Başarılı olmak ile göze hoş gelen oyun sergilemek arasında doğru bir orantı yok. Hele basketbolda. Hele hele NBA'de. Magic Johnson'lı Lakers'ın 'Showtime' ve yine Lakers'ın Kobe ve Shaq'lı 2000-2003 arasına hükmeden basketbolunun dışında yüzüğü parmağına takan takımlar ilk olarak savunmayı düşünen ekiplerdi. Gerek Jordan'lı Chicago (ki oyunun iki tarafında da en iyi istatistiklere sahiptiler) sonrasında Olajuwon'lu Rockets, Duncan-Robinson'lu Spurs ve Detroit, bunlar düşük tempo ile oyunlarını rakibe dikte ettiren ve şampiynluğu yaşayan ekipler.Güzel oyun; göze hoş gelen basketbol ise kimi zaman gönüllerde taht kursa da tarih kitaplarına yazılacak nadir başarılara imza atabildiler. Bunların başında ise geçtiğimiz sene lig liderini ilk turda eleyen Golden State Warriors geliyor. Don Nelson yönetimindeki Warriors maç başına kullandığı 90 şutla topu elde tutmayı hem sevmeyen hem de beceremeyen bir takım. Stephen Jackson'un yokluğundaki 6 maçın 5'ini kaybederek sezona giren Golden State sonrasında toparlanarak sezonun bitimine 11 maç kala son 15 yılın en iyi galibiyet sayısına şimdiden ulaştı. 'Çılgın profesör' lakaplı Don Nelson'un geçtiğimiz yılki Dallas başarısının ardından Jason Richarson'a yol vermesiyle 'doyuma ulaştılar, bu sene birşey beklenmez' eleştirileriyle karşı karşıya kaldılar. Ancak göze hoş gelen oyunu başarıya dönüştürdüler. Hem de diğer takımlara göre sorunlu ve ucuz gözüken 'yıldızcık'larla (Baron Davis dışında). Şimdi ise geçtiğimiz sene yerle bir ettikleri Dallas'ın Nowitzki'siz sallanırken onları geçip 7.liğe göz koymaları ligin en yüksek sesle konuşulan konularından. Ligdeki konumları ne olursa olsun Batı'nın en güçlü ekiplerinin bile olası bir Golden State eşleşmesinden kaçıyor olması da Warriors adına guru verici bir durum olsa gerek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder