikada iki kritik hücum ribaundu her şeyi güllük gülistanlık yaptı.. Aslında bence yapmadı. Siena McCalebb'e kavuşmasa dahi evinde çetin bir rakip. Real o çetin rakibi biraz dağıttı. Yani Real tehlikeli, Siena da tehlikeli.. Umarım Partizan'ın da alacağı tek galibiyet Sinan Erdem'e denk gelmez.
Fenerbahçe ise ayrı bir hikaye, ben Olympiakos karşısında alınan galibiyeti süper olarak değerlendirenlere katılsam da kaygılarımı belirtmiştim (bknz:
Süper galibiyet, vasat oynasa da Olympiakos'u Pire'de 14 sayıyla yenmek büyük iş)
Bu maç Fener'inhem defolarını hem de iyi yanlarını görmek açısından çok faydalı oldu.
İyi;
Valencia bu ligin en sert takımlarından ve takımın o sertlik seviyesine çıkabildiğini ve orada kalabildiğini gördük.
Saras takıma hızlı uyum sağlıyor.

Ömer bu gidişle 38 yaşında NBA olacak, 39'unda da en iyi çaylak seçilir. BANKO..
Kaya enteresan işler yapıyor..
Spahija çok iyi koç :) sürprizzzz... 
Kötü;
Olympiakos'a darbe vuran takım kene gibi yapışan rakibinden hiç kurtulamadı. Rakip düzenden şaşmayınca Fener eninde sonunda bir yerde düzenden şaşıyor..
İki ucu keskin bıçak çok oyuncu var; Emir, Oğuz, Lavrinoviç, May, Mirsad, şimdilik uyum sağlayamamış Saras..
Çirkin
Hakemleri bi beğenmedim ben, skordan veya lehimize ya da aleyhimize çalınan çalınmayan düdüklerden değil.. Tam adını koyamadığım bir şey..
Neyse takımlar 2'de iki yapmış hâlâ böyle galibiyetleri "istemezük istemezük" gibi yazıyorum ama öyle değil.. Şimdiden çok havalara girmemek lazım 2 tane 2'de 2'yi görünce benden demesi.. 

*Real Madrid Adebayor'u almış;
5-0'ın yan etkileri herhalde.. Para harcama dürtüsünü artırıyor..Satın alma opsiyonlu, sorunlu Adebayor.. İyi oyuncu ama oynamadığı her dakika gece tarifesi gibi.. Sıradaki hedef Balotelli olmasın sakın..

25 Ocak 2011 Salı

50 cent değil 11 cent

10.197 x 0.11$ = Nets-Cavs.. Basit hesaplama sonucu Nets'in konuk ettiği Cavs maçında elde ettiği gişe hasılatını hesaplayabilirsiniz :)
New Jersey Nets de, Cleveland Cavaliers de kötü durumda. Haliyle tribüne taraftar toplamakta zorlanıyorlar. Ama NBA herhalde en son 70'lerin başında bu kadar kötü duruma düşmüştü. Pazartesi gecesi oynanan Nets-Cavs maçının bilet fiyatları bir hafta öncesinden 2.5 dolar olarak açıklanmış maç günü 25 cent'e inmiş son olarak, karşılaşma başlama saatine 2 saat kala da 11 cent'e kadar düşmüş..
NBA maçı 11 cent..

24 Ocak 2011 Pazartesi

- Faili meçhul mu?, - Meçhul, meçhul..

Türkiye'yle aradaki 8 saatlik fark sayesinde bir açıdan şanslı görüyorum kendimi. Memleketteki gündem doyum noktasına ulaştığında ben daha taze yataktan kalkmış kahvemi bitirmiş oluyorum.. Yani olayları sıcağı sıcağına değil de gideceği yere varmaya yakın ya da vardıktan sonra değerlendirme şansı buluyorum.
Bugün ise bir sıkıntıyla kalktım. Sonra klasik web gezintime başladım. Ve hemen '18 yıl önceydi', '24 Ocak'tı', 'unutmadık, unutmayacağız', 'Pazar sabahıydı' başlıklı andımız gibi herkesin ezbere bir çırpıda söylediği şeylerin yazıldığını gördüm birçok yerde. Sonra aklıma geldi ne güzel unutmuşuz diye.
Unuttuk hem de hepimiz. Unuttuk çünkü onu, Abdi İpekçi'yi, Çetin Emeç'i, Bahriye Üçok'u Ahmet Taner Kışlalı'yı, Gaffar Okkan'ı (o da 24 Ocak'ta öldürüldü, onu da anmadan geçmeyelim), Hrant Dink'i koruyamadığımız için unuttuk, hadi koruyamadık failleri hâlâ meçhul olduğu ve ne olursa olsun olacağı için Uğur Mumcu'yu ve diğerlerini unuttuk.

Abdi İpekçi suikastı zamanı bu dünyada değildim, Uğur Mumcu zamanında ise ekmeğe mama, s.ke sopa dediğim çağların az sonrasıydı. Hiçbir yazısını okumamıştım, okumaya çalıştıysam da anlayamamıştım (idrak edememiştim) ama o günü çok iyi hatırlıyorum, tıpkı herkes gibi. Küçüktüm, TRT'de haber geçti ve o bomba konmuş Renault 12'yi gösterdi uzak çekimden. İçim yanmıştı. Yazılarını okuduktan konuşmalarını dinledikten ve ne demek istediğini daha iyi anladıktan sonra daha da üzüldüm. O zamandan beri de her 24 Ocak'ta istem dışı da olsa içim 'cız' eder.   
Tek düşünen insan evladı değildi Uğur Mumcu suikasta kurban giden. Ama bugün daha bir üzüldüm. Faili meçhul giden herkes adına bir kez daha üzüldüm.
Hrant Dink'i anmak için binler organize olurken, sosyal paylaşım sitelerinde şov amaçlı paylaşımlar yapılırken, Uğur Mumcu'nun, Gaffar Okkan'ın pek az kişi tarafından umursanmasına bazı 'şarlatan'lar tarafından da o "Zaten demokrasi şehidi değildi" denmesine üzüldüm Ama en çok da bir sonraki faili meçhul düşünen insandan sonra Hrant Dink'in de unutulacağına (daha az hatırlanacağına) üzüldüm..
Ne acı değil mi? Faili meçhullerimize, 'pop star' gibi davranıyoruz. Bir sonraki gelene kadar en popüleri o.. 

Faili meçhuller (Tabii ki daha yüzlercesi var ama düşünen adam olarak son 29 yılda aklıma bir çırpıda gelenler)
1982 doğumlu biri için bu kadar failsiz cinayet görmek bile oldukça lüzumsuz 
Abdi İpekçi 1 Şubat 1979 (Onu yazmadan edemedim, birçok şeyin başlangıcı gibi geliyor bana)
Bahriye Üçok 6 Ekim 1990
Çetin Emeç 7 Mart 1990
Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
Ahmet Taner Kışlalı 21 Ekim 1999
Gaffar Okkan 24 Ocak 2001
Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002
Hrant Dink 19 Ocak 2007

Unutulmayacak isimleri birer birer unutuyoruz. Umarım Hrant Dink'i hiç unutmayız ama bu unutkan ülkenin evlatları neleri boş verdi onu da boş vermek için bir sebep bulur.. Kimleri ve neleri unutmadı ki bu toplum maalesef sizi de unutur...
Yazıklar olsun sana unutan Türkiye, yazıklar olsun sana unutan Türkiyeli..

Super Bowl XLV: Packers-Steelers, kaybeden Dallas..

Steelers Koçu Mike Tomlin 4 sezonda 2 AFC şampiyonluğu yaşadı.
NFL'de Konferans şampiyonları, dolayısıyla da 45. Super Bowl'un tarafları belli oldu: Steelers-Packers. Bu hafta oldukça yoğun olduğum için maçlara dair bir şey yazamamıştım. Dün de siteye bakan nadir arkadaşlarımdan (3-5 kişi, kayıtları elimizde) biri mesaj atmış, ne olur maçlar diye, o sırada Soldier Field'a girmeye çalıştığım için :) yorumlar da değerlendirme de bu saatlere kaldı.
İlginçti dünkü iki maçta.. İstatistiklere bakarak hem Aaron (de) Rodgers, hem de Ben Roetlisberger'in kötü oynadıkları, daha doğrusu kendi standartlarının altında oynadıkları düşünülebilir. Doğru da. Ama yine de QB'leri daha iyi olan takımlar kazandı.
4 takım da her şeyden önce kendi savunmayla tanımlayan takımlardı. İki maçın da savunma ağırlıklı geçeceği belliydi. Rodgers'ın ben tek siz 3'ünüz dediği Chicago oyun kurucularından farkı o sert savunmaya şans tanımadan, maçın açılış oyunundan çıkarttığı touchdown'du.
Roethlisberger'in de Mark Sanchez'den farklılaştığı nokta ise adrenalinin tavan yaptığı anda attığı maçı bitiren 14 yardlık ilk hak kazandıran pastı. Rodgers da, Roethlisberger de 2 top kaybı yaptılar (Aaron Rodgers'ın pasını tutup ayağından sektirip rakibe kaptıran Driver'ı kutlamak lazım, passer reytingin içine ilk eden o oldu. Roethlisberger'in de bir top kaybından Mendenhall'ın büyük katkısı var) yine de daha iyi olduklarını ispatladılar. Not düşmek gerekirse Mark Sanchez 2. yarı çok iyi bir maç çıkarttı. Olacak o çocuk..
TD yapması beklenen son adam BJ Raji artık bir kahraman
Konferans finalindeki 4 takımın da savunması gurur duyulacak işler yaptı. Sadece; Jets maçın ilk yarısında Mendenhall'a tüm koşu oyunlarında buyur ederek kendi sonunu hazırladı.
Bears genç bir takımla ve orta seviye oyun kurucuyla gelebileceği en iyi yerdeydi. New York Jets ise zor iki rakibin ardından 3. zor rakibini de salladı ama deviremedi. Bears de, Jets de yenildiler ama asıl kaybeden 45. Super Bowl'a ev sahipliği yapacak Dallas Cowboys oldu.
Kâbus gibi bir sezon geçiren Cowboys taraftarları bu yetmezmiş gibi çok da iyi duygular beslemedikleri Steelers ise Packers'ın sahalarında en büyük olmak için verecekleri mücadeleyi izleyecekler.
Super Bowl ile ilgili yazacağım ama ilk izlenim şu, Steelers favori ancak son iki maçtaki gibi koskoca bir devre yatmaya çalışırlarsa Aaron de Rodgers acımadan çeker fişi..

Sahi Daum niye gitmişti!

Genelde futbol konusuna girmeyi tercih etmiyorum nasılsa herkes biliyor diye.. Ama bu kez kendimi yazmadan alamayacağım. Kötü bir Fenerbahçe taraftarıyım. Kötülüğüm rakiplere anlayışlı davranıp, kendi takımıma gerçekçi bakmamdan kaynaklı. Sıfatın sahibi yakın Fenerbahçeli arkadaşlarım. Konu Fenerbahçe'yse pek bir şeyi beğenmem. Örnek vermek gerekirse; Olympiakos galibiyetinin (büyük zafer) onlar kötü olduğu için (son periyot dışında, o 10 dakika tarihe geçecek bir dilim) alındığını düşünenlerdenim. Detayları isteyenle de tartışırım.. Sonuçta 'sarı-lacivert' düşündüğümde mükemmeliyetçiyim. Ancak artık konu Fenerbahçe Futbol Takımı'ysa mükemmeliyetten geçtim 'idare eder'i görmek bile beni 'Chun-Li' kadar mutlu edecek
'Umut fakirin ekmeği' misali her maç farklı bir heyecanla televizyon karşısına geçerim (artık ABD'de ikamet edildiği için bilgisayar). Son 4 yıldır olmuyordu cumartesi günü de olmadı, büyük sürpriz değil. Biraz zaman geçmesini bekledim yazmak için ama değişmedi hislerim, yazayım bari dedim.
Her defasında keyifle, heyecanla, gururla izleme umuduyla geçtiğim ekran karşısından sinirle, stresle ve adını koyamadığım sayısız duygularla kalktım Antalya maçındaki Fenerbahçe'nin karşısından. Hayâl kırıklığı ve üzüntü o duygulardan tarif edebildiklerim.. Gökhan Gönül o Hagi'vari golünü atmasa durum çok fena.. Şimdi ise Trabzon da, Bursa da puan kaybetti ne kadar harika değil mi? Tabii ki değil..
Hiçbir zaman skordan yana olmadım.. Zaten sonuca değer verenlerden olsam, her sezonda ilk 2 garantisi veren Daum'un gönderilmesine sevinmezdim, hoş herkes sevinmemiş miydi ki! Neydi suçu; ikinci kez son haftada şampiyonluğu kaptırmak.. En azından ilk iki garantiydi be!
Onu geri çağıranlardan ya da 'şimdi Daum olsa' diyenlerden asla değilim. Hizmeti büyüktür ama 'o kafayla' bu iş gitmezdi artık!
Ne umutlarla gelmişti Aykut Kocaman... Şampiyonluk falan değil, hani 'güzel oyun'gillerden bir şey beklentisiyle.. Ya da her şeyden önce takımın üzerinde dolaşan 1-0'a yatma ve kontratak laneti gider diye umut ediyorduk.. Kazanırsınız ya da kaybedersiniz işin orası çok önemli değil.. Hatta beni rahatsız eden sezon başından bu yana Fenerbahçe'nin nasıl kaybettiği değil nasıl kazandığı..
Son 3 yıldır senaryo aynı.. E madem böyle gidecekti o zaman senarist neden değişti? Tamam değişim bir anda olmaz, sancılıdır, o uğurda birçok şey kaybedilebilir... Kaldı ki; Aykut Hoca gitsinci de asla değilim.. -'Erken emekli' olduğum gazetecilik kariyerimden çoook önce ilk röportajımı kendisiyle yapmışımdır, yeri ayrıdır. Oynanan oyuna bizim kadar üzüldüğüne de eminim- Kalmasından ve ne olursa olsun ilk ikiye giren ama kahreden futboldan bizi kurtarmasından yanayım.. Ama geldik 18. haftaya değişen tek bir şey yok Atılan golden sonra antrenöre koşulması dışında..
Kötü bir kadro yok Fenerbahçe'nin elinde, isim olarak bakıldığında Beşiktaş'ın ardından 2., pozisyon-pozisyon incelendiğindeyse belki de en iyi kadro. Antalya maçındaki Niang hamlesi bence iyi bir denemeydi, daha önce 2-3 defa kısıtlı dakikalarda da olsa o yerleşimi görmüştük. Hemen vazgeçilmemesi taraftarıyım -Sorun Niang'ın şu aralar formsuz olması- Cumartesi günkü kadro, seçenekler arasında en iyilerinden biriydi.. Zaten ne teknik direktörde, ne de sahadaki 11'de bir sorun yok. Sorun Tuncay'la, Anelka'yla, Aurelio'yla, Appiah'la, Nobre'yle, Hooijdonk'la tutan 4-5-1'de. Problem o düşünce tarzında olunca diğer ikisinin pek bir önemi kalmıyor.
E o zaman mantalite aynı, sistem aynı, değişen bir şey yok!
Sahi Daum niye gitmişti!
Daha yazacak çok şey var ama şimdilik bu kadar yeter

21 Ocak 2011 Cuma

NBA Avrupa mı? Neden olmasın

Türkiye'deyken özellikle ortaokul zamanındayken NBA'i takip etmek bir ayrıcalıktı. Dünya sporunun merkezinden detaylar yakalayabilmek bunu paylaşabilmek, doğrusunu söylemek gerekirse o yaşlarda havasını atabilmek büyük bir ayrıcalıktı.
İnternetin 56K bile olmadığı zamanlardan bahsediyorum (Tabii daha öncesinde pazar günleri Murat Murathanoğlu'nun anlatımında NBA Action vardı) Bilgiye ulaşmak için Fast Break yetmezdi, çünkü ona isteyen herkes ulaşabiliyordu. Dahası lazımdı, ilk Nezih Kitapevi'nde görmüştüm Almanca NBA dergisi. Zaten tek bir tane vardı onu alırdım, İngilizce kaynaksa bugünkü kadar yaygın değildi, ona da ulaşınca benden mutlusu yoktu. Artık ortalama bir Amerikan evladı kadar NBA bilgim vardı bunun mutluluğunu yaşayabilirdim. Çok uzun yıllar yaşadım da, hatta o mutluluk o ilgi beni gazeteciliğe itti. NBA sayesinde gazeteci oldum. Sonra internet gelişti, NBATV geldi ve ne mutlu ki birçok kişi NBA'ci oldu.
Bu giriş NBA'in benim için ne kadar önemli olduğunu belirtmek içindi. Ve aşağıdakileri yazmanın ne kadar acı verici olduğunu anlamanız için
ACIMASIZ GERÇEK
Dünya sporunun merkezi, göz bebeği.. Evet Türkiye'den ve dünyanın geri kalanından bakıldığında ABD, NBA ile yatıp kalkıyor gibi gelirdi bize. Ancak acı gerçek ABD'ye yerleştikten sonra bir tokat gibi kendini hatırlattı.. Spor tam anlamıyla bir afyon burada, öyle ya da böyle ilgilenmeyen yok. fakat bizim gönüllerimizdeki NBA maalesef burada 4. spor. Tabii sıralama bölge bölge, eyalet eyalet değişse de ilk ikide yer almadığı kesin. Çünkü ABD'lilerin yatıp-kalktığı şey futbol. Amerikan Futbolu...
İlk sıra NFL'in. İkinci sıra NCAA Futbolu'nun, 3.'lük Beyzbol'un.. NBA'in en büyük rakibi NCAA Basketbolu. Yerel olarak NBA'in uğramadığı birçok bölgede halk lise ve üniversite takımlarını destekliyor. 4 binin üzerinde üniversite olduğunu düşünürseniz profesyonel basketbola uzak olmak kolay bir tercih. Örnek olarak; oturduğum yere en yakın profesyonel basketbol takımı Memphis Grizzlies ve 550 km uzakta. Ama eyaletin en büyük üniversitesi olan Missouri Üniversitesi (ki bu sezon hem futbolda, hem de basketbolda iyi bir sezon geçiriyorlar) maçlarını 40 km ötemde oynuyor.
İşte bu yüzden David Stern NBA Baş Komisyonerlik görevi süresince NBA'i küreselleştirmek için kendini parçalıyor. Avrupa'ya ısınma turları, Çin, Japonya ve Hindistan'a geçiş.. Hepsi gelecek planlamaları dahilinde şimdi çılgınca gözükse de bir Dünya Ligi Projesi..
Çünkü NBA'in reytingleri maalesef düşüyor.. Hatta geçtiğimiz sezon NFL draft'iyle aynı anda NBA play-off ilk turu oynanıyordu. Draft'in reytingi play-off maçlarından yüksekti. genel olarak NFL'in reytingi NBA'in 2.5-3 katı düzeyinde. Bize ne demeyin, nedeniyse; tüm spor piyasası sponsor ile dönüyor. Sponsorlar reklamlarıyla televizyonlara para kazandırıyor, televizyonlar da dev kontratlarla lige kan pompalıyor.
NBA'in ulaştığı en büyük ilgi LeBron'un "Decision"ıydı. Haberlerde ilk 7-8 sıra NFL ve kolej futbolu, sonraki 3-4 sıra beyzbolun daha sonra kapanış haberlerinde NHL'den hemen önce NCAA basketbolu ve NBA..
Eğer ilgi düşmeye devam eder Stern de 'Büyük NBA Projesi'ni tamamlarsa çoook uzak olmayan bir tarihte London Wizards'lar, Berlin Kings'ler ve görebiliriz. (Bize yedirmezleeeeer)

Steve Nash'in hayranı olduğu adam: Can't wait!

Steve Nash geçtiğimiz gün twitter hesabından New York Jets oyuncusu Bart Scott'a olan hayranlığının şu videoyla başladığını yazdı. Hikayede yüksek adrenalinle kazanılan bir maç sonrasında gaza gelmiş bir adam görebilirsiniz. Öyle de aslında :)  Röportajın sonu asıl harika olan yer..
Ama bu adrenalinin bir geçmişi var onu belirtmek istedim. NFL 'play-off'u AFC Konferansı'nın yarı finalinde New York Jets ile New England Patriots karşı karşıya geldi. Favori açık ara, rakibini daha 6 Aralık'ta 45-3'lük skorla mahveden Patriots'tu. Bu arada Patriots'ın son 10 yılda NFL'in en başarılı takımı olduğunu da hatırlatmak lazım.
Neyse maç öncesinde yazılan çizilenler ışığında bir kaç meczup Jets taraftarı ve spor yazarı dışında jets'in galibiyetine ihtimal veren yoktu. Bunu Fatih Terim gibi süper bir motivasyon aracı olarak kullanan Jets Koçu rex Ryan da hafta boyu vermiş gazı, vermiş gazı.. Sonuçta Bart Scott'ı bu hale getirmiş işte.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Onların efsanesi (Zenyatta) > bizim efsanemiz (Kafkaslı)

Geçen galiba ya 'youtube'da 'ekşisözlük'te okumuştum ABD'de çekilen meteor yağmuru ile alakalı olarak biri Türkçe "Bizde en fazla boklu dere taşar sel olur adamların doğa olayı bile dev? produksiyonlu." yazmış.. Düşününce gerçekten pireyi deve yapmakta ya da sıradan bir olayı bile öyle güzel paketleyerek sunmaları o anı özel zannettiriyor.
Seabiscuit ve Secretariat (filmini tam olarak izleyemedim ama konuya hakimim) isimli atlar ABD tarihinde filmleri çekilecek kadar önemli safkanlar. Her ikisinin de ufakken başından geçen olaylar kaşı geldikleri zorluklar gerçekten dikkate değer. Şimdi yeni bir safkan efsaneler arasına katıldı. Adı da Zenyatta. Hikayesinde yine 'küçük Emrahlık'lar var. Bulaşıcı bir mantar hastalığı bulunan Zenyatta pedigrisi iyi olmasına rağmen kendine alıcı bulamaz ve sonunda çok ucuz bir rakama satılır..
Başarılı kariyeri 2008'de başlar, 2010'a kadar da koştuğu 19 yarışın 19'unu kazanır. Son yarışından sonra emekli olacağı açıklanan dişi at son yarışında Blame isimli safkana geçilince tarihi bir fırsatı kaçırdı. Eğer boyun farkıyla kaybettiği yarışı kazansaydı ABD tarihinde geçilmeden 20 yarış koşup emekli olan ilk safkan olacaktı. 6 yaşında pistlere veda eden Zenyatta kariyerini 2010 yılının atı seçilip toplamda da 7.5 milyon dolarlık kazançla bitirdi..
Şimdi olayın pazarlama kısmına dönersek; Kafkaslı diye bir arap atı var Türkiye'de hâlâ koşan.. Bence tarihteki gelmiş geçmiş en acıklı at hikayesi ona ait. Gariban (Şampiyon olduğunu kabul ederek) atın 10 günde  3 kez hem de 14'ünde İstanbul, 20'sinde İzmir, 24'ünde Bursa'da koştuğu bile oldu. Ve bu tek örnek değil. Tam 128 kez koşmuş Kafkaslı 5 yılda. Senede 25 koşudan fazla.
Fotoğraf eski asıl kazandırdığı rakam 8.6 milyon TL
Bir tarafta 3 yılda 20 yarış koşup emekliye ayrılan ve kazandığı yarışların ödülü olarak damızlığa çekilen ve muhtemelen ileride adına film çekilecek Zenyatta, diğer tarafta sahibinin, tüm Kaya ekürisine (Ki içlerinde Selim Kaya, Mehmet Kaya gibi büyük paralar kazanan jokeyler de var) bakmakla sorumlu tuttuğu(!) için bu kadar sık koşturduğunu açıkladığı 64 birincilik kazanmış Kafkaslı.
Hadi filmden vazgeçtik Kafkaslı'nın TJK tarafından belgeseli çekilirse ona da razıyız. (Çünkü hâlâ bir Mirhat, bir Karayel belgeseli bekliyor bu insan ama yapan yok)

18 Ocak 2011 Salı

En değerli taşlar

NBA'de istatistik olayı sapıklık derecesine çıktı artık. Hatta birçok spor yazarının uzay mühendisleriyle ortak çalıştığına dair dedikodular bile var:) Neyse konu sapmasın. Sezon başı istatistikleri pek önemli değildir benim gözümde ancak sezon ortası geldiği için rakamlara bakıp gerekli yazı ortamı oluştu düşüncesindeyim..
Ligin en verimli oyuncuları üzerinden geçmek istiyorum.
Tabii ki tek tek tüm isimleri irdelemek günlerimiz alır ama benim en dikkatimi çeken 5 oyuncu.

Dirk Nowitzki: 23.8 sayı, 7.8 ribaunt
Sahada olduğu ve olmadığı dakikalar hesaba katıldığında NBA'in açık ara en faydalı oyuncusu.. Takımı o oyundayken rakiplerine 13 sayıya yakın fark atıyor, kenarda otururkense 9 sayı fark yiyor. Aslında Dallas'ın son 6-7 maçtaki çöküş sebebini kanıtlayan bir önerme.. Dirk dizinden sakatlandı ve her şey tepetaklak oldu..

Steve Nash: 17.2 sayı, 10.8 asist
Phoenix'in ısrarla kurtulmak istediği Steve Nash performans olarak üst üste MVP seçildiği sezonlardan biraz uzakta olsa da takımı için yine en önemli parça.. Nowitzki'den farkı daha kötü bir takımda olduğu için varlığıküçük bir pozitif etki yapıyor ama işleri asıl yokluğu kilitliyor.. Sahadayken Suns 3 rakiplere sayı fark atarken o çıkıp yerine Nash'ten sonra takımı teslim etmek istedikleri Dragiç girince 14 sayı fark yiyor rakiplerinden.. Hani Nash'in savunması kötüdür denir ama skora yansıyan tarafı pek yok.. Nash'in savunmadaki varlığıyla yokluğu arasındaki fark yarım sayı. Eğer Suns doğru takımla takas yapamaz, doğru parçaları alamazsa Dragiç'le bu gemi açık sulara çıkamaz..

Anderson Varejao: 9.1 sayı, 9.7 ribaunt
En enteresan isim Varejao.. Şu an üst seviyede bir takımın şampiyonluk için çok rahat tamamlayıcı olabilir belki ama o LeBron sonrası enkazın altında kalanlardan. Ama yine de kötü gitse de takımın en önemli parçası kavgacı Varejao.. Onun etkisi şöyle; tonlarca borcun içinde yüzen ve çalışanlarına parasını ödeyemeyen bir şirketin ücretsiz izin hakkını kullanmak yerine çalışmayı tercih eden işçisi.. O sahadayken de takımı mağlup yokken de ama yine de bir fark var. Takımı oyundayken sadece 8 sayı fark yiyor, dışardayken 16 sayı :) Acıklı ama bir o kadar da önemli bir parça olduğunun kanıtı..

Landry Fields: 10.1 sayı, 7.4 ribaunt
Aslında arada kalmıştım en ilginç isim Fields mı, Varejao mu diye ama mazlum kazandı tabii ki.. Ah Isiah Thomas'ın Knicks'inde oynaycaktı da yıldızlı pekiyiyle kazanırdı valla Fields. Fields 2. tura göre 12'den vurulmuş bir tercih. Sahadayken 4.5 sayı fark atan Knicksi o dışarıdaykense aynı farkı bu kez yiyor.. Her takımda olması gereken birleştirici parça misali hem hücum hem de savunma istatistiklerinde çok dengeli ve faydalı.. Ribaunt almayı istatistik kağıdına yazdırmak dışında sevmeyen Amare'nin ribaunt yardımcılarından. Sahada duruşu ise ayrı bir övgü konusu umarız sonu Marquis Daniels ile Josh Howard'a benzemez..

Kevin Garnett: 15.1 sayı, 9.5 ribaunt
Yokluğunda değeri anlaşılan diğer süper yıldız.. Rakamsal olarak Nowitzki ve Nash'in ardında 3. sırada bu istatistik kategorisinde. Sahadayken Boston 15 sayı fark atıyor rakiplerine, değilken 1 sayı fark yiyor. Perkins'in olmaması, O'Neal'ların da papatya falı gibi bir oynayıp bir oynayamamaları Garnett'in bu sezon zaman zaman 5 numarada oynamasını gerektirdi. Takımın en verimli beşi de o oldu açıkçası. Artık yaşlı ve ağız dalaşları yüzünden antipatik gözükse de hâlâ çok büyük oyuncu olduğunu bu sene bir kez daha gösterdi.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Bir devir kapandı! mı?

41 yaşındaki Brett Favre (farv diyolar) NFL'in son 20 yılında birçok rekoru eline geçiren, efsaneler arasında yer alacak QB. 70 bin yardın üzerinde pas, 500'ün üzerinde td pas rekorları bunların en önemlileri tabii ki.. 3. kez jübile yapacağını açıklamıştı. Bugün ise emeklilik kararıyla ilgili dokümanları NFL'e yolladı. Artık herkes son vedasını bekliyor Favre'ın çünkü daha önce iki kez aynı belgeleri doldurmuş ancak sonrasında geri dönmüştü..
Tecrübeli oyuncuları izlemekten keyif alsam da o efsanenin herkesin gözleri önünde erimesine yüreğim dayanmaz o yüzden "Elveda demenin vakti sanırım" 

Bakma öyle mahzun mahzun be adam.. Yapacağını yaptın.

Kobe+Robert Rodriguez= :)

OC Register'ın haberine ve şu linke göre "http://www.youtube.com/watch?v=2Vp1EKW5CHY&feature=player_embedded" Kobe Bryant, Robert Rodriguez'in çekeceği anlaşılan uzunca bir reklam, kısaca bir filmle gecikmeli Hollywood kariyerine adım atacak..
Sadece kendi adını taşıyan Zoom kobe VI'nın reklamı olarak planlansa da sloganları "Dünyanın en iyi basketbolcusu..., daha hayatının en büyük zorluğuyla karşı karşıya gelmedi.., " olması bile heyecanı katladı..
Kobe daha önce 'Call of Duty'nin Black Ops versiyonu reklamında kısa da olsa bir rol almıştı..

30'unda gözlük, sırada diş teli?

Hinrich bu yıl ve gelecek yıl için toplam 17 milyon $ kazanacak.
Düşünülen ve sanılanın aksine Kirk Hinrich'in Washington Wizards günleri o kadar da boşa geçiyor sayılmaz.. Chicago'dan takasla başkente giden Hinrich, eyalet yasalarına göre ehliyet süresi dolduğu için sürücü belgesini yenilemek zorundaydı.. Bunun için de rutin bir göz kontrolünden geçen 30 yaşındaki Hinrich'in gözlerinde problem olduğu anlaşıldı. Kariyerinin 8. yılına giren Hinrich'e bundan sonraki yaşamında kullanması için gözlük verildi.
Her yıl sayısız kontrolden geçen Hinrich'te bu sorunun 10-11 yıldır var olduğu ortaya çıktı.. 30 yaşında gözlük, bir sonraki adımda herhalde diş teli olacaktır..

14 Ocak 2011 Cuma

Cumartesinin gelişi ve de gidişi!

Daha önce de bahsetmiştim NFL ABD topraklarında tartışmasız en çok izlenen spor. Beyzbolun 2, NBA'in de 3 katından fazla ilgi görüyor.. Bir de dönem Konferans yarı final dönemi olunca NFL'den bahsetmemek imkansız.. Yarın ve pazar günü önemli rakipler karşı karşıya gelecek..

Pittsburgh Steelers-Baltimore Ravens: Ligin en iyi iki safety'si takımlarının kaderini belirleyecek..
NFL'in güncel en büyük rekabeti desek yanılmayız. İki takım da sezonu aynı dereceyle bitirdi. Sezon içerisindeki iki maçı da deplasman takımı 3 sayı farkla kazandı dersek takımların güçlerinin de ne kadar takın olduğu daha net anlaşılır.. Savunma hem Steelers'ın hem de Ravens'in can damarı.. Steelers'ta safety oynayan Troy Polamalu -7 pas arası yapan Polamalu takımın bu alanda lideri- dizindeki sakatlığa rağmen oynayacak ve dikkat edilmesi gereken en önemli isim..


Receiver pozisyonundaki Mike Wallace dikkat edilmesi gereken isimlerden. 10 'touchdown' ile takımın en skorer ismi. Steelers'tan bahsederken Ben Roethlisberger'i es geçmek olmaz. Büyük anlarda daima bir şeyler yapan 1.96'lık 'Big Ben' olayların akışını değiştirebilecek bir isim..
Ravens'ta ise kilit isimler Polamalu gibi 'All-Pro' (NBA'in all-star'ı gibi düşünün) Ed Reed, running back Ray Rice ve oyun kurucu Joe Flacco.. Reed, Polamalu kadar iyi bir safety. Onun pas arası yapıp çaldığı top sayısı 8 ve lig lideri. Rice ise sinekten yağ çıkartan biri. Koşu rakamları ligin zirvesinde olmasa da takımının 3. ve 4. haklarında ilk hak kazanmak üzere tercih ettiği bir isim..
İş terazide tartmaya geldiğinde Steelers'ın ağır bastığı en önemli nokta QB.. 'Big Ben'in Flacco'ya karşı hem istatistiksel olarak hem de takım üzerinde yarattığı hava olarak ciddi bir üstünlüğü var. O oynarken, Ravens'ın Pittsburgh'tan en son 2006 yılında galibiyetle dönmüş olması ne kadar etkili olduğunun bir başka kanıtı.. Çok yakın bir maç olacak gibi ama favori Pittsburgh..

Edit: Karşılaşma 31-24 Steelers üstünlüğüyle bitti.. Skoru yüksek bir maç olmasına rağmen savunmalar ön plandaydı.. NFL ortalamasının maç başına yard ortalaması 650 iken dünkü maçta takımlar sadece 389 yard ilerleyebildiler.. 
Büyük anları başarıyla oynayan Ben Roethlisberger ilk çeyrekte 'touchdown'la sonuçlanan bir hata yapmasına rağmen takımına maçı kazandıran isim oldu. Ancak düşündüğümün aksine hem Ed Reed hem de Tony Polamalu beklenen görüntüsünden uzaktı..Steelers'ta recevier'lar Ward ve Wallace oldukça etkiliydi.. Ravens savunmasında ise Terrell Suggs'ın 3 'sack'i hücumu yeteri kadar ateşleyemedi.. Maçla ilgili diğer bir ayrıntı da son 403 top taşımasında kayıp yapmayan Ravens'lı Ray Rice'ın top kaybı sonucunda dengeler tamamen değişti ve Steelers'ın 21-0'lık serisi geldi..



Atlanta Falcons-Green Bay Packers: Packers vs. Koşu oyunları
Falcons son hafta sahasında Saints'e yenilip tüm ligin liderliğini Patriots'a kaptırdı.. Çok iyi bir sezon geçirdiler ama sadece 1 maçlarını izleyebildiğim için çok detaylı yorum yapamayacağım. Bildiğim elde ettikleri başarı oranında şanslı değiller. Aksi halde konferansın iyi takım olmalarına rağmen yarı finalde en iyi formda takımla eşleşmezlerdi herhalde. Chicago pazar günü sahasında zayıf Seattle Seahawks ile oynayacakken onlar son 3 maçta Giants, Bears ve Eagles gibi 3 'play-off' kalibresindeki rakibi yenen Packers karşısına çıkacaklar.
Falcons'un etkileyici tarafı hücumu ve orada işler QB Matt Ryan, Running back Michael Turner ve receiver Roddy White üçgeninde dönüyor.. Ryan, 3 yıl önce Atlanta'nın direksiyonuna geçtiğinde oyun kurucusunu hapishane kaptırmış (tahmin edebileceğiniz üzere Michael Vick) ve umudunu kaybetmiş bir takım vardı.. O takımı geldiği ilk yıl 'play-off'a 3. yılında ise NFC Güney Ligi'nde şampiyonluğa taşıdı..
Turner daha tecrübeli olsa da Ryan'ın seçildiği yıl takıma San Diego Chargers'tan transfer edildi. Normal sezonda da 1371 yard koşarak (metrik hesaba geçiş için x 0.91) lig 3.'sü oldu, 12 touchdown'ı var. Roddy White ise Ryan'ın paslarını yakalaya yakalaya lig 2.'si oldu. Onun da TD sayısı 10..
Packers'ı anlatmak içinse iyi bir savunmayı, çok akıllı yönetilen bir hücumla birleştirin desem tehlikenin farkına varırsınız herhalde.. En fazla izlediğim takım bu sene Packers, 7 maçlarını tamamen izledim. Savunmada pozisyonunun (outside linebacker) en iyi ismi olan Clay Matthews'tan daha önce bahsetmiştik tekrarlamaya gerek yok.
Hücum tarafına geçersek Aaron Rodgers konusunda objektif olamayabilirim. Ligde en beğendiğim iki oyun kurucudan biri.. Biraz da yakından anlamanız için söylemek gerekirse "Alex'in koşanı" ya da "Saras'ın gençliği" diyebilirim.. Oyun zekası çok üst düzey, kabiliyeti bir o kadar üst düzey olan Rodgers mutlaka izlenmesi gereken isimlerden.. Packers'ın bu eşleşme için 3. önemli ismiyse James Starks.. Çaylak sezonundaki Starks'ın rakamları sezon içerisinde hiç etkileyici değil, zaten sadece 3 maç oynadığı göz önüne alınırsa çok da sürpriz değil.. Ama öyle bir Philadelphia Eagles maçı oynadı ki tüm gözler onun üzerinde bu maç için.. Packers'ın en önemli eksikleri ne şampiyon kalibresinde koşabiliyorlardı ne de koşu oyunlarını, pas oyunları kadar iyi savunabiliyorlardı. İki kritik nokta var; biri Michael Turner'ı durdurabilecekler mi, diğeri de Starks rüştünü ispatlayabilecek mi? Bu ikisinden biri bile gerçekleşse galibiyete yakın taraf deplasmanda olsa bile Packers. ESPN'in simule ettiği 10000 maç sonunda 5200 kez kazanan Green Bay olurken, Falcons 4800 galibiyet almış..

Edit: Tahminlerin aksine çekişmeden uzak geçen bir maç oldu.. Farkı yaratan adam Aaron de Rodgers'tı.. Packers normal sezondaki hakem kararıyla olan yenilginin (maçın son anlarında touchdown olmayan pozisyonda hakemler sayıyı geçerli saymışlardı) intikamını nakavt ederek aldı.. 31/36 isabetle 366 yard, 3 td, 1 koşu td... Artık Packers'ın koşan Alex'i Aaron Rodgers'ın dâhi anlamındaki 'de'sini ayrı yazmakta hiçbir sakınca yok.. Maç Green Bay adına o kadar ters başladı ki; İlk hücumda top kaybı, dönüşü 'td' oldu . Sonra lig konferans liderine 'td' ile karşılık verdiler ama, o sayının başlama vuruşu tarihe geçen 102 yardlık dönüşe sahne oldu.. Ama sonrasında Packers, Falcon'u adeta paramparça etti. Aaron de Rodgers'ın biri 11 diğeri de 10 üst üste isabetli pas serileriyle ouyunun sitmini hiç Atlanta'ya kaptırmadılar. Packers'ın ilk 3 hücumu 81, 92 ve 80 yardlık mesafeler.. Sonrası Packers

12 Ocak 2011 Çarşamba

Haaaaaayyyyyyyyyıııııır

Felton+Amare ortalama üretimi: 45 sayı, 12 ribaunt, 11 asist
2000'den ve Isiah Thomas'tan beri rüya gibi bir sezon geçiriyor New York Knicks.. Öyle inanılmaz ki, her an biri beni çimdikleyecek ve uyanacakmışım gibi.. Donnie Walsh'ın gelişiyle 2008'den beri Isiah Thomas'ın enkazını LeBron temizliğine dönüştüren -17 kontrattan kurtuldular- Knicks, LeBron'un 'yeteneklerini Miami'ye götürmesiyle' öksüz kalmıştı.. Teselliyi Amare'de aradılar ve az da olsa buldular gibi..
Amare'nin bu başarıda etkisi tartışılmaz ancak adeta Steve Nash'in savunma yapanı gibi oynayan Raymond Felton farkı yaratan adam.. Açıkçası Duhon'la sözleşme uzatılmamasına oldukça üzülmüştüm. Felton geldiğinde de geçtiğimiz yıldan biraz daha iyi bir sezon olabileceğini tahmin etmiştim. Ama şu ana kadarki sezon bile beni tatmin ve g.t etti diyebilirim.
Ve Felton'ın Charlotte'tan gidişi ve Knicks'e gelişiyle; Felton'ın 1960'ların futbolu temposunda hücum yapan Charlotte'ta yüksek tempo hasretiyle prangalar eskittiği ve Larry Brown artık torunlarıyla vakit geçirmesi gerektiği açık açık ortaya çıktı..
Ancak şu anda sorun şu; New York, ABD'nin en büyük pazarı ve bu pazara  bir süper yıldız yetmiyor, bunu Walsh'ta bildiği için Chris Paul olsun, Carmelo olsun sürekli gündemdeki isimler. Her ne kadar oyun tarzını sevsem; hatta bence şu anda NBA'in tartışmasız en iyi orta mesafe şutörü olduğunu düşünsem de -dediğim gibi benim düşüncem ve sonuna dek savunurum- her zaman LeBron'un gölgesinde kalmaya mahkum biri maalesef  Carmelo..
Martta temeli atılan Barclays Center böyle bişi olacak..
Onunla uzun süredir Nets'te ilgileniyor.. New York City ile New Jersey'nin City'ye komşu alanları bir düşünülür; o yüzden Nets'te New York pazarının bir ürünü.. Hatta Nets'in Newark'tan Brooklyn'deki 5 milyar $'lık Barclays Center'a taşınması önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tamamlanacak.
Nets dedikoduları çıktığında hem Carmelo hem de Nets adına sevindim. Ki; ortada dolaşan takas dedikoduları her iki taraf için de uzun vadede ölü bir yatırım olduğunu düşünsem de.. Ancak ne zaman ki Nets Carmelo söylentileriyle böbürlenmeye başlayıp Denver'ı çılgına döndürdü ve hatta Nuggets, Nets'i dedikodular devam ederse Carmelo'yu Knicks'e takas etmekle bile tehdit etti.

Bunu yaptırsa yaptırsa ancak Isiah Thomas yaptırıyordur dedim kendi kendime.. Nedeni ise, ilk kez düşündüğümde kulağa Carmelo-Amare 'süper forvet hattı' gibi geliyor ama sonra 'Ya savunma, peki ya savunma' dediğimde 'Haaaaaayyyyyyyyyıııııır' diye uyandığım kabuslar gördüm. Umarım Nets yönetimi çenesini kapalı tutar da kulüp anahtarıyla geleceğini de Nuggets'a verir, Carmelo'yu alır.. Carmelo da istediği ve uğruna 'play-off' kalibresindeki bir takımdan vazgeçtiği 22 milyon $'ın üzerindeki kontratla Nets'le 30. galibiyeti aldığı zaman havai fişeklerin atılacağı günün peşinde koşar..

Seç, beğen ve işe al!

NFL'de son yılları sıkıntılı geçiren Denver Broncos enteresan bir karara imza attı. O uygulamadan önce konuya hakim olmak amacıyla bir özet geçelim; geride kalan 16 maçlık sezonu 4 galibiyet ile kapatan Broncos, 6 Aralık'ta da koç Josh McDaniels kovmuş sezonu da yardımcı antrenör Eric Studesville ile tamamlamıştı. Yönetimin 2010 draft'ında seçtikleri kolej efsanesi Tim Tebow üzerine kurmak istedikleri bir takım var. Tebow konusu uzun ve derin gelecek sezona kadar vaktimiz var ama konuyla ilgili olduğu için kısaca bahsedelim. Tebow, Amerikan Futbolu'nu takip edenler tarafından neredeyse aziz yerine konan bir oyun kurucu.. Öyle ki; sadece 3 maç oynadığı bir sezonda tüm NFL'de forması en fazla satılan 3. oyuncu oldu.. Tebow konusu şimdilik bu kadar. Sonuçta Broncos yeni başlangıç için daha ilk günden taraftarının gözüne girebilecek yeni bir koç arayışında..
Koç görüşmelerini takip etmek için 'www.denverbroncos.com'u tıklayabilirsiniz
Asıl sürpriz ise işte burada.. Taraftarın bu kadar işin içine dahil olduğu organizasyonda Broncos yönetimi belki de takım sporları tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir ilke imza attı.. Kulübe gelen koç adaylarıyla yapılan görüşmeleri internet sitesine koyarak taraftarlarına sundu.. Böylece taraftarlar yeni koçlarının gelecek ile alakalı düşüncelerini 1. ağızdan, hem de pek fazla palavra atamayacağı ortamda görmüş olacaklar..
Acaba sonraki adım ne olacak? Koçumuzun arkasındayız dedikten sonraki ilk yönetim kurulu toplantısını canlı yayınlamak?

11 Ocak 2011 Salı

Erteleme

Daha resmiyet kazanmadı ancak kötü hava şartları nedeniyle Atlanta-Miwauke Bucks maçı 15 Mart'a ertelenecek gibi...
Resmiyet de kazandı..

10 Ocak 2011 Pazartesi

Bay Bay Vick!

NFL 'wildcard'da eşleşmeler belli olduğunda en çekişmeli maçın bu olacağı çok belliydi. Bir tarafta kariyerini adi ve suçlu bir kumarbazdan (köpek dövüştürüyordu) MVP adaylığına yükselten Philadelphia Eagles oyun kurucusu Michael Vick ile son hafta 'play-off' yapan Aaron Rodgers'lı Green Bay Packers..
Herkül'ün kardeşi Clay Matthews III
Packers'ın profesör Rodgers dışında diğer artıları kalın ve sert defansif hattının olmasıydı..'Sack' (QB'nin oyun kurmasına izin vermeden top elindeyken müdahalede bulunma) makinası linebacker Clay Matthews III'ü unutmamak lazım. Dedesi ve babasından sonra saltanatı devralan Matthews ligde henüz 2. yılı olmasına rağmen 2 kez Pro Bowl (NFL'de her iki konferansın en iyi oyuncularının seçildiği ve sezon bitiminde bir gösteri maçı yaptıkları bir organizasyon) yaptı. Green Bay NFL'in en fazla şampiyonluk (12) kazanan takımı.. Ancak son şampiyonlukları (aynı zamanda da ilk ve tek Super Bowl'ları oluyor) 1996'da. Philly'nin ise hiç şampiyonluğu yok..
Vick'i bu hale getiren top kaybı..
Vick rüya gibi bir sezon geçirdi. 14 maçta 22 touchdown pası, 10 koşu touchdown'ı ve sadece 7 top kaybı. Hapisten dönen biri için hiç de fena değil.. Ama oynadığı fiziksel oyunun sonucu olarak sezon sonu yaklaştıkça yoruldu, yoruldukça da hata marjı arttı.. Packers maçında %100'üyle oynamamasına rağmen 1'i td olan 292 yardlık pas attı, kendisi de bir td yaptı ve tam Shrek lezzetindeki geri dönüşünün krem karamelini son saniye pasıyla yapıyordu ki; top kaybı peri masalının mutlu sonla bitmesini engelledi. Maçı Packers 21-16 kazandı. Şimdi Vick'in daha önemli bir problemi var; hep istediği o büyük kontratı verecek bir takım bulabilecek mi? Vick, Rodgers'ın 3 td'lık kazığının rakamlara yansıdığını görürse dünden daha da üzülecek gibi.. gerçek dünyaya hoşgeldin Mr.Vick..

9 Ocak 2011 Pazar

Yağmurlu şehirde güneşli gün

Seattle'da yılın 155 günü yağmurlu.
Geçtiğimiz yıl Super Bowl 2009'u New Orleans Saints kazanınca bir şehrin kaderi değişti deniyordu. Çünkü Katrina Kasırgası'nın ardından maddi yaralar sarılsa da New Orleans gerçek anlamda giderek felaket bir şehir olmaya doğru gidiyordu.. ABD'nin en azılı suç şehirlerinden biri (faili meçhulde bir numara) New Orleans'tı (Gotham City gibi bir yer). Super Bowl şampiyonluğunun ardından tabii ki bir anda her şey güllük gülistanlık olmadı ama en azından 'umut' kara bulutların ardından çıkmış oldu..
Ve New Orleans cumartesi günü 'umut' tacını Seattle şehrine devretti. Seattle'tan bahsedecek olursak; New Orleans'ın aksine ABD'nin refah seviyesi en yüksek şehirlerinden ama oranın da havası son 3-4 yıldır biraz kaçık.. Zaten iklim kasvetli.. Bir de Supersonics'in şehirden, tırnak içinde çalınmasıyla acıklı hikayeleri başladı.. Supersonics'in başına gelenleri; David Stern, eski Supersonics sahibi ve Sturbucks CEO'su Howard Schultz ve Oklahoma City Thunder sahibi Clay Bennett üçgeninde dönen alavere-dalavereleri başka bir başlığa bırakmak gerek..
Konuya dönersek NFL'de 'play-off'a kalan son takımdı Seattle Seahawks.. 7-9 ile galibiyet oranı ile %50'nin altında 'play-off' yapması dalga konusuydu.. Dalgayı geçtim Seahawks ligini şampiyon tamamladıktan sonra aşağılanmadıkları platform kalmamıştı.
Ama onlar buna inat almışlar ellerine kapak bol bol dağıttılar.. Saints'in son iki yıldaki deplasman performansı 13-3'tü, ve son şampiyondular.. Yani aslen oynadıkları yer fark etmiyordu (normal sezonun son maçında NFL Atlanta Falcons'ı sahasında yenmişlerdi).. Tabii ki her şeyden önce Saints'in rezalet bir savunma yaptığını söylemek gerek. Sezon boyunca sadece 13 'touchdown'a izin veren o savunma Seahawks'ın 4 'td'ına gık diyemedi. Ama ne olursa olsun Seattle oyun kurucusu Matt Hasselback'in  çok başarılı oyunu ve genç takımın kazanmaya olan tutkusuyla maçı 41-36 kazandı.
Lynch'e dokunan bin pişman..
Maçı bitiren, özetleyen hareket Seahawks'ın son sayısı oldu. O oyunda Mashawn Lynch 67 yardlık (0.91 ile çarparak metrik hesaba geçiş yapılabilir) 'touchdown'u yaparken herhalde ona değmeyen bir ben kalmıştım. Tam 8 oyuncu temasta bulundu Lynch'e ama bu 8 temasa rağmen sayısını yaptı. Supersonics'e ağıt yakan şehri 3 yılın ardından yeniden güldürmüş oldu.. Seahawks Super Bowl 2005'i Steelers'a kaybetmişti..
İşin en ironik tarafıysa NFL 'wildcard' maçlarında saha avantajını kullanıp konferans yarı finaline çıkan tek takım Seattle Seahawks oldu.. Alın size bir kapak daha...

Kişisel değil şahsi!

Ryan kutlamaya gelen Manning'in suratına bile bakmadı.
Bilenler için gereksiz bilmeyenler içinse ayırt edici bir ayrıntı Peyton Manning denilen adam son 10 yılda 'Tanrı' modu açıp (diğeri için bknz: Tom Brady) istatistikleri alt üst eden bir oyun kurucu (bilenler icin QB diyelim de aforoz edilmeyelim) Her şeyden önce oyunda kuralları, oynanışı direkt değiştiren biri. Onun zekâsı, oyuna okuma yeteneği Amerikan Futboluna yeni bir yaklaşım getirdi. QB'ler zaten sahada takımınızın ofansif kaptanı, direktorü kani, canı hatta çok ileri götürürsek namusudur..
Oyuna getirdiği yenilikten kısaca bahsetmek gerekirse; bu adam her ofansif oyundan önce takimini toplayıp koçundan aldığı taktikleri vaaz verir gibi anlatmıyor, hücum çizgisine yerleşip savunmayı şöyle bir süzdükten sonra takımının yerleşimini değiştirebiliyor. Buna da 'no-huddle' ofans diyenler de var.. Neyse uzun lafın kısası bu adam böyle yapa yapa tabi çok düşman kazandı, seveni kadar sevmeyeni de var. En azılı rakiplerinden biri de akranı olan bir oyuncu da değil, baya kelli felli 'bi' adam; Rex Ryan..
Rex Ryan'ın husumeti Jets'in başına geçtiği geçtiğimiz yıldan çok daha önceye dayanıyor. Manning lige girdikten 1 yıl sonra Baltimore Ravens'in defansif koordinatörlük görevine getirilen Ryan'ın savunmasıyla, Manning dünkü maçtan önce 'play-off'larda 6 kez karşı karşıya gelmişler ve bunların 5'ini Manning kazanmıştı.. Geçen yıl da Indianapolis, AFC şampiyonluk maçında Jets'i yenip Super Bowl'a gitmişti..
Herhalde Ryan için bardağı taşıran son damla o oldu ki dünkü maç öncesinde hafta arası "Artık bu tamamen şahsi. O adamı (küçük düşürmek için bir ifade değil) artık yenmek istiyorum" demişti. Ve dün maç oynandı, bitti.. Sonunda kazanan son saniye 'field goal'ü ile de olsa (17-16) Rex Ryan'ın Jets'i oldu.. Böylece Ryan şahsi rekabetine bir galibiyet ekledi. Eh lafını da yememiş olması cabası..
Vinatieri 50 yardlık saha golünü yaptı, Colts 53 saniye kala öne geçti ama Folk (sağda) maçı 32 yarddan bitiren adam oldu.

Maçla ilgili olarak da iki kelime etmek gerekirse; "Jets galibiyete koştu" klişesi çok açıklayıcı. LaDainian Tomlinson ile Shonn Greene son 4 haftada rakiplerin koşu oyunlarına tıpa takan Colts savunmasını kabak çiçeği gibi açınca kısır geçen maçı kazandılar.. Savunmaları çok iyiydi ama daha önemlisi hücumda topa sahip olarak tempoyu Colts'un dolayısıyla da Manning'in belirlemesini engelleyip konferans yarı finaline yükseldiler..

Son bir sözüm de; hakaret etmeyi fazla sevmesem de Colts'un pek de akıllı olmadığını düşündüğüm 'wide receiver'ı Taj Smith'e kendi taraftarı ne dese yeri.. Ben ise ona 4. çeyreğin son 4 dakikası içindeyken Jets 'punter'ına kural dışı müdahale ederek ceza alması daha da önemlisi altın değerindeki saniyelerin kaybolmasına neden olması sebebiyle RedKit diliyle hakaret ediyorum: '@#&%*!?' 

8 Ocak 2011 Cumartesi

NBA mi? oda ne ki!

Son 2 yıla ait grafik bulamadım. 2003-08
Yakında şöyle bir haber duyarsama hiç şaşırmam.. NBA'in yeterli ilgiyi görmediğini düşünen LeBron James NFL'e geçme kararı aldı.. Çünkü gerçekten öyle. Amerika'nın ağası uzak ara NFL.. Türkiye'deyken de bunu böyle bilir de bilmezden gelirdik ama buraya gelince durum o kadar vahimmiş ki onu anladım. Sporun her dalını sevmeme birçoğunu da (evet Amerikan Futbolu oynadım) basketbolun yeri apayrıdır bende..
Bu yüzden kabullenmek istememiştim Türkiye'deyken Kaan Kural'ın "Oğlum Amerika'nın esas sporu Amerikan Futbolu'dur gerisi fasa fiso" lafını..
Gerçekler o kadar ortada ki; kendi yaşadıklarımdan iki örnek bile verebilirim.
1. Basketbol oynamak için salona ya da sokağa (kışın sıkıysa oyna ortalama -5 °C) çıktığında, basketbolla alakalı adamların bile birçoğu (yalan söylemeyeyim Hido'yu %75'i hatırladı, (sağolsun 2008 Finalleri) ancak neredeyse tamamı Mehmet Okur'u tanımıyor.. (Her türlü kombinasyonu denedim, 'Memo', 'Okur' 'Memed Oookuur') ama olmadı. Fakat konu Pittsburgh Steelers'ın efsanevi oyuncularından Tunch İlkin'e gelince 25 yaşınıın üzerindeki insanların neredeyse tamamı konuya hakim.. (Pittsburgh ya da Pennsylvania yakınlarında da oturmuyorum)
2. Her sabah, öğle ve de akşam yerel ya da ulusal radyo kanalında ilk haber NFL, 2. haber NFL, 3., 4., 5., 6., haber hep NFL.. Bu düzene çomak birtek MLB 'play-off'ları zamanında girdi. O zaman da sezonun başıydı daha NFL'de.. NBA mi? Çıkarın 'The Decision'ı, çıkarın 'Noel gecesi' maçlarını alın size kapanış haberlerii... 'Bu arada da Heat dün gece son 20 deplasmandaki 19. galibiyetini çıkarttı' lezzetinde anlayacağınız..
Şimdilik aklıma bunlar geldi, hazır NFL wild-card maçları başlamadan bunları yazayım dedim de maçlarla ilgili dipnot vermeye yüzüm tutsun..

7 Ocak 2011 Cuma

The Biggest Loser!

Sydney 2000 Kürsü
Ulusal ve Uluslararası kariyerinde hiç yenilmemişti, bir tek o gün yenildi. Son maçında ilk ve tek yenilgisini aldı ve güreşe veda etti 'büyük insan' Alexandr Karelin.. Hem de rakibinin maçın tek puanını aldığı dakikadan itibaren güreşmeye hiç niyeti olmadığı halde karşılaşma bitmeden son 5 saniyede rakibini sportmence kutlayarak 'adam' gibi de yenilgisini kabul ederek 'elveda' dedi..
Karelin unutulmadı, hiç de unutulmayacak. Spordaki kahramanlarımın en üst basamaklarını hep işgal edecek 'Büyük Rus'. Ama kimse inanmasa da kaybetmişti.. Kazanan ise Rocky 4'e taş çıkartırcasına bir ABD'li idi: 'Rulon Gardner.' (Ah Ivan o son yumruğu vurmayacaktın Apollo'ya)
O zaman sinirimden 'Hormonlu' Gardner lakabına bayılmıştım ve ne zamanki Karelin konusu açılsa Gardner'a iki sallamadan edemezdim.. Toraman o zaman 29 yaşındaydı ve elle tutulur başarı olarak o tarihe dek sadece 2 ABD şampiyonluğu ve birkaç ıvır-zıvır kupası vardı.. Neyse uzun lafın kısası Hormonlu'ya karşı olan az da olsa kötü hissiyatım (Hislerimin nefret boyutunda olmamasının sebebi de Gardner'dı. maç sonrası açıklamasında "O bir Tanrı, ben ise sadece bir olimpiyat şampiyonuyum" diyerek twelve point'i kapmıştı zati.) geçtiğimiz salı günü geçti.. 
Gardner 2007'de geçirdiği uçak kazasından yara almadan kurtulmuştu.
NBC'de "The biggest Loser"ın yeni sezonu başladı.. Kanalları gezerken denk geldim ve ne göreyim. Bizim Toraman hem yaş olarak hem de kilo olarak toramanlıktan çıkmış 480 poundluk (kiloya vurmak için varın çarpın 0.453 ile) 'baya büyük bişeye' dönüşmüş.. Gardner diyor ki "Olimpiyat şampiyonu olduktan sonra, sadece şampiyon gibi yemeye devam ettim şampiyon gibi çalışmaya değil."
Gardner şimdi 39 yaşında kilosunun dışında uyku düzensizliği, yüksek kan basıncı, evlilik :) gibi sorunlarla baş başa ve 'Biggest Loser' olmak için yarışıyor..
Karelin ise hâlâ şampiyon olduğu günlerdeki kilosunda, doktorasını yapmış yaşadığı şehir olan Duma'nın 4 dönemdir ulusal heyette temsilcisi biri..